Solucan Gübresi Bilgi Portalı 08 Aralk 2016

Josef H. Görres ile Solucanlar Üzerine Çarpıcı Bir Röportaj

Josef H. Görres ile Solucanlar Üzerine Çarpıcı Bir Röportaj

Sayın Josef H. Görres kimdir?

Josef H. Görres kendisini şöyle tanımlar:

Vermont’un ekonomisi tarıma dayalıdır ve bu nedenle toprak merkezi bir kaynaktır. Benim eğitim ve araştırmam, Vermont çiftliklerinin sürdürülebilirlik ve refahı için tarımsal ekonomi ile ekosistem faaliyetlerini bağdaştırmak üzerinedir.

Akademik Kariyeri:The University of Vermont

  • Doktora: Manchester Üniversitesi, Bilim ve Teknoloji Enstitüsü, İngiltere, 1982
  • Yüksek Lisans: Tabi Kaynaklar Bilimi, Rhode Island Üniversitesi, 1991
  • Lisans: Fizik, Manchester Victoria Üniversitesi, İngiltere 1979

Sayın Görres bir süredir çeşitli çalışmaları dolayısıyla Türkiye’de bulunmaktadır. Görres aynı zamanda siyahaltın.com solucan gübresi tesisine de danışmanlık yapmaktadır. Kendileri ile yapmış olduğum röportajı aşağıda sizlere sunuyor ve fayda sağlamasını diliyorum.

ÖNEMLİ NOT: Bu röportaj sadece sayın Görres’in bilgi birikiminden faydalanmak amacı taşımamakta, aynı zamanda çok sık sorulan ve hemen herkesin doğal olarak aklına gelen “normal toprak solucanlarıyla vermikompost üretimi yapılamaz mı?” sorusuna dikkati çekmektir. Bu vesileyle, söylenmek istenen şudur: Türünü bilmediğiniz herhangi bir toprak solucanını bulunduğu doğal ortamından ayırıp vermikompost üretimi yapacak olursanız ve bu nedenle farklı coğrafyalara göçlerini sağlarsanız, röportajın ve aynı zamanda sayın Görres’in de ana çalışma konularından birisi  olan İŞGALCİ SOLUCAN İSTİLASINA bizzat kendi elinizle davetiye çıkarma riskini de yaratmış olacaksınız. Bu nedenle röportajı okurken sadece elde edeceğiniz faydayı değil, diğer taraftan neden olabileceğini zyıkıcı etkileri de düşününüz. TÜRÜNÜ BİLMEDİĞİNİZ HİÇ BİR SOLUCANLA VERMİKOMPOST ÜRETİMİ YAPMA GİRİŞİMİNDE BULUNMAYINIZ! Türü bilinen solucanlar temin ederek üretim yapınız lütfen!

Savaş Gönen: Eğitiminizi bir fizikçi olarak tamamladınız ve şu anda toprak üzerine araştırmalar yapıyorsunuz. Bu durum Türkiye’de bir bilim adamı için pek sıradan bir durum değil. Bize çalışmalarınızın başlangıç noktasından bahsedebilir misiniz? Tabi fizik ile toprak arasındaki bağlantıdan da bahsetmenizi isteriz. Neden solucanlara ilgi duydunuz?

Josef H. Görres: Aslında henüz küçükken bir astronom olmak istemiştim, fakat neticede astronomide çok az pozisyon olduğunu fark ettim ve bu nedenle uzmanlaşma alanımı değiştirdim. Fizikçiler karmaşık sistemler üzerine çalışırlar. Toprak da oldukça karmaşıktır, çünkü toprakta birbirinden farklı işler yapan birçok farklı organizma için birçok farklı habitat vardır (boşluk hacmi, gözenekler). Gözenekli katılar fiziğinin büyük bir kısmı toprağa uygulanabilir ve elbette ayrıca su akışı fiziği, besin ve kirlilik transferi ve hatta üzerinde araştırma yapabileceğiniz organizmalar yoluyla kimyasalların algılanması gibi konulara da sahipsiniz.

SG: Basit bir soruyla başlamak istiyorum: Solucanların artı ve eksilerine dair neler söyleyebilirsiniz? Solucan gübresi (vermikompost) toprak ve organik tarım için gerçekten de altın değerinde midir?

görres foto_1JG: Vermikompostun birçok faydası olabilir. Bunlar toprak verimliliği ve bitki besinleri, bitki büyüme düzenleyicileri, toprağın organik madde düzeyinde arttırıcılık, bazen de bitki patojenlerine karşı koruyuculuktur. Elbetteki bir vermikompost ancak onu elde etmek için kullandığınız malzemenin iyi olması oranında kalitelidir. Kullanılan malzemeler mümkün oldukça ağır metallerden arınık olmalıdır. Yüksek azot (N) içerikli maddeleri (örneğin hayvan gübresi) yüksek karbon (C )içerikli (örneğin saman, talaş gibi) maddelerle karıştırarak kullanmalısınız. Başlangıç C:N oranınız 30:1 şeklinde olmalıdır ve zamanla (2-3 ay gibi) bu oran 10:1 – 15:1 şeklinde düşürülmelidir.

Burada Vermont’da ise solucanların karanlık bir tarafı vardır. New England’daki solucanların tamamı egzotik ve bazıları da invaziv (istilacı) türlerdir. Toprak yapısını değiştirerek ormanlık alana zarar verebilirler; böylece orman vejetasyonunun alt bitki örtüsünü azaltır ve hatta ağaçların yenilenmesini engellerler.

(Okyucuya Not: SG: Söz konusu yıkıcı etki hakkında daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.)

SG: Organik çiftçilik açısından vermikompostun kimyasal gübrelere karşı etkili bir alternatif gübre olduğunu düşünüyor musunuz?

JG: Organik çiftçilikte tanımı gereği kimyasal gübreler (inorganik) kullanılamaz. Vermikompost diğer kompostlarla karşılaştırıldığında yüksek değerde alınabilir besin içeriğine sahiptir. Çok çabuk sonuç vermektedir. Bu nedenle tamamlayıcı olarak ya da bir başlangıç ​​gübresi olarak etkili olacaktır. Ticari olarak üretildiğinde pahalı olmasına rağmen eğer küçük ölçekli olarak üretilebilirse daha ucuz olacaktır. Aynı zamanda vermikompost, araziye dikim öncesi çok güçlü bir fide üretimi sağlamak amacıyla da kullanılabilir.

SG: Bir yerde, “solucanların neden olduğu, besinlerin hızlı salınımı olayına yerel bitkilerin uyum sağlayamayacağı”ndan bahsetmişsiniz. Bu oldukça önemli bir tespittir. Buradan yola çıkarsak, bu durum ticari vermikompost üretimi açısından herhangi bir sorun teşkil eder mi? Örneğin, bu bağlamda her türlü tarımsal faaliyette ticari olarak üretilmiş solucan gübresi kullanımı herhangi bir tehlike arz eder mi?

JG: Ekosistemi solucanların varlığı olmaksızın oluşmuş olan doğal ortamlarda solucanlardan kaynaklanan besin salınımı bir sorun olabilir. Örneğin, 10.000 yıl önce buzlarla kaplı (buzul çağı) olan bölgelerdeki ekosistemler solucanların varlığı olmaksızın geliştiler. Bundan dolayı, bu bölgede yetişen bitkiler solucanların neden olabileceğinden daha farklı yapraklanma ve çiçeklenme dönemlerine (zaman aralıklarına) uyum sağlamışlardır. Bu durum birçok işgal edilmiş ormanlık alan için bir problemdir. Bu model bazen invasiv (işgalci) bitki türlerinin, solucanlar tarafından işgal edilmiş ormanlık alanlara sömürge kurmasına neden olur ve böylece ağaçların hasadı engellenmiş ve bölgedeki biyo-çeşitlilik de azalmış olur.

Tarım arazilerinde ise işler biraz daha farklı yürür, çünkü burada toprağı ve ekimi yapılan ürünü yönetmek daha kolaydır. Örneğin solucanlar tarafından bırakılan (dışkılanan) besinleri almak için örtü bitkileri kullanabilirsiniz. Yani normal bir çiftçi için bu durum çok da problem olmayacaktır. Buna rağmen bazı solucanlar, derin tüneller kazabiliyorlar ve böylece çiftçilerin araziye uyguladıkları bazı kimyasallar bitkilerin kök bölgelerine erişebilir. Bu da çiftçi için bir maliyettir çünkü uygulanan kimyasalların bitkiye herhangi bir etkisi olmuyor, çünkü bitki onu kök bölgesinden alamıyor…

SG: Yaygın kanıya göre, “solucanların toprak sağlığı ve ekosistem işlevi üzerinde pozitif etkilerinin olduğu yönündedir.” Fakat bunun tam tersi yönde, eğer “solucanların bazı potansiyel negatif etkileri” de varsa, sıradan bir çiftçi kendi solucan gübresini üretir ve/veya kullanırken ne gibi önlemler almalıdır?

JG: Birkaç nedenden dolayı solucanları vermikomposttan ayırmak ihtiyatlı bir davranış olacaktır:

1) Solucanlar iyi bir fiyata satılabilir

2) Kompost solucanları aynı faaliyetlerini tarlada gösteremezler.

SG: Yerel ve invasiv (işgalci) solucanlar arasında ne gibi farklar vardır? Prof. Dr. Mete Mısırlıoğlu’nun “Toprak Solucanları, Biyolojileri, Ekolojileri ve Türkiye Türleri” adlı kitabına göre Türkiye’de oldukça fazla sayıda solucan türü mevcut. Örneğin, kendi bölgesi için yerel bir tür olmayan Eisenia foetida türü solucanı kullanarak vermikompost üreten çiftçileri düşünürsek, çalışmalarınızda bahsettiğiniz invasiv türlere dair herhangi bir tehlikeyle karşılaşmaları olası mıdır?

Josef Görres, M.Hanifi Can ve Dr. Korkmaz Belliturk birlikte

Josef Görres, M.Hanifi Can ve Dr. Korkmaz Belliturk birlikte

JG: İşin aslı ben Eisenia foetida türünün bir tehlike arz edeceğini düşünmüyorum, çünkü bu solucan türü bir ekosistemde yaşamını sürdürebilmek için oldukça fazla organik maddeye ihtiyaç duyar (zaten tam da bu nedenle iyi bir vermikompost solucan türüdür, büyük miktarlarda organik atığın üstesinden gelebilirler). Fakat yine de asla bilemezsiniz! Türkiye’deki solucanların invasivliği (işgalciliği) ile ilgili ve hangi türlerin egzotik olduğuna dair çok az bilgi var elimizde. Yabancı (göçebe) olarak sınıflandırılan bu solucanlar dünya çapında yayılım göstermişlerdir. Bunların bir kısmı Lumbricus türlerini içermektedirler (L. Rubellus ve L. Terrestris) fakat diğerleri de vardır. Türkiye’de yaklaşık 70 farklı tür tanımlanmıştır fakat büyük olasılıkla çok daha fazlası henüz toplanmamış veya henüz bir tür olarak tanımlanmamıştır. Bu nedenle Türkiye’deki egzotik türlerin tehlikelerine dair çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Diğer yandan Mete Mısırlıoğlu, Amynthas cinsi solucanların listesini vermektedir ve bunlar doğuya ait türlerdir (Japonya, Çin, Kore) ve bu türler ormanların saldırgan işgalci türleri olmaları açısından tehlike arz edebilirler.

SG: İnvasiv solucan türlerini nasıl ayırt edebiliriz?

JG: Güzel bir soru. Türkiye’deki soluncalar hakkında çok az bilgimiz var, bu nedenle egzotik invasiv türleri belirlemek çok zor. İnvasiv solucanlar birçok belirgin özelliğe sahiptirler:

1) Hızlı üreme döngüleri

2) Çok fazla sayıda atığı hızla tüketebilme,

3) Yeni çevrelerine çok hızla uyum sağlayabilme

SG: Aklıma takılan bir soru var: İnvasiv solucanlar, Vermont ve Great Lakes bölgelerinde gözlenen yıkıcı etkilerin aynısını kendi menşei ülkelerinde de göstermiyorlar mı? Eğer göstermiyorlarsa neden ve nasıl?

JG: İnvasiv canlılar işgal ettikleri bölgelere oldukça büyük hasarlar vermektedirler, çünkü gerçekte geldikleri menşei bölgelerinde var olan ve onlarla beslenen avcılar, işgal ettikleri bu yeni yerlerde yoktur. Bu nedenle orijinal habitatlarında sayıca yeterli çoklukta olmayabilirler ve bunlar da ekosistemin geri kalanları ile denge içinde yaşamaktadırlar. Aynı zamanda orijinal ekosistemleri kendi bölgelerine özgü bir solucan bileşenine sahip olabilir. Eğer bu solucanlar yeni bir bölgeye taşınırlarsa hasara neden olabilirler.

SG: Peter Groffman’a göre “solucanlar, yeni büyüyen bitkiler için bir tür büyüme ve köklenme ortamı sağlayan yaprak süprüntülerini yemektedirler”. Fakat birçok makalede solucanların sadece çürüyen maddeleri tüketebildikleri yazmaktadır. Bu açıdan, solucanlar çürümeyen yaprak süprüntülerini nasıl yiyebilirler?

JG: Toprak yüzeyindeki herhangi bir yaprak süprüntüsü çok hızlı bir biçimde çürümeye başlar. Gerçekte yaprağın kimyası daha ağaçtan düştüğü andan itibaren değişmeye başlamıştır. Solucanlar bu sürece katkı sağlarlar. Eğer yapraklar diğer böcekler tarafından küçük parçalara ayrıştırılmış ise solucanlar daha da çabuk beslenirler. Bu açıdan bakılırsa yapraklar zaten kısmen çürümüşlerdir. Bazı solucan türleri ise yaprakları çekerek, toprakta açtıkları tünellere götürürler ve orada çürümeye başlayan bu yaprakların üzerinde yaşayan mikroorganizmalarla beslenirler.

SG: Solucan dışkısını hep iyi bir çimlenme ve köklenme ortamı olarak biliyoruz. Yoksa değil midir? Tartışma ortamlarında şöyle bir soru sorulmuştur: “Solucanlar atıkları işleyerek geriye dışkılarını bırakırlar ve bu dışkı (casting) bol miktarda yararlı bakteriler içerir ve bunlar da bitkilerinizin gelişip serpilmelerini sağlarlar. Ormanlık alanlardaki solucan dışkısı içeren bu bölgelerde neden büyüme gözlenmemektedir?” Bu yorum hakkında neler söylemek istersiniz?

JG: Solucan dışkısı bahçecilikte, daha sonra satışı yapılan ve arazilere dikilen bitki fidelerinin büyümesi için kullanır ve evet gerçekten de çimlenme için oldukça faydalıdırlar.

Solucanların olmadığı ormanlık alanlarda yetişen bitkiler ince bir organik madde tabakasına ihtiyaç duyarlar ve bu durum (solucanların olmadığı) birçok orman için de geçerlidir. Bu bölge tohumların muhafaza edildiği (tohum bankası) ve çimlendiği bölgedir. Ormanlık arazilerdeki solucan dışkısı sıklıkla toprak mineralleriyle karışmıştır ve böylece bölgeye özgü bitkilerin köklerinin delip geçemeyeceği yoğunlukta bir toprak tabakası oluşur. Ancak solucanlarla birlikte sonradan gelen bazı invasiv bitkiler bu tabakada çimlenip yetişebilirler…

SG: Solucanlar ve karbon arasındaki gerçek hikâye nedir? Karbonun tamamının hızlı ayrışma nedeniyle atmosfere salınımı gerçekten de mümkün müdür? Eğer öyleyse, ticari vermikompost üreticileri bu konuda neler yapabilir? Onlar için bir sıkıntı yaratacak bir durum var mıdır?

JG: Çiftçiler için bir tehlike yoktur fakat iklim değişikliği üzerinde bilimsel olarak henüz ölçülmemiş olan bir etkisi olabilir. Ancak, birçok işçi topraklardaki solucandan kaynaklanan sera gazı emisyonunu incelemiş ve bu topraklardaki CO2 oranında bir artış olduğunu göstermişlerdir.

SG: Purdue Üniversitesinde bir çevre kimyacısı olan Tim Filley’in üzerinde çalıştığı bir makalede, “toprak solucanının iştahı karbonun toprakta depolanmasını kolaylaştırabilir ve böylece kimyasallar atmosfere CO2 olarak salınmazlar, ki bu da iklim değişikliğini frenlemek için fayda sağlayabilir” demektedir. Gerçekten de solucanlar iklim değişikliği üzerinde bu ölçüde bir değişikliğe neden olabilirler mi? Buradaki aynı süreç ticari vermikompost üretimi içinde geçerli midir?

JG: Olabilir. Doğrusu biz de şu anda tam olarak bu konu üzerine çalışmaktayız. Öğrencilerimden birisi solucanlı ve solucansız ormanlık arazilerdeki karbon birikimini araştırmaktadır. Ana fikir şudur; solucanlar toprak agregatları ve gözenekler meydana getirirler. Belki çok küçük olan mikroorganizmalar bu agregatlar içindeki organik maddelere ulaşamazlar. Buna fiziksel OM koruması denir. Biz aynı zamanda vermikompost ve kompost faaliyetlerinde salınan sera gazını da ölçüyoruz…

(ÇN – Agregat: Topraktaki kil, mil ve kum bölüntülerinin, organik materyal ile canlı salgıları sayesinde oluşturdukları en küçük doğal toprak parçasına verilen isimdir.)

SG: Wageningen Üniversitesinden Jan-Willem van Groenigen “bilim adamları karbon döngüsünde küçük organizmaların rolünü anlamak için yavaş davranmaktadırlar” demektedir. Ona göre, “solucanlar dışkıladıkları zaman, ortaya çıkan madde azot oksit salınımı yapan toprak mikropları için bir şölen sağlamaktadır. Solucanların tünel kazmaları ve toprağı karıştırmaları aynı zamanda bitki posalarının toprağa karışmasına ve orada çürüyüp CO2 üretmelerine neden olur”. Son aşamada hangisi doğrudur: karbon depolaması mı yoksa salınımı mı? Diğer yandan Groenigen der ki, “uzun bir zaman dilimi içinde, solucanlarla dolu topraklardaki azot-oksit salınımı artarken CO2 salınımı azalabileceğine dair ipuçları vardır”. Sonuç olarak bu karışıklığa dair neler söyleyebilirsiniz?

Josef Görres(sağda), M.Hanifi Can (ortada) ve Dr. Korkmaz Belliturk (solda)

Josef Görres(sağda), M.Hanifi Can (ortada) ve Dr. Korkmaz Belliturk (solda)

JG: Gerçek, tüm süreçleri bilme meselesidir. Eğer solucanların topraktaki CO2 salınımına bakarsanız evet, bir etkiye sahiptirler. Buna rağmen, toprağa karışan yaprakların bir kısmı boşluk hacimlerinin (ÇN: topraktaki gözenekli boşluklardan bahsediliyor) bir parçası olmakla beraber çürüyerek ayrışmaktan korunmuş olurlar ve bunlar mikroorganizmalar için oldukça küçüktürler. Yani aynı zamanda ortada hem solucanların hızlı etkileri (CO2 salınımında olduğu gibi) ve hem de yavaş işleyen bir etki (karbonun korunması gibi) var. Bu durum göz önünde bulundurulması gereken çift taraflı bir denge meselesidir. Her iki süreç aynı zamanda işlemektedir. Toprakta ne kadarının hapsolduğu süreçler arasındaki fark ile ilgili bir sorudur. Yani aynen çek defteri gibi; giden ve gelen para. Hesabınızdaki paranın durumu hesabınıza ne hızda paranın yattığı ve ne hızda harcama yaptığınızla ilgilidir.

SG: “Vermont’ki Mandıra ve Akçaağaç Üretim Sistemlerinde Solucanlara Bağlı Azot Kaybı” adlı proje çalışmasında “özellikle solucan barındıran topraklarda Azot neredeyse sadece, bir azot formu olan Nitrojen biçimindeydi ve bu biçimiyle kolayca yıkanıp bir sera gazı olan Azot Oksit’e dönüşebilir” denmektedir. Aynı durum ticari vermikompost kullanım durumlarında da geçerlimidir?

nitrifikasyonJG: Evet. Yıkanma (liç) olup olmama durumu toprak amenajmanına (yönetimi) bağlıdır; kararlı Karbon’un tipi ve miktarı vb. gibi. Nitrat’ın (NO3) oluşması için ilk olarak Amonyum (NH4) aşamasından geçmesi gerekmektedir ve eğer nitrifikasyonu bozabilirseniz (NH4’ün NO3’e dönüşmesi süreci) bir şekilde azotunuzu yıkanmaktan kurtarabilirsiniz. Bu ise eğer NH4, kil ve organik madde katyon değişim kapasitesi tarafından soğurulursa veya NH4 oluşur oluşmazbitki ve mikroorganizmalar tarafından alınırsa mümkün olur. Yapılan bazı çalışmalar göstermiştir ki, eğer vermikomposta ilave olarak daha fazla C (karbon) (örneğin saman) eklenirse, işlem sürecinde kaybolan en azından 10%’a kadar N (Azot) geri kazanılabilir. Bu ise samanın ayrışması sürecinde mikroorganizmaların azotu tutmaları sayesinde mümkün olmaktadır.

SG: Michael Tennesen tarafından yazılan ve Scientific American’da yayınlanan bir makalede toprağa en çok zararı özellikle Night Crawler (Lumbricus terrestris) ve Alabama Jumper (Amynthas agrestis) türü solucanların verdiğinden bahsediliyor. Fakat birçok kişi vermikompost üretimi için bu tür solucanları kullanmaktadırlar. Burada bir çelişki yok mudur? (Okuyucuya Not, SG: Türkiye’de hâlihazırda bu tür solucanların vermikompost üretiminde kullanıldığına dair bir bilgi mevcut değildir. Soru yurtdışı için sorulmuştur.)

JG: Ne Lumbricus terrestris ne de A. Agrestis türü solucanlar iyi birer vermikompost solucanlarıdırlar. L. terrestris türü anageic bir türdür (ekotiplerin tanımları için Mısırlıoğlu kitabı bakınız) ve yeterince hızlı çoğalamazlar. Fakat orman toprak örtüsüne zarar vermeye yetecek kadar büyüktürler. A. Agrestis birçok yavruya sahiptir fakat olgunlaşmaları ve yeniden üreyecek hale gelmeleri yaklaşık 90 günü bulmaktadır. E. Fetida ile karşılaştırdığınızda 20-30 gün daha geç ürerler.

SG: İnsanlar ormanların yeniden düzelmesi için neler yapabilirler? Tekrar başa dönmek mümkün değil mi?

JG: Ormanlarda solucanları gerçekten kontrol altında tutmanın bir yolu yoktur. Ana önlem istiladan kaçınmaktadır. Eğer bir kaz istila meydana gelmişse, artık gelmiş demektir. Bazıları solucanları avlayarak beslenen ve onların doğal düşmanı olan planaryaları (SG: bir çeşit yassı kurt) öneriyorlar ancak bu defa da planaryaların kendileri istilacı (invasiv) konumuna geleceklerdir. Bununla beraber, biz bazı organik böcek ilaçları kullanmayı ve ayrıca kontrollü yangınlar çıkararak mücadele etmeyi denedik… Aksi halde gerçekten zararlı bazı kimyasal ilaçları kullanmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yoktur… Belki yeni bir buzul çağını bekleyebiliriz.

(Okuyucuya Not, SG: Amerika ve Kanada’da son buzul çağı ile birlikte solucanlar topraklardaki yaşamlarını yitirmişlerdir. Detaylı bilgi için Lütfen tıklayınız.)

SG: Allison Jack bir yazısında “kalabalık alanlarda, özellikle tarım alanlarında, erken Avrupalı ​​yerleşimciler tarafından getirilen E. Fetida türü invasiv solucanın gübre yığınları ve diğer herhangi bir yüksek organik madde alanları içinde doğallaşmış (ÇN: yeni ortamına uyum sağlamış)” olduklarından bahseder. Bu açıdan bakarak, E. Fetida türünün artık herhangi bir tehlike arz etmediğini söylemek mümkün müdür? Belki zamanla diğer invasiv solucanlar da yeni ortamlarına uyum sağlayacaklardır, ne dersiniz?

JG: Sadece birilerinin, solucanların doğallaştığı söylemesi onların zararlı olmayacağı anlamına gelmemektedir. Ben bu fikre katılmıyorum. Bir ekolojist, ancak 1000 yıllık bir süre içinde solucanlara bakarak onların uyum sağladığını söyleyebilir… ki bu bilim adamı muhtemelen artık aynı ekosisteme bakmıyor olacaktır. Sistem değişmiş olacağından burada ne olduğuna dair bellek de artık yok olmuş olacaktır.

SG: Eğer besinler solucanların açtıkları tünellerden süzülüyorlarsa, bazılarının da iddia ettiği gibi bir araziye solucan aşılamak iyi bir fikir değildir, diyebilir miyiz?

JG: Bunu yapan ana solucan türü, anecic toprak solucanlarıdır (Mısırlıoğlu’nun kitabına bakınız). Çünkü bu tür solucanlar toprakta çok derin dikey tüneller kazarlar ve bunlar oldukça geniş kanallar oldukları için besinleri kök bölgesinden hızla uzaklaştırarak diplere çekerler. Diğer tür solucanlar bu tür bir etkiye sahip değillerdir. E. Fetida türü epigeic bir türdür ve derin dikey tüneller kazmazlar ve zamanlarını toprak yüzeyindeki organik madde tabakasında geçirirler.

SG: Solucanlardan elde edilen yan ürünler hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin solucan çayı, sızıntı suyu (leachate), solucan suyu, solucan unu… İnvasiv solucanlar konusunda olduğu gibi bu konuda da gözden kaçırdığımız bir şeyler var mıdır?

JG: Vermikomposttan elde edeceğiniz özler (extratlar) bitkilerin hastalıklara karşı dirençlerini arttırma konusunda fayda saylayabilirler. Güzel şeyler… Oldukça önemli birçok noktayı kapsamışsınız.

SG: Biyokütleden elde edilen vermikompost gerçekten de faydalı mıdır? Sizce, vermikompost üretim faaliyeti kentsel arıtma çamurlarının bertaraf edilmesinde işe yarar mı? (SG: Biyokütle burada kentsel arıtma tesislerinde arıtma sonrası geriye kalan atık çamur anlamında kullanılmıştır).

JG: Arıtma çamuru ağır metaller açısından çok iyi bir taramadan geçirilmelidir. İnsan dışkısı kompostu (ÇN: İngilizcede Humanure adıyla anılmakta ve doğrudan insan dışkısı olmaktan çok tarım ya da başka amaçlar için kompostlama ile geri kazanılan insan dışkısı anlamına gelmektedir) vermikompost üretiminde bir hammadde kaynağı olarak kullanımı güç olabilir, çünkü kanalizasyonlar atık suyu sadece evlerden değil aynı zamanda işletmelerden de alırlar. Bu durumda da kompostlama işlemi esnasında ayrışması zor olan kirleticileri kontrol altına almak oldukça zor olacaktır. Burada, Amerika ve Avrupa’da biyokütle ve insan dışkısı kompostunun başarıyla kullanıldığı bazı çok iyi örnekler vardır. Geri dönüşüm faaliyetlerini mükemmel bir biçimde yürüten bazı kentler kanalizasyon atıklarını başarıyla programlarına eklemişlerdir. Aynı zamanda, eğer insan dışkısı kompostunu (humanure-biyokütle) gıda üretimi amacı dışında olarak kullanacaksanız, örneğin bahçecilikte çiçek tarhları ve yol kenarı dikimleri için, kalite kontrol açısından o kadar da ince eleyip sık dokumana gerek yoktur.

SG: Biraz da güncel bir konuya değinelim. Bir süredir Türkiye’de olduğunuzu biliyorum. Şu anda Türkiye’de ne üzerine çalışmaktasınız? Bize biraz çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

JG: Namık Kemal Üniversitesinden meslektaşlarım ve İzmir’deki Zeytin Araştırma İstasyonu Türk tarım alanlarındaki solucanlar üzerine bir araştırma yapmayı planlıyorlar. Çiftliklerde yaşayan solucanlar hakkında çok az şey bilinmekte. Ormanlar ve doğal araziler üzerinde yapılmış birçok çalışma olmasına rağmen tarla ve meyve bahçelerinde hiç yoktur. Eğer bu çalışma TÜBİTAK tarafından finanse edilecek olursa ben de bu çalışmaya dahil olacağım. Aynı zamanda Türkiye’deki vermikompost çalışmalarına da yardımcı olabilmeyi umuyorum. Her iki proje de, üzerinde çalışmak için oldukça eğlenceli. Biz ayrıca küçük çiftçilerin, gelirlerini arttırmak amacıyla tarımsal atık maddelerini verimlilik ıslahı açısından nasıl kullandıklarını araştırmaya yönelik olarak da Gates Foundation tarafından verilen BREAD hibe desteğini (Basic Research to Enable Agricultural Development – Tarımsal Kalkınmayı Sağlamak İçin Temel Araştırmalar) almayı umuyoruz. Tabi tüm bunlar finansman kaynaklarına bağlıdır.

SG: Biz Türkiye olarak vermikompost üretimine dünyanın çok gerisinde, yıllar sonra başladık. Bu nedenle Türkiye’deki vermikompost üretimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

JG: Vermikompost oldukça yerel bir ölçekte işlemektedir. Eğer vermikompost üretimi için hammadde stokunu (besleme stoku)oldukça uzaktan getirtiyorsanız bu iş çok az kârlı olacaktır. Bu açıdan bir ülkenin vermikompost üretimine diğerinden daha sonra başlamış olmasının bir önemi yoktur. Yüksek değerli bir verimlilik değişikliği sağlayabilme potansiyeli bile büyük bir şeydir. Bazı açılardan daha sonradan başlamış olmak bir avantajdır çünkü böylece Türk vermikompost üreticileri diğer ülkelerde daha önceden yapılmış olan araştırmalardan faydalanabilirler. Vermikompost üretiminin yerel niteliğinin önemini yeterince anlatamayabilirim. Hammadde olarak kullanılabilecek tipik organik atıkların teşhis edilmesi ve tanımlanmasına yönelik ihtiyaç duyulan araştırmaların yapılması gerekir. Türkiye’de bu hammaddeler farklı tiplerde gübreler (koyun, keçi, inek vs), zeytin ve üzüm posaları vs. olabilmektedir.

SG: Son olarak solucanlara ve vermikomposta dair, Türkiye’deki çiftçilere ve/veya hobi olarak ilgilenenlere neler söylemek istersiniz? Herhangi bir tavsiyeniz var mıdır?

JG:  Bu işi yapın ama iyi bir kompost elde etmek için yapmanız gerekenler konusunda öncelikle eğitim alın. Solucanları vermikomposttan ayırın.  Kompostunuzu aceleye getirmeyin, olgunlaşması için ona zaman tanıyın. Bazıları 1 ayda ürün elde edebileceğinizi söyler ama 3 ay çok daha kaliteli bir ürün elde etmenizi sağlayacaktır.

SG: Sayın Görres, sorularımı yanıtladığınız için teşekkür ederim.

JG: Umarım yardımcı olabilmişimdir.

Not: Röportajın İngilizce metni için tıklayınız

Etiketler:

Yorumlar

  1. nike diyor ki:

    Beğenerek okudum makaleinizi bizlerle bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim emeğinize sağlık.
    Faydalı bilgiler herkesin işine yarar emeğinize sağlık işime yarayan bilgileri görmek güzel

    1. Savaş Gönen diyor ki:

      Sayın nike,

      fayda sağlamış olmamız ne mutlu!

      Saygılarımla.

Yorum Yaz