Solucan Gübresi Bilgi Portalı 06 Aralk 2016

Dr. Clive Edwards İle Röportaj

Dr. Clive Edwards İle Röportaj

Dr. Clive Edwards İle Röportaj

Ohio State University

Clive EdwardsDr. Clive Edwards solucan humusu üretimi ve organik atık yönetiminde solucanların kullanımı konusunda dünyanın önde gelen uzmanıdır.

Clive Arthur Edwards İngiltere’de, Zooloji lisans ve lisansüstü derecelerini aldığı Bristol Üniversitesi’nde okudu. 1957 yılında Wisconsin Üniversitesi, Edwards’a Entomoloji üzerine doktora derecesi verdi. 1950’lerin büyük bölümünde Edwards bir Hükümet Entemoloğu olarak görev yaptı. İngiltere, Rothamsted Deney İstasyonu’nda 1960-1966 arasında Temel Bilimler Görevlisi, daha sonra da 1982-1985 yılları arasında Kıdemli Temel Bilimler Görevlisi olarak hizmet verdi. Orada, onun liderliğinde, biyologlar, ziraat mühendisleri, ekonomistler ve ticari işletmelerin bir dizi temsilcileri dahil olmak üzere yaklaşık 50 bilim adamı, disiplinler arası bir araştırma programı dahilinde tavuk, domuz ve sığır atıkların bertaraf edilmesi için saha ölçekli uygulamalı yöntemler geliştirdiler. “Bu çalışmalar,” der Dr Edwards ve devam eder, ” solucanları kullanarak geniş bir yelpazeyi kapsayan organik atıkların değerli ve etkili bir bitki büyüme ortamına dönüştürmesi için oldukça önemli ölçüde ekonomik potansiyel sağlamaktadır”.

Ohio-State-UniversityDr Edwards 1985 yılında, o zamandan beri Entomoloji Profesörü olarak görev yaptığı Ohio Eyalet Üniversitesine davet edilmiştir.

Dr. Edwards’ın temel araştırma konuları şunları içermektedir: Toprak ekolojisi ve çevresel araştırmalar; tarımsal ekosistemin işleyişi; toprak biyotası (bir bölgede yaşayan bitki hayvan türleri) üzerinde tarımsal uygulamaların etkileri (tarım ilaçları, gübreler, alternatif toprak işleme [kultivasyon], rotasyon [nöbetleşe ekim]); topraktaki organik maddelerin ayrışması; toprak solucanının biyolojisi ve ekolojisi ve vermikültür.

Dr. Edwards’a 1970’den beri sayısız ödüllerin verildiğini belirtmek gerekir. Avrupa ve ABD’de üniversiteler ve bilimsel topluluklar Dr. Edwards’ı seçkin başarılarından dolayı çeşitli madalya, Başkanlık Nişanları (Presidential Citations), ve ödüllere layık görmüştür. 1985 yılından bu yana, Dr Edwards’ın projeleri 5.270.000 $’dan fazla hibe fonu almıştır.

Clive-Edwards-kitap-1Onun uluslararası danışmanlıkları Hindistan, Sri Lanka, Tayland, Endonezya, Gana, Nijerya, Mısır, Tanzanya, Uganda, Kenya, Kolombiya, Meksika ve Filipinler’in de dahil olduğu çoğu İngilizce konuşan Güney Pasifik ada grupları içerir. Dr. Edwards dünya çapındaki sempozyumlara davet alan, konuşmacı olarak oldukça rağbet gören, on bir uluslararası konferansın organizatörlük veya ko-organizatörlüğünü yapmış olan biridir.

Dr Edwards, 21’i kitap olmak üzere 302’den fazla bilimsel makalenin yazarıdır. Solucanların Biyolojisi ve Ekolojisi (Biology and Ecology of Earthworms-1996) adlı kitabının üçüncü basımında yer alan 70 sayfalık kaynakçada, onun 58 adet çalışmasından alıntı içeren, diğer araştırmacılardan düzinelerce daha fazla olan yaklaşık 1500 adet bilimsel referans listelenmektedir. Solucan ekolojisine olan ilgi ve araştırmalar sadece yirminci yüzyılın son çeyreğinde zirve yapmıştır. Bu çalışmaların çoğu Edwards tarafından yapılmış ve özetlenmiş ve editörlüğünü yaptığı çeşitli derlemelerde bir araya getirilmiştir. Böyle bir hacim, Atık ve Çevre Yönetiminde Solucanlar (1988), hayvan ve insan atıklarının solucanlar tarafından işlenmesi, solucanlarla atık yönetimi tekniği, hayvan yemi olarak solucanlar, toprak iyileştirmede solucanlar, bitki yetiştirme ortamı üretiminde solucanlar ve çevresel kirliliğin göstergesi olarak solucanlar gibi konuları içeren 35 adet bildiri sunuyor.

Clive-Edwards-kitap-2Dr Edwards, Temmuz 1994 yılında Ohio, Columbus’da düzenlenen Beşinci Uluslararası Solucan Ekolojisi Sempozyumunun organizasyonuna yardımcı oldu. 38 ülkeden 220’den fazla bilim adamı bu sempozyuma katıldı ve 165 araştırmanın sunumu yapıldı. Edwards bu sunumları Toprak Biyolojisi ve Biyokimya dergisinin özel bir sayısında yayınlanma işini yönetti. Seçkin bilim adamlarının on altı öncü çalışması Edwards tarafından ayrı ayrı düzenlenerek Solucan Ekolojisi (1998) adıyla yayınlandı. “Organik Atıkların Ayrışması ve Yönetimi Sürecinde Solucanların Kullanılması” adlı bildirisi vermikompostlama hakkındaki bilgilerimizin durumuna dair kapsamlı bir özet sunmaktadır. Burada, 1970’lerin sonlarında Syracuse, SUNY’de kanalizasyon atıklarının yönetiminde solucanların kullanımı üzerine araştırma yapan Roy Hartenstein’ın öncü çalışmasına yer verdi. Eisenia fetia solucanı Hartenstein’ın çalışmasında, Dr. Edwards’da olduğu gibi, diğer özellikleri arasında esnekliğinden ötürü organik atıkların işlenmesi için en uygun türlerden biri olarak görünmektedir. Ancak Dr. Edwards, en az bir düzine veya daha fazla solucanın bu amaca uygun olabileceği konusuna dikkati çekmekte gecikmeyecektir.

“Atık yönetiminde solucanlar” konusunun kapsamı daha küçük bölümlere ayrılabilir. Dr. Edwards ile olan röportajımız bu alanda temel sorunların çoğunu kapsayacak yapıdadır. Söyleşinin kapsamında olan bazı konular şunlardır; solucan humusu üretiminin ticari yönleri, organik atık yönetiminde vermikompostlamanın mevcut durumu, “Sürekli Akış Reaktörü”, solucan humusunun toprak verimliliğine etkisi, solucan humusu üretiminin uluslararası çabaları ve gelecek için planlanan projeler. Bu röportaj daha önce Casting Call’un Haziran 1999 ve Ağustos 1999 sayılarında iki parça halinde yayınlanmıştır.

Clive-Edwards-kitap-3Dr Edwards’ın yayınlardan bazıları şunlardır:

  • Edwards, C.A. and Burrows, I. 1988. The potential of earthworm composts as plant growth media. In: Earthworms in Waste and Environmental Management S.P.B. Academic Publ. Co., The Hague, Netherlands, 211-220.
  • Edwards, C.A. and Neuhauser, E.H. 1989. Earthworms in Waste and Environmental Management. S.P.B. Academic Publ. Co., The Hague, Netherlands, 391 pp.
  • Edwards, C.A., Bohlen, P.J., Linden, D. and Subler, S. 1995. Earthworms in agroecosystems. In: Earthworm Ecology and Biogeography in North America. Ed. P. Hendrix. Lewis & Co., Michigan, 185-213
  • Edwards, C.A. and Bohlen, P.J. 1996. Biology and Ecology of Earthworms. (3rd Edition), Chapman & Hall, London, 426 pp.
  • Edwards, C.A., ed. 1998. Earthworm Ecology. St. Lucie Press, Boca Raton, Florida, 389 pp.

 

Casting Call: Belki bizlere, solucanlara ilk ilgi duyduğunuz zamana dair biraz bilgi vermek istersiniz. 1970’lerin başlarında Britannica Ansiklopedisi değişime uğrayarak biçimini genişletti ve sizin, toprakta yaşayan zengin biyolojik çeşitliliği araştıran “Toprak Organizmaları” adlı makalenizi yayınladı. Yine aynı 30 ciltlik sette, solucanlara olan ilginin (eğer bilimsel değilse) bugünkü kadar yüksek olmadığı varsayılarak, solucanın tanımına dair oldukça kısa bir özet yayınlandı. O sırada, bir yandan Rothamsted Deney İstasyonu’nda Baş Bilimsel Görevli pozisyonu korurken, diğer yandan da Britannica Ansiklopedisi’nde Tarımsal Entomoloji İlkeleri yazarı olarak kabul gördünüz. Solucanlar üzerine daha önce yayınlanmış olan bildirileriniz (1960’larda), tarım ilaçlarının, ot ve böcek öldürücü ilaçların solucanlar ve diğer toprak faunasına olan etkileri ile ilgiliydi. Bu süre zarfında J.R. Lofty ile birlikte yazdığınız, Solucanların Biyolojisi (1972) adlı çalışmanız yayınlandı. Bugün, çeyrek yüzyıl sonra, birçok kişi sizi solucanların biyolojisi ve ekolojisi üzerine dünyanın önde gelen otoritesi olarak görmekte. Sizi solucanlarla ilgilenmeye iten faktörler neler oldu? Bir toprak ekolojisti olarak ve bu gezegen üzerinde yer alan toprak organizmalarının on binlercesini göz önüne alarak, neden dikkatinizin büyük bir kısmını solucanların rolü üzerine odakladınız?

vermikültür-teknolojisi-Clive-EdwardsDr. Clive A. Edwards: Bunun birçok nedeni var. Ben İngiltere’de iken çalışmalarımın çoğu, tarımsal faaliyetlerin toprak ekosistemi ve toprakta yaşayan canlılara ne yaptığı ve aynı şekilde toprakta yaşayan canlıların da tarım için ne yaptığı üzerineydi. Bunlar ana konulardı. Fakat Rothamsted’da çalıştığım tüm bu zaman zarfında solucanların tarımsal ekosistemde kilit bir rol oynadığı açık bir hale gelmeye başlamıştı. Aslında, bir ayda bir milyon solucan temin etme konusunda teklif aldığımda ben orada sadece bir ay kalacaktım. Bu Kuzey Amerika’daydı, böylece solucana olan ilgim altmışlarda yeniden gündeme geldi. Solucanlara olan tutkum nedeniyle değil, esasen bazı kişilerden gelen baskı nedeniyle “Solucanların Biyolojisi, (1972) adlı kitabımın ilk baskısını yazdım. Diğer bir deyişle, böyle bir talep vardı ve Charles Darwin’e dek solucanlar hakkında bir kitap mevcut değildi, böylece neticede bunu yapmayı kabul ettim. Bu işi çok kısa bir sürede yaptık. Kitap yazmak, benim ana odak konum olmaktan çok baskılarla yüzleşmek demekti. Benim başlangıçta kişisel olarak odaklandığım asıl konu solucanlardan çok mikro-eklembacaklılardı, fakat bu durum değişti. ABD’de bu konuya yer açıldı, çünkü solucan araştırmaları finansman fırsatlarının olduğu yerde olabilirdi ve biz solucanlarla alakalı oldukça önemli finansman kaynaklarına sahiptik.

CC: Yani bunların hiçbiri solucanlarla veya benzeri canlılarla oynamak gibi, çocukça bir ilgiyle alakalı değil mi? Onları toprakta yaşayan diğer yaratıklardan özellikle daha fazla büyüleyici bulmadınız mı?

CAE: Hayır, (özellikle çocukluk ilgisi olarak) bunların hiçbiri değil. Hayır, eğer daha büyüleyici değilse diğer bazı toprak yaratıklarını da eşit şekilde gördüm. Bu yıllar boyunca solucanların, mikroplar hariç diğer tüm canlıların tamamından çok daha önemli role sahip olduğu konusunda ikna oldum. Temel olarak, eğitim ve öğretimim toprak ekolojisi üzerine oldu. Fakat doktora çalışmam organizmalar üzerine değil, böcek ilaçları (pestisitler) ve toprak üzerine olmuştur. Pestisitlerin kalıcılığı üzerine olmuştu. Oradan pestisitlerin toprak sistemine ne yaptığı ve daha genelde ise toprak faunası konusuna geçiş yaptık. Yani ben başlangıçta sade bilimden ziyade toksikolojiden gelme biriyim.

CC: İngiltere’deki Rothamsted Deney İstasyonu’nda uzun yıllar yapmış olduğunuz araştırmalar, organik atıkların solucanlar aracılığıyla yönetimine dair ticari bir potansiyelin olduğu yönündeki inancınızın kuvvetlenmesine yardımcı olmuş gibi görünmekte. Üretken bir araştırmacı bilim adamı ve birçok bilimsel yayının yazarı/editörü olmanıza rağmen, solucan teknolojisini, inkar edilemez bir şekilde kanıtlanmış olan (sadece bilimsel araştırma dergilerinde değil, aynı zamanda ticari girişimlerde kâr yapmış olmasıyla da ‘kanıtlanmış’ olan) solucan humusu üretiminin çevresel açıdan faydalı olduğu kadar ekonomik açıdan da uygulanabilir olduğu noktada görmek istediğiniz yönünde bir tutku sahibisiniz. Bu durum sizi, solucan araştırmalarının ticari görünümü açısından, böylesine dünyevi bir temastan kaçınan birçok “salt araştırma niyetli” meslektaşlarınızdan ayrı bir noktaya koymuyor mu?

CAE: Tam olarak değil. Bu durum İngiliz Tarım Bakanlığı tarafından finanse edilen vermikompostlama projesi ortaya çıktığında gerçekleşti. O sıralarda bakanlık araştırmalarını ticari projelere dahil etmek istiyordu. Çok uzun bir süre, üç ya da dört yıl kadar, ticari bir kuruluş ile güçlü bir etkileşim içine girmemiz yönünde baskı altındaydık. Buraya gelmemden önceydi bu. Sanırım bu durum etkisini gösterdi. Ama yine de, ben temelde sade bilime odaklanmış durumdayım. Eğer ticari olarak gerçekten başarılı gördüğünüz bir şeyler yapıyorsanız bu iyi bir şeydir.

CC: Fakat, insanlar size bu tür ticari projelerin “çekiciliği” üzerine bunun gibi sorular sorduğunda ya da ticari projelere danışmanlık yaptığınızda, az veya çok yanıtlarınız olmuştur, değil mi?

CAE: Evet, gerçekten bir seçeneğiniz olmuyor. Birisi size telefon ettiğinde ne diyebilirsiniz? Ben eğitim ve araştırma alanlarında ve aynı zamanda hizmet sektöründe de istihdam edilen birisiyim. Resmi hizmetim, eğer istersem zamanımın %20’ini danışmanlığa ayırabileceğimi belirtiyor. Fakat ben, kamudan gelen soruları yanıtlamak için devlete ve federal hükümete çalışıyorum.

CC: 6 Mart 1999 tarihinde CA, Stockton’da, Vermicompostlama Çalıştayında Yeni Ufuklar sunumunda yaptığınız konuşmada, Rothamsted’deki ekonomist ve muhasebecilerin varlığının, bilim adamlarının ve mühendislerin, belki de aksi durum olsaydı gözden kaçabilecek olan dikkatlerini sıkı bir şekilde detaylara vermelerini sağladığını söylemiştiniz.  Ancak solucan humusu üretiminin nihai olarak ticarileşmesi öncü girişimcilerinden birinin, İngiliz Solucan Teknolojisi’nin (British Earthworm Technology – BET) sona ermesinden daha sonra olacaktı. Deneyimize dayanarak, “kağıt üzerinde” her şeyin iyi olduğunu “varsaymak” mümkün iken, sizce vermikompostlama girişimlerinin başarısızlığında rol oynayan unsurlar neler olabilir?

mary-Clive-Edwards-igoninCAE: Ben bunda iki faktörün rol aldığını düşünüyorum. Birincisi ve görebildiğim kadarıyla işletmelerin tamamını birden ilgilendiren sermaye yetersizliğidir. Birçok kişi birkaç bin dolar ile projelere girmekte ve dünyayı değiştirebileceğine inanmaktadır fakat bu mümkün değildir. İşte İngiliz Solucan Teknolojisi’ne olan da budur; sınırlı bir sermaye ile on dört çalışanı istihdam etmeye çalışmış, bu yüzden kısa bir zamanda sermayeyi kurutmuştur. Yani ortada bir sermaye yetersizliği vardır ve bu da kötü yönetimden kaynaklanmaktadır. Bu tür işletmeler hiç bir zaman pazar oluşturma ve pazara uygun üretim yapma faaliyetlerini bir arada yürütüyor gibi gözükmezler. Yeterince ürün üretmeden bir pazar oluştururlar veya yeterince ürünleri olduğu bir sırada bu defa da pazar ürüne olan ilgisini yitirir. Yani temelde kötü bir yönetim söz konusudur. Fakat son durumda ne olduğu bilemiyorum, çünkü onlarla (BET) en son temasa geçtiğim zaman 1987 ya da 1988 yılı idi. O sıralar hâlâ çalışmaya ve makul bir kâr elde etmeye devam ediyorlardı. Fakat bu noktadan sonra ne oldu bilemiyorum. Herkes bana aynı şeyi soruyor. Vermikültür hakkında soru sormak için önemli sayıda insan bana telefonla ulaşmaktadır. Tüm soruların yanıtlarını almak istiyorlar ve her şeyi talep ediyorlar.  Fakat günün sonunda hiçbiri para harcamak istemiyor. Onlara tavsiyede bulunuyorum ve nihayet sonunda yorgun düşüyorlar. Onların bir şey yapmayacağını biliyorsunuz. Orada büyük bir fırsat görüyor olabilirler fakat ne yeterli paraları vardır ne de herhangi bir yatırımcıyı ikna edebilecek gibi görünüyorlar. İşte bu durum Manual on Vermicomposting for BioCycle eserini düzenlememin ana nedenidir.

CC: Rothamsted’de geliştirilen, sıklıkla  “Sürekli Akış Reaktörü” olarak adlandırılan, vermikompostlama teknolojisi ABD kıyılarında kullanılmış ve bazı “mini reaktörler” ise Ohio Eyalet Üniversitesi’nde (Ohio State University) inşa edilmiştir. “Organik Atıkların Ayrışması ve Yönetimi Sürecinde Solucanların Kullanılması” (Solucanların Ekolojisi, 1998) adlı çalışmanızda “bu tür otomatik sürekli işleme reaktörlerinin herhangi bir problem olmaksızın ve mükemmel bir verimle iki yıl gibi uzun bir süre başarıyla işletildiğini belirtmişsiniz. “Ancak, son yirmi yılda üç ABD bölgesinin haricindeki (Oregon, Ohio, Kuzey Carolina) diğer bölgelerde teknolojinin çok hızlı bir şekilde yayılmadığı görülmektedir. Araştırma, teknoloji ve deneyim sistemlerin çalışmasından daha fazla kanıt sunuyor gibi görünüyor. Bir atık yönetim aracı olarak organik atıkların vermikompostlanması işleminin termofilik kompostlamasının gerisinde kalmış gibi gözükmesi ve “sürekli akış” sisteminin henüz organik atık yönetimine bir cevap olarak nitelenmemesi gerçeğini nasıl açıklarsınız?

CAE: Hımm, cevap gerçekten de oldukça basit. İnsanlar Dan Holcombe’ın reaktörüne bakıp, birkaç not alıp ve bir de fotoğrafını çektikten sonra eve gidip aynısından bir tane yapabileceklerini ve hemen çalıştırabileceklerini düşünürler. Ancak çalışmaz. Temelde, tüm sistem bilgi ve mükemmel bir yönetimi esas almaktadır. Ben henüz sistemi gerçekten de olması gerektiği gibi yöneten birisine rastlamadım. Elimizdeki veriler mükemmel bir şekilde yönetilen on iki adet reaktöre dayanmaktadır. İşte benim, iyi bir yönetimle erişilebilir olan şeye insanların erişemez olduğunu düşünmemin nedeni budur. Solucan popülasyonu, sistemde ne kadar bulunması gerektiği, ne kadar yem verilmesi gerektiği ve diğer tüm gereklilikler üzerine büyük bir miktarda veriye sahibiz. Tabi bu arada, bir solucanın günlük olarak kendi ağırlığının yarısı kadar tükettikleri yorumu da var. Tüm bunlar literatürde geçerliliğini sürdürmeye ısrarla devam ediyorlar. Bunların nereden geldiğini bilemiyorum. Ben bu figürün bilimsel bir geçerliliğini bilmiyorum. Esasen bu tür beyanlarda bulunmak iyi bir şey değildir, çünkü solucanlar her türlü atığı farklı düzeylerde tüketmektedirler ve bunun için herhangi bir bilimsel dayanak da mevcut değildir.

CC: Birçok insan, solucan humusu üretim kapasitesini, çalışır duruma gelme süresi gibi, merak etmektedir. Solucanlar ne kadar atığı işleyebilirler? Bazı ifadelere açıklık getirebilir misiniz? Örneğin siz daha önce, Eisenia fetida solucanı kullanılarak materyalin hacmen %10’unun işlenebileceğini belirtmiştiniz. Bu durum, bir Sürekli Akış Reaktöründeki her bir metrekare yaklaşık 1 kilogram solucan konulacağı anlamına mı gelmektedir? Ayrıca derinlik ne olmalıdır? Solucanların günlük olarak ağırlıklarının yarısı kadar atık tükettiklerini varsaymak güvenli midir? Solucanlar farklı tür atıkları, yemek artıkları, biyo-solidler, gübreler, bahçe döküntü kompostları, farklı oranlarda mı tüketmektedirler? Bir sürekli akış reaktöründe, yaklaşık olarak 1000 fitkarelik bir alanın 1 fitkarelik bölümünde yıllık 100 ton atığın işlenebildiği belirtilmektedir. Bu da 365 gün için, günlük 273 kilogramın işlenmesi demektir. Bunlar yıl boyunca güven telkin eden işletme oranlarını yansıtmak için atık yönetimi açısından makul surette doğru rakamlar mıdır?

CAE: Bu durum ham maddeye ve yönetme bağlıdır çünkü solucanlar farklı atıkları farklı oranlarda işleyebilirler. Bir reaktöre konulacak olan tavsiye edilen atık oranı günlük yaklaşık 1 inch (2.54 cm) kadardır. Bu da günlük yaklaşık 95 metreküp eder. Belirtilen rakamlar iyi yönetilen sistemler içindir. Bu arada biz ABD’de orijinal sistemleri yöneten kişiyi (Keith Fletcher) bir yıl boyunca bazı yeni sistemleri yönetmesi için getirmeyi planlıyoruz. Aynen bazı bahçıvanların bitki yetiştirme becerisine sahip olmaları gibi bu adam da “solucan yetiştirme becerisine” sahip biridir. Yukarıdaki sorunuzda yıllık 100 tondan bahsediyorsunuz, fakat eğer iyi yönetilirse iyi işleyen bir reaktör yılda 1000 ton işleyebilir. Bu biraz yüksek bir rakamdır çünkü burada günlük 250 kg’dan değil, 1 ya da 3 tondan bahsediyoruz.

CC: Hangi solucan biyo-kütlesiyle?

CAE: Temelde, 0.093 metrekare başına yaklaşık 1 ile 2 kg arası solucan 15-20 cm derinliğe konulur. Ben hiç bir zaman, 0.093 metrekare başına 2 kg’dan fazla solucan nüfusuna erişemedim ve bu arada, ham maddenin her hafta rastlege verildiği karadüzen bir sistemden değil, mükemmel bir şekilde yönetilen bir reaktörden bahsediyorum. (ÇN: Siyahaltın kültür havuzlarında da birim alana, yani 1,5 metrekarelik yüzey alanına en az 10.000 solucan eklenmekte ve sayı 20.000 veya üzerine çıktığında yarısı alınmaktadır. Bu bilgi Dr. Clive Edwards’ın hesabıyla yaklaşık olarak uyuşmaktadır. 0.093 metrekare başına 1 veya 2 kg; yani 1,5 metrekareye yaklaşık 16129-32258 adet solucan [1 solucan/1 gr varsayılarak]. Siyahaltın sistemlerinde de 1,5 metrekareye konulan 10.000 solucan 3 ayın sonunda en az 20.000 veya daha fazla sayıya ulaşabilmektedir.-SG). Sistem doğru sıcaklıkta, doğru nemde tutulmalı ve düzgün yönetilmelidir. Nemin %5 veya %10’dan daha fazla değişkenlik göstermesini olanak sağlamayı göze alamazsınız, (eğer böyle bir şey yapıyorsanız) aksi halde optimum verim yaklaşık üçte iki oranında derhal düşer. Aynı durum sıcaklıkta da geçerlidir, eğer çok sıcak veya çok soğuk olursa, işleme oranı düşer. Benim bahsettiğim ise doğru bir şekilde işleyen çevresel olarak yönetilebilir bir reaktördür.

CC: Bence bu iş bir sanat olduğu kadar biraz da bilimdir. “Solucan yetiştirme becerisine” sahip olan kişiden bahsettiniz ve Dan Holcombe diğerlerine göre bu işi daha etkin bir şekilde yapıyor görünmekte. Fakat “Allah’ın her günü ilgilenmek durumunda olduğum malzemeye sahibim” diyen bir atık yöneticisi olarak, bu sistemleri inşa edip güvenilir hale getirerek, eğer her şeyi en iyi şekilde kontrol edebilen sihirbazınız varsa, tek bir reaktörde ağırlığı 1800 kg’a denk gelen solucan kullanarak bu oranı yine de işleyebilir misiniz?

CAE: Biz on iki reaktörü yöneten tek bir adama sahibiz. Malzemeyi yüklemek ve boşaltmak, yüklene malzemenin oranından emin olmak, eğer özellikle de elektronik kontrollü sıcaklığa sahipseniz, öyle çok da büyük ölçekli bir iş değildir. Gerçekten, kulağa çok gibi gelse de aslında öyle çok iş yoktur.

CC: Hayır. Kulağa bir sürü iş var gibi gelen şey, solucanın malzemeleri işlemesidir. Bu noktaya tekrar geleceğim, çünkü bu konu solucanların bu kapasiteye sahip olduğunu göremeyen birçok kişi açısından bir düğüm noktasıdır…

Clive Edwards-konuşmacıCAE: Elimde bulunan ve Keith Fletcher’in yönettiği reaktörlerden gelen tüm veriler solucan popülasyonunun içermektedir. Elde ettiğimiz en iyi atık işleme oranı yıllık 1000 ton oldu. Temelde, bence sizin bir yerlerden temin ettiğiniz bu rakama göre, solucanların işlenecek olan atıklara oranı %10’dur. Diğer bir deyişle, solucanlar ve atıklar yaklaşık olarak aynı nem içeriği yüzdesine sahiptir ve gerçekten de bizim laboratuvar ortamında ulaşabildiğimiz rakama göre optimum solucan nüfusunun atığa olan oranı bire sekizdir, fakat eğer siz bire on oranına erişiyorsanız [solucanın ağırlığının işlenecek olan malzemenin ağırlığına olan oranı] çok güzel bir iş çıkarmışsınız demektir. Ayrıca solucanlar atıkları ince dokulu bir yapıya çok hızlı bir şekilde dönüştürürler. Organik atıkların solucana dönüşme oranına dair tam bir dizi elde ettik. Elde ettiğimiz en iyi reaktör rakamı, domuz atıklarında ve biyo-katılarda  %10 oranında atığın solucana dönüşmesidir. Bu da büyük bir oranda solucan ve  çok miktarda atık demektir.

CC: Biraz da süreçten sonuca geçelim. Araştırmanın en heyecan verici alanlarından biri şimdi yürütülen ve şüphesiz gelecekte de olmaya devam edecek olan, bitki büyüme ve canlılığı üzerine solucan humusunun etkileriyle ilgilidir. Ohio Eyalet Üniversitesinde öncülük ettiğiniz, bitki büyümesi üzerine olan deneysel araştırma neticesinde sizin, Dr. Subler ve Dr. Metzger’in “Kompost ve Vermikompostun Karşılaştırılması” adlı çalışmada yaptığı raporlamaya göre (BioCycle, June 1998, 63-66). en az %5 ve tavsiye edilen %10-20 oranında solucan humusunun (hacmen) saksı toprağına karıştırılması neticesinde “benzersiz ve olağanüstü bitki büyümesi” elde edildiğidir.

CAE: Bitkisel büyümeyi etkileyen unsurun solucanlar tarafından işlenmiş olan materyallerdeki mikrobiyal aktivitenin artmasına bağlı olduğu tahmini uzun yıllardır söylemektesiniz. Örneğin Stockton çalıştayında, “solucanların dışkıladıkları malzemedeki mikrobiyal aktivitenin, solucanların ağzına giren malzemedekinden bin kat daha fazla olduğunu” belirttiniz. Çalışmanızda bahsi geçen mikrobiyal aktivite kavrayışımızın ne kadar uzağındadır?

CC: Biz solucan humusuyla bitki besleme araştırmalarına ciddi anlamda sadece bir veya iki yıl önce başladık. Ondan önce, 1988’den beri NSF fonuyla, toprak sistemlerinde yer alan solucanlar üzerine çalışıyorduk. Biz bu fonla, solucanlar ile mikroplar arasındaki etkileşim üzerine çok büyük sayıda çalışmalar yaptık. Bu konu üzerine birçok bildiri de yayınladık. Aslında, bu dinamik bir süreçtir. Ayrıca solucan gübresindeki mikrobiyal aktivitelerin ne kadar sürede arttığına ve en sonunda onlara ne olduğuna baktık. Bu oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle “solucanların dışkıladıkları malzemedeki mikrobiyal aktivitenin, solucanların ağzına giren malzemedekinden bin kat daha fazla olduğunu” deyimi “solucanın günlük olarak ağırlığının yarısı kadar tükettiği” deyiminden daha fazla doğru bir deyim değildir. Benim söylediğim ise, “bin kat daha fazla olabilir” ifadesidir. İnsanlar hep bu deyimi alır ve “Evet, böyle olur” der. Elbette, her zaman öyle olmaz ve kalıcı değildir. Solucan gübresindeki mikropların sayısı kademe kademe düşecektir. Kuşkusuz ki, solucan humusu oldukça mikrobiyal bir aktiviteyi uzun bir zaman koruyacaktır. Kilit noktalardan birisi, tabi ki, bu mikropların, besinleri bitkilerin hazır olarak alabileceği biçime (normal komposttakine göre) en iyi şekilde dönüştüren mikroplar olmasıdır – çünkü kompostta bulunan termofilik mikroplardan bahsediyoruz – bu nedenle solucan humusundaki mikrobiyal spektrum oldukça farklı ve aynı zamanda oldukça faydalıdır. Daha önce birçok defa söylemiş olduğum şeye sadık kalacağım, eğer bitki büyüme ortamı ve pazarlanabilir bir şeyle peşindeyseniz, solucan humusu bir komposta (ÇN: kompoze gübreye-SG) göre kat be kat daha tercih edilebilir durumdadır. Fakat bilirsiniz, birçok kompost üretici pazarlama yapmaz; çöp harcını alırlar ve gün sona erer.

CC: Demek ki, gerçekten toprak verimliliğiyle ilgilenen, eğer kısmen termofolik kompostlama yapıyorlarsa, en azından bir katkı anlamında, yüksek kalitede bir toprak düzenleyici üretmek için, operasyonlarının bir parçası olarak bu sürece dahil olmayı isteyen insanları görmemin nedeni buymuş.

CAE: Ve onlar birleşebilirler. Kısa süreli bir kompost üretiminden sonra takiben solucan üretimine geçebilirsiniz ve bu bütünüyle faydalıdır, çünkü hem patojenlerin ölmesine yardım eder hem de solucanların işleme sürecini hızlandırır. Solucanlar hafifçe kompostlanmış materyali çok daha hızlı bir şekilde tüketirler. Önceden kompostlama aşırı ısınma olasılığını da ortadan kaldırır. Yani aslında birbiri ardına ek olarak yapılabilecek birçok şey var.

CC: Ohio Eyalet Üniversitesi’nin solucan humusu ile bitki büyüme denemelerinin yürütülmesinde öncü kuruluş olduğunu söyleyebilir misiniz?

CAE: Avustralya’da bazı çalışmalar hariç, sanırım bir tek biz varız. Rutgers’da bazı kişilerin bazı çalışmalar yaptıklarına dair duyumlar alıyorum. Fakat, neredeyse bunu yapan hiç kimse yoktur. Bu sorun olmuştur. Kimsenin solucan humusunun çok iyi performans gösterdiğini kanıtladığı yoktur. Literatürde bazı veriler olmadığı sürece kimse buna inanmayacaktır. Temelde, son iki yıldır çeşitli kaynaklardan gelen bazı fonlarla bizim yaptığımız şey seralarda yapılan bazı çalışmalardı. Alan uygulamalarında çok fazla bir şey yapmış değildik. Şu sıralar yaptığımız tek şey saha uygulamalarıdır. İki hafta  önce bir deneye başladık. Büyük ölçekli bir alanda domates, biber, frambuaz ve çilek yetiştiriyoruz. Farklı dozları, farklı düzenleri – değişkenlerin çoğunu – deniyor ve bir ya da iki kompostla, inorganik gübrelerle karşılaştırmaları yapıyoruz. Bitkilerin ihtiyaç duyduğu tüm besini içerdiği zaman, sera demelerinde olduğu gibi tüm bu deneyleri yapıyoruz. Diğer bir deyişle, solucan humusu ne yaparsa yapsın, besin kaynağından daha bir şeydir.

CC: Güney Kaliforniya Permakültür Enstitüsü’nden Dr. Bill Roley’den bir soru sormasını rica ettik. Roley şu soruyu sordu: “Solucanlar dışkılarında yer alan mikroorganizmalar ekolojisini yönetiyor gibi görünmekteler. Bitki çimlenmesini ve fide kök uzamasını etkileyen mikroplarca zengin olan bu çevrede, bitkiler tarafından absorbe edilebilecek daha fazla minerali mümkün kılan ne tip yan ürünler oluşur? Solucan gübresi kullanıldığında daha muazzam bir büyüme ve kök/çiçek üretimine katkı sağlayan şey nedir? Solucan çayına dair biyolojik değerlendirmelerinizde son durum nedir ve gelecekteki genişlemesine dair öngörünüz nedir?”

Clive Edwards-mcdolandsCAE: [Gülerek] Bu 64.000 dolarlık soru! Şu anda bu soruyu yanıtlamak için tam 350.000 $’lık NSF hibesi almış bulunmaktayım. Sadece bunu araştırmaya başladık. Mekanizmayı gerçekten bilmiyoruz. Bitki büyüme düzenleyicileri olabileceğini düşünüyoruz, çünkü mikropların bitki büyüme düzenleyicileri ürettikleri iyi bilinmektedir. Fakat üretilen bunlar bitki büyümesini etkileyecek miktardalarda mıdır… Bilemiyorum. Ben şahsen “Solucan Çayı” diye adlandırılan şeye karşıyım [ÇN: Edwards’ın söylemek istediği şey akıntı suyudur.-SG] Şahsen onun lehine değilim çünkü onu yapan birçok insan ne yadan ne de serden vazgeçiyorlar. Onlar solucan humusunu ve sıvısını satmak istiyorlar. Hem besinleri hem de diğer iyi şeyleri aynı zamanda iki farklı yerde bulunduramazsınız. Bu nedenle eğer bazı şeyleri dışarı akıtıyorsanız birinde fayda görürken diğerinde göremeyebilirsiniz. Şahsen bunun gidilecek doğru bir yol olduğunu sanmıyorum. Birileri “solucan çayının” bitki büyümesine olan etkileri üzerine yazılmış olan raporlara inanabilir, ancak ben bilimsel olarak herhangi iyi bir şey göremedim. Aslında (eğer kanıt varsa) bunun bitki büyüme düzenleyicilerini desteklemesi gerekir, çünkü onlar suda çözünür maddelerdir ve çözelti içinde gelmeleri gerekir. Avustralya’daki meslektaşlarımdan biri olan John Buckerfield, oldukça geniş çaplı deneyler yaptı ve gerçekte hiç işe yaramadı. Yani bilemiyorum, hala bu konuda ön yargılı değilim.

CC: Kompost çayının yapraktan uygulanması hakkında neler düşünüyorsunuz?

CAE: Bu konuda herhangi bir bilimsel destek yoktur.

CCTümüyle anektodal mı?

CAE: Evet, tümüyle anektodal. Sıvının kullanımına dair herhangi bir bilimsel desteği henüz göremedim. Buna rağmen, biz sulu özütler yapıyoruz ve NFS hibesinin bir parçası olarak neler yapabilirler ona bakıyoruz, fakat bu onun sadece küçük bir parçasıdır. Bir şekilde tümüyle farklı bir şey haline dönüştürmeden temel katı malzemedeki etkileri ıspatlamak yeterinde kötü bir durumdur. Bu belki de solucan çayı için biraz pazar talebi veya benzeri bir şey olabilir fakat dürüst olmak gerekirse bu durum pazar talebinden öte bir şeydir çünkü gerçekte solucan humusunda fayda yaratan şey, sadece sıvı değil aynı zamanda diğer unsurlardır; Toprak yapısı, su tutma kapasitesi, birikim (retensiyon) drenaj, patojen kontrolü ve daha diğer bir çok şey. Ayrıca bizim bir de mikorizal aktivite üzerine olan etkiyi araştıran öğrencimiz de var. Bu nedenle faydalı etkilerin tamamı sadece sıvıdan gelmemektedir. Bence bu benim şahsen takip etmek istemediğim bir yönlendirmeden ibarettir. Eğer insanlar yapmak isterlerse, devam edebilir ve kendi araştırmalarını sürdürebilirler. Diğer bir şey ise, biz zaten kompostun ve vermikompostun kalite faktörlerinin neler olduğu konusunda yeterince mücadele veriyoruz. Elinizde sıvı varken nereye kadar gidebilirsiniz? Bir şey iddia edemez ve söyleyemezsiniz. Nasıl kanıtlayacak veya çürüteceksiniz? Bunlar bana göre birer sorun olarak görünüyorlar. Yapmak isteyen elbette yapabilir, fakat ben şahsen bununla ilgilenmiyorum. [ÇN: Muhtemelen Dr. Clive Edwards ile bu röportajın yapıldığı zaman, sıvı solucan gübresi ve/veya solucan çayı hakkında yeterinde akademik çalışma yapılmamıştı. Ancak bugün gelinen noktada birçok çalışma yapılmış ve gittikçe artan sayıda çalışma da yapılmaya devam etmektedir.-SG]

CC: Meslektaşlarınızdan birisi, Ohio Eyalet Üniversitesi, Bahçe Bitkileri ve Bitki Bilimi Bölümü’nden Dr. James Metzger, geçen yıl “Süs ve Sebze Büyüme Ortamı Olarak Solucan Humusu Kullanımı” adlı bir konferansta konuştu. Bir sera yetiştiricisinin kadife çiçeğinde (aynısefa) aynı zaman dilimi içerisinde, solucan humusu kullanmadan 3 mahsul döngüsü elde ederken, %10 solucan humusu kullandığında dört mahsul döngüsü elde ettiği belirtiyor.  Diğer bir deyişle, bir üretici solucan humusu kullanarak zamandan ve iş gücü masraflarından kazanırken önemli ölçüde tasarruf elde etmiş oluyor. Ayrıca, solucan humusu kullanımıyla meydana gelen “hızlı büyümenin yanı sıra sağlıklı kök ve yaprak sistemleri unsurları da bir sera yetiştiricisi için tümüyle ekonomik değerlerdir. Diğer bir meslektaşınız olan Dr. Scott Subler ise Pacific Northwest’te solucan humusunun üretim ve pazarlamasını ticari bir ilgi ile takip ediyor. Açıkçası sizin solucan humusu kullanımına dair coşkunuz, eğer iştirakçileriniz tarafından aşılmazsa boy ölçülecek düzeydedir ve bu materyalin ticari potansiyeli gözlerin fal taşı gibi açılmasına neden oluyor. Sizce solucan humusunun yararlarına dair elde edilen bulgular tarım ve bahçecilik uygulamalarında devrim yaratabilir mi?

CAEMeslektaşlarım için konuşmuyorum, fakat dikkati çekebileceğim nokta Dr. Metzger’in bahçecilik alanında seçkin bir kürsüsünün olduğudur. Neden kurulduğunu anlamak için bitki büyümesinde yeni ortamına bakmak gerek. Biz kendisiyle yaklaşık iki veya biraz daha fazla önce ilgilendik. Gelip bizi dinledi ve dedi ki, “bu kulağa ilginç geliyor.” Böylece, yaptığımız tek şey kendisine bir miktar solucan humusu göndermek ve bazı denemeler yapmasını önermek oldu. Onun bu işleri yapan mezun olmuş bir öğrencisi vardı. Daha sonra her ikisi de büyük bir heyecanla geri döndü ve “elde ettiğimiz sonuçlara inanamıyoruz” dediler. Onlarla bağlantımız bu vesileyle oldu. Geniş yelpazede benzer ürünlerde şaşırtıcı olan şey sonucun aynı olmasıydı.  Daha çok değişkenliğin olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Bu henüz cevap veremediğimiz bir sorudur. Deneme yaptığımız iki veya üç solucan humusunda bir dizi üründe aynı etkiyi elde ettik. Solucan humusunun %100 olarak değil de düşük düzeylerde kullanıldığı yerlerde en yüksek büyüme gelişimini elde edersiniz. %100 solucan humusunda, onu etkisini azaltan belki bazı olumsuz etmenler – amonyak, tuzlar veya her neyse, ya da diğer olumsuz maddeler yer alabilir, fakat bunun etkisi olumlu mu yoksa olumsuz mu olur; %100 solucan humusu neden umulanı gerçekleştirmez, bunu bilemiyoruz. Birçok olası açıklama mümkündür. Fakat ben onlar adına konuşamam (Ohio Eyalet Üniversitesi itirakçileri). Scott Subler açısından, faaliyetleri kendilerini temsil etmektedir. O yedi yıl boyunca benimleydi. Solucan humusu üzerine iki yıl boyunca çalıştı. Geçen sonbahar, aniden bana geldi ve dedi ki, “ben ticari bir  faaliyete başlıyorum.” Bunun değerli bir çaba olacağı konusunda kendisini ikna etmiş olmalıydı. Hâlâ iki ayrı mevkide çalışmaktadır. Hâlâ bizim çalışmalarımıza kısmen katılmaktadır. Kendi işini kendisi yapar. Benim herhangi bir katılımım yoktur.

CC: Eğer bahçecilik ortamı olarak solucan humusunun yaptığı şey doğruysa, sizce gelecekte, zamanla talebin arzı aştığı noktada olabilecek miyiz?

CAE: Her zaman mümkündür. Bunun bilimsel olarak iyice doğrulanmış olması gerekir. Üretimin iyi yönetilmesi gerekir, böylece önceki sorunuza geri dönüyoruz. Ürün yeterince ucuza üretilmelidir. Sebebi ne olursa olsun, insanlar bunun için çok para ödüyor gibi görünmekteler. Japonlardan çeşitli yollarla teklifler almıştık; onlar tonunu 300 $’dan ürünü toplayıp Japonya’ya nakletmek için istekliydiler. Dolayısıyla albenili paketler, pazarlama ve geriye kalan diğer her şeyin üretim maliyetini bu fiyatlarla çıkartmak zorundasınız. Bu en büyük potansiyeldir. Benim tahminim, tonuna 100 $ ile 300 $ arasında bir ödeme yapabilecek olan insanlar için odukça iyi bir niş pazarın oluşacağı yönündedir. Fakat bunun Mario Travalini’nin (Amerikan Kaynaklarını Kurtama’nın) ürünüyle nasıl kıyaslanacağını düşünün – o çok kaliteli bir solucan humusuna sahiptir – doğrusu kendisi bize, bu hafta denemelerde kullanacağımız yaklaşık 500 kg gübre göndermişti ve o sadece bu sipariş üzerine ton başına yaklaşık 40 $ falan kazanıyor. (Not: Bu bilgiler Mario Travalini tarafından teyit edilerek onaylanmıştır.) Onun gübresi üzerine bazı analizler yaptık. Besin değeri açısından biraz zayıf çıktı. Fakat bu sorun değil, organik pazarı tercih etmediğiniz sürece,  besin eksiğini tamamlayabilirsiniz; gerçekten önemli olan ise diğer özelliklerdir.

CC: Eh, onun [Mario Travalini’nin] solucan humusu dış mekanda sıralı yığınlarda işlenmiş olmasına rağmen, yine de bazı sızıntıları içerebileceğinden şüphe ediyor musunuz?

CAE: İngiliz Milletler Topluluğu Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Organizasyonu (CSIRO) son on yıl boyunca zaman zaman Avustralya’da bir solucan humusu anketi düzenledi. Sıralı yığınlarda üretilen dokuz ya da on tane ticari solucan humusu üretimini gözlemlediler. Ayrıca ana malzeme ne olursa olsun, üretilen solucan humusunun hepsi de besin değeri açısından yetersizdi. Şimdi bu bizim reaktör deneyimimize taban tabana zıt durumdur. Reaktörlerde üretilen tüm malzemelerde bir besin fazlası gördük. Yani bu bir zaman meselesidir. Sıra yığınlarının altı aydan on sekiz aya kadar kadar uzayabileceği görülmektedir, Oysa biz bir reaktör aracılığıyla genellikle otuz ve maksimum altmış günde atık işleyebiliyoruz. Aynı zamanda herhangi bir su sızıntısı da meydana gelmiyor, çünkü sistemin içinden geçen herhangi bir su meydana çıkmıyor. Bu bir sorundur ancak bence kritik değildir, ister istemez, eğer mesele buysa ve siz eğer organik bir pazara girmeyecekseniz besin değerlerini harici olarak tedarik edebilirsiniz.

CC: Vermikültüre dünya çapında bir ilgi var. Avustralya çapında kapsamlı olarak, örneğin bu konuya olan ilgi tavan yaptığı zamanlarda solucan yetiştiricilerine yönelik olarak bir çok şey anlattınız. Yapmış olduğunuz birçok uluslararası danışmanlık ününüzü tüm dünyaya yaydı. Avustralya, Hindistan, Avrupa ya da diğer yerlerde yapılan önemli, ilginç veya sıra dışı çalışmalardan biraz bahsedebilir misiniz? Vermikültürün ekonomik faktörler, iklim, solucanının bulunabilirliği, teknoloji ya da farklılaşan kültürel faktörler açısından ülkemiz dışında dünyanın diğer bölgelerinde daha çok revaçta olmasının nedenleri neler olabilir?

CAE: Bunun bir veya iki nedeni var. İlk olarak, çoğunlukla tropik iklimlerden dolayı daha fazla tropik solucan türü kullanabilirsiniz. Orada, tropik olmayan iklimlerde kullanılan solucanlardan daha iyi olmasalar bile onlar kadar iyi olan iki ya da üç tür bulunmaktadır. Yani solucan türü seçimi konusunda daha büyük bir imkana sahipler. Ayrıca, ikinci olarak işçilik çok daha ucuz. Onlar nispeten emek-yoğun bir sisteme sahipler ve bunu işletebiliyorlar. Hindistan’da bulunan bir sistem son derece iyi çalışıyor gibi görünüyor. Avustralya farklı bir soru. Başlı başına bir hikâye… Bir ya da iki yıl önce ben oradayken,  Avustralya Solucan Üreticileri Derneği’nin bin tane üyesi vardı. Sadece ben en az 150 kişiyle görüştüm. Çok ama çok popüler oldu. Fakat buna zarar veren hileli bir operasyon bildirimi de oldu. Böylece yapılan tüm işlere kötü bir etiket verdiler. Şu anda muhtemelen yaklaşık olarak 200 ya da 250 üyeleri olması gerek. Ancak bu senin sonraki sorularından birisi. Hindistan çok iyi gidiyor. Genişleyecek gibi görünmekte. Benim ziyaret etmediğim ancak Mary Appelhof’un ziyaret ettiği ve diğer insanların da ziyaret etmeyi düşündüğü ve çok güzel şeylerin olduğu diğer bir yer ise Küba’dır. Ayrıca benim bu hafta Çin’e gitmem gerekiyordu fakat bir ay daha erteledim. Benim iki tane Çinli profesörüm var ve onlar da Çin’de çok büyük bir miktarda vermikültür faaliyetinin sürdüğünü söylemekteler. Bununla beraber Çin’de ve bir dereceye kadar Küba’da aynı zamanda diğer pazarlar da mevcuttur. Bunlardan bazıları solucanları esas olarak hayvanları için protein olarak kullanmaktalar. Yani onlar sadece solucan humusuyla alakadar değiller. Tabi ayrıca farmokolojik neticelere de sahipler. Şu anda çalışmaya devam ediyorlar mı bilemiyorum, benim gördüğüm Vigo, İspanya’da solucanların farmakolojik olarak kullanımı konusunda makale hazırlayan iki insan vardı.

CC: Solucanlar ve bakım ürünleri (kozmetik) üzerine bildiğiniz çalışan kimse var mı? Mesela Fransızlar çalışıyor mu bu konuda?

CAE: Evet, bu konuda bazı söylentiler duydum. Fakat kanıtlarla doğruluğunu savunacak herhangi bir kaynak bilmiyorum. Ancak bu bir ölçüye kadar oluyor gibi görünmekte. İtalya’da büyük bir vermikültür endüstrisi vardı. Bu elbette bir aldatmaca değildi, bu yönde bir eğilim mevcuttu. Onu işleyecek insanlar bulup, şirin kutularla ambalajlayıp yüksek bir fiyattan satıyorlardı. Bunlar ev içi bitkilerinize püskürtme olarak kullanabileceğiniz küçük kutular ve bence iyi iş görebilirler. Fakat pazar payı bir miktar sınırlı. Ev içi bitkilerinizde kullanacağınız küçük kutularla geniş ölçekli bir endüstriye erişemeyebilirsiniz. Bundan daha büyük bir içeriğe sahip olması gerekir.

CC: Daha önce yapmış olduğumuz bir sohbette, Kuzey Karolina’da sadece bir kaç yıl önce toprak verimliliğinde solucanların rolü üzerine yaptığınız bir konuşmaya 600 çiftçinin katılmış olduğunu belirtmiştiniz. Gönderme yaptığınız çıkar guruplarını temsil eden bireylerin sırf sayılarından yola çıkarak bir karara varmak gerekirse, iki ana gurubun solucanlara büyük ilgi gösterdiği görülüyor: Çiftçiler/tarımsal ilgililer ve vermikültüre ilgi duyan girişimciler (örneğin sizin iki yıl önce Avustralya’da adres gösterdiğiniz büyük solucan çiftçileri gurupları gibi.) Solucan humusu üretimini atık yönetimi seçeneği olarak gören üçüncü bir ilgi grubu ise, son on yılda BioCycle olarak kompostlama konferanslarında pek çok sunum vermiş olduğunuz halde uzak bir üçüncü sırayı işgal ediyor gibi görünmekte. Siz en azından şu an için, toprak verimliliğine ve solucan yetiştirmenin ticari bakış açılarına olan ilginin, atık yönetiminde solucanların kullanımına olan ilgiden daha fazla olduğunu düşüncesine katılıyor musunuz? Gelecekte, değerli bir toprak düzenleyici üretimine olan ihtiyaçtan dolayı solucan humusu üretimine olan ilgi organik atıkların stabilize edilmesine olan ilgiden daha çok teşvik görecek midir?

CAE: Evet, bence mümkündür, belki de eşit derece mümkündür, fakat iki oldukça farklı şeyler. Toprak verimliliği ile olan ilgilisi açısından, konuştuğum her çiftçi solucanları iyi toprağın işareti olarak görmekte. Onlar bilimsel olarak haklı olabilirler, çünkü solucan humusunda bol miktarda organik madde ve iyi bir mikrobiyal aktivite vs. görünmekte… Yani, bu iyi bir göstergedir. Yeterince gariptir ki, ortada an itibariyle, solucanları toprak kalitesi kriterlerinden biri olarak gören uzlaşmaz kimyager ve fizikçiler tarafından bile toprak kalitesine olan ciddi bir ilgi var. Bu oldukça iyi bir biçimde kanıtlanmış ve sabitlenmiştir. Solucan yetiştirmenin ticari yönleri açısından bu durum sonsuza dek devam edecek, ancak değişmeyip sadece hemen hemen aynı düzeyde sürecektir. Balık yemi balık yemidir, bilirsin, ve bu nedenle bu iş kendi sonunu getirdi. Balık yemi olarak solucan yetiştiren birçok insan, özellikle de çevrilen dolaplardan ötürü, kendilerini solucanları satamaz durumda buldular ve böylece solucan humusu ve gübre girerek, bu yolla biraz para kazandılar.

CC: Şu anda düzenlemekte olduğunuz ve yakında çıkacak olan Solucan Humusu Üretim Kılavuzunda, solucan humusu üretiminin çeşitli yönleri üzerine yaklaşık olarak iki düzine bölüm yer alacak. İspanya, İngiltere, Fransa, Avustralya, Çin, Hindistan ve ABD’den yazarlar, kullanımda çeşitli teknolojilerden solucan humusu kalitesi çalışmalarına kadar solucan humusu üretiminin çeşitli yönleri üzerine bölümler yazdılar. Bu Kılavuz, milenyumun sonunda solucan humusu üretimi hakkındaki bilgimizin durumunu özetleyecek olan oldukça kapsamlı bir kaynak gibi görünüyor. Bu projenin nasıl meydana geldiğini ve ne tür bilgileri bulacağımıza dair birkaç detay paylaşabilir misiniz? Hedeflenen kitle, geçen yıl İspanya’da düzenlenen USES 6’nın (Uluslararası Solucan Ekolojisi Sempozyumu ) bildirilerini okuyanlardan daha fazla olacak gibi görünmekte.

CAE: Onun ortaya çıkma sebebi çok basit. Telefonum “anladığım kadarıyla siz vermikültür ve solucan humusu üretimi üzerine uzmansınız, bana bu işin nasıl yapıldığınız söyler misiniz?” şeklinde soru soran insanlardan ötürü hiç susmuyordu. [Gülüşme] Bu nedenle zamanımın yarısını (ki hâlâ öyle) telefonda soru soran insanlar ayırıyor ama fazla bir şey yapamıyordum. Konferanstaki bilgilerle oluşturduğumuz kitap [1988 yılında Cambridge, İngiltere’de düzenlenen Atık ve Çevre Yönetiminde Solucanlar adlı konferans] soruların epeyce bir kısmını cevaplamış oldu fakat kitap şu an için 10 yıldır güncelliğini yitirmiş durumdadır.  İşte bu nedenle yeni bir kitabın hazırlanma zamanı gelmişti. Derken BioCycle’dan Jerry Goldstein ile görüştüm ve o da ne güzel bir fikir dedi. Bu kitapi onların satışını yaptıkları kompostlama kitaplarına bir kılavuz kaynak olacaktı. Böylece kitabı hazırlamak için bir toplantı tertipledik. Düzenlenen tüm diğer kitaplar gibi, bu da tahmininizden bir zaman alıyor, çünkü bazı insanlar katkılarını çok çabuk yaparken bazı insanlar da çok daha uzun bir zamanda sağlıyorlar. Şu anda bulunmakta olduğumuz nokta ise, tamamını temin etmiş bulunmaktayız. Eğer önümüzdeki iki veya üç hafta boyunca her şey yolunda giderse, Haziran ortalarına doğru onu Jerry’ye teslim etmeyi umuyorum. Bilgi oldukça kapsamlı. Kitap ihtiyaçları karşılayan düşünebildiğim her türlü bakış açısını kapsıyor. Birçok ülkede neler olup bittiği bilgilerini de içermekte.  Japonya, Çin, Meksika, Hindistan, İngiltere, İspanya gibi oldukça farklı ülkelerden bölümler içermekte. Bu da bir katkı olabilir. Aslında benim çaba harcamamamdan kaynaklanan ve bu nedenle bilgi edinemediğim ülke ise Küba’dır. Bence Küba için bir bölüm yapmalıydık ancak yapamadık. Fakat bu konuda endişelenmek için gerçekten çok oldu artık. Fakat kitap oldukça geniş bir kitleye erişecek ve çok fayda sağlayacak, bence. Kitap karşı karşıya kaldığım sorunların ağırlığını büyük oranda üzerimden alacaktır.

CC: Güney Amerika’dan gelen bir şey var mı?

CAE: Evet, ben insanlardan gelen bu sorgulamaları almaya devam ediyorum. Brezilya’da çok büyük miktarlarda solucan üretimi yapan bir adam var. O ürettiği solucanları Amerika Birleşik Devletlerinde de başarıyla satıyor görünmekte. O ABD’de solucan satan birçok insandan daha ucuza satarak, yaklaşık yarım kilosunu nakliye dahil 2 dolara satabilmekte. Evet, orada faaliyetler var. Onlar geçip gidiyorlar. Fakat Solucan Humusu Üretim Kılavuzunda bir bölüm olarak yok, çünkü doru insanı tespit edemedim. Güney Amerika’ya en yakını Meksika oldu.

CC: Dünya çapında kuvvetli bir konuşma ve danışmanlık programını sürdürmeye devam ediyorsunuz. ABD’de dört gözle beklediğimiz olaylardan biri de, Mary Appelhof ile birlikte planladığınız ve Eylül 2000’de Michigan’da geçici olarak zamanlanan, 1980 yılında Mary’nin düzenlemiş olduğu çalıştayın 20. yıl dönümü kutlaması olan Vermillennium’dur [ÇN(sg):Solucanların 1000 yılı anlamında]. Bu durum için ne planlanıyor ve ufukta umut edebileceğimiz başka şeyler var mıdır?

CAE: Benim fikrim, sanırım Mary de bana katılacaktır, bu konferansı iki aşamalı olarak yapmaktır. İlk olarak, solucan humusu üretiminin tüm detaylarını öğrenmek isteyen insanların, diğer bir deyişler solucan yetiştiricilerinin, katılabileceği iki veya üç günlük uygulamalı oturum düzenlemeliyiz. Ardından umarım, daha bilimsel olan ikinci bölümle devam edebiliriz. İki veya üç günlük bir uygulamalı bölümden sonra katılımcılar, bilim adamlarının tam olarak ne demek istediklerini daha net olarak anlayabileceklerdir. Şu anda bilimsel içerikte neler olacağını bilemiyorum. Fakat fikrimce Kılavuzda bölüm yazan insanlardan bazıları ve belki biraz daha fazlası konferansın bilimsel bölümünde konuşma yapacaklardır. [Editörün Notu: Mart, 1999’da Stockton CA’daki çalıştaya olan katılım Dr. Edwards ve Mary Appelhof yaklaşmakta olan Vermillennium’a olabilecek olan büyük katılıma dikkatlerini vermelerine yol açtı.] Mary’nin Kalamazoo’da yaptığı orijinal toplantıya sanırım 50 ya da an fazla o kadar kişi katılım göstermişti. Ancak o zamanlar henüz işin başıydı ve katılımcıların çoğu bilim adamıydı. Stockton’daki kendi toplantıda ne olduğunu biliyorsun, 140 kişi ve Marry bu muazzam büyük toplantıyı [sadece] 150 için planlıyordu! Bu nedenle bizim yeniden düşünmemiz gerekmektedir. Mary hâlâ toplantıyı Kalamazoo’da yapmak istiyor, fakat bunu tekrar düşünmek durumunda. İngiltere, Cambridge’da konferans düzenlediğimizde yaklaşık 400 kişinin katılımı gerçekleşmişti ve yıllardan 1984 idi. Aynen bunun gibi, bence rahatlıkla dört yüz ya da beş yüz kişi beklenebilir. Bu benim tahminim, tabi eğer iyi organize edilirse. Bu hâlâ çok yakında olabilir. Amaç, solucan yetiştiricilerini biraz daha bilimsel akım içine çekebilmek gibi birbirini tamamlayan iki şeyi yapmak. Benim her durumda amacım budur.

CC: Bir USES 7 (Uluslararası Solucan Ekolojisi Sempozyumu ) olacak kıdır?

CAE: Evet, Galler’de olacak. USES her üç yılda bir düzenlendiği için 2001’de yine olacak. Öyle görünüyor ki, bu defaki sempozyumda çok güzel şeyler olacak.

CC: Medyada yapılan bazı röportajlarda, vizdansız solucan dolandırıcılarının hem burada hem de yurtdışında, henüz yeni olgunlaşmakta olan solucan endüstrisinin meşruiyetini zedelediği yönünde size yakınmalar geliyor. Sizce bu şarlatanların faaliyetlerinden en çok kimler etkinenmektedir? Dolar yatırımı yapan ve kendilerine borç takılan bireyler mi, yoksa solucan humusu üretiminin prestijini ve meşruiyetini artırmak için çabalayan aktif solucan işçileri mi?

CAE: Sanırım bu sorunun cevabı, bundan hepimiz etkileniriz, olacaktır. Benim üzüntüm beni arayan insanlar için olacaktır. Onlar yaşlı ve emekli insanlar ve çok az bir miktar sermayeleri var, 5-10-15 bin, ve çoğunlukla “biraz para kazanmak için ne hoş bir hobi” diye düşünüyorlar. Bundan ötürü onlar, bu insanların yaptığı her türlü reklamlara hemen kanıyorlar ve paralarının tamamını harcıyorlar ve neticede çok kötü inciniyorlar. Çok az mükâfatını alabiliyor. Fakat bizim her zaman söylediğimiz şey şudur, insanlar “ah, bu dolandırıcılık hakkkında bilgim var” derler ve böulece bilimsel meşruiyet de başarızlığa uğrar. Bizim meşru bir bilimsel amacımız var, bir sistemi kanıtlamaya çabalıyoruz. Eğer bu tür insanlar yüzünden kötü bir ün edinirsek, asla bunun düzeltemeyiz. Konu doğru olmayan iddialara ardına kadar açıktır. Ben şöyle bir iddiada bulunan bazı insanlar bile tanıyorum, “arka bahçenize az bir miktar yataklama malzemesi koyun ve günde 9-10 kg solucan üretin.” Ne akla hayale gelmez bir iddia.

CC: Bizlerle bu bilgileri paylaşmak üzere zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bitirirken, sizce solucan humusu üretimini umut ettiğimiz noktaya gelmesini sağlayacak olan araştırma ve geliştirmelerin gelecekteki temelleri neler olacaktır? Bu her gün kullandığımız bir kelime haline gelecek midir?

CAE: Bence her şey sistemin geçerliliğine bağlıdır. SAS ve Hareketli Küme Sistemi ile buna benzer sistemleri içeren çeşitli sistemlerin geçerliliği onların işlediğini göstermekle mümkün olacaktır. Solucan Humusu üreticilerinin %95’i ne olursa olsun hâlâ yığma (windrows) sistemini kullanmaktadır. Şahsen ben besin, zaman ve diğer her şeyde meydana gelen kayıplardan ötürü küme sistemlerine karşı çok fazla ön yargılıyım. Sistem yıllar içinde çok gelişti ve bence üretim yapmak için birçok farklı yöntem mevcuttur; Sürekli Akış Reaktörü, Hareketli Küme Sistemi ve çıkan ürünü koruyan daha nice bir çok farklı yöntem… Umarım sistemler geliştirilerek ticari sistemlere doğru ilerletilecektir. Bizim şimdi yapmaya çalıştığımız şey, yetiştirme deneyleri, gerçekten de ikinci bir şey. Birileri ürünü satın almadan önce onu geçerli kılmalısınız. Umarım, bir sonraki yıl, bunu makul hale getirebilecek kadar basılı veriye erişebiliriz. Hâlâ yayınlanmamış olan bir çalışma insan patojeni konusunu içermektedir. Esasen, Florida’daki bir guruptan temin ettiğim ve bazı çok iyi patojen verileri analiz etmeyi beklediğimiz bir yığın veri var elimde. Diğerleri ekonomi ve pazarlamayla alakalı. Mesajı almak durumundasınız, daha iyi kalite ürün olursa, daha yüksek fiyatta satış demektir, ve tabi ürünün standartlaştırılmasını da unutmamak gerek. İşte mücadelesini verdiğimiz konulardan birisi budur. Toplamda, sistemler yönetilebilmelidir. Gerçekten deneyimli ve yönetebilecek insanları bulmalısınız. Bu tür insanları çok fazla bulamazsınız. İhtiyacınız olan şey yan yana çalışabilecek olan Scott Subler gibi bir bilim adamıyla, çok iyi bir iş yöneticisi olan herhangi birisinin kombinasyonudur. Bence olayı canlandıracak olan şey budur. Bu durumda tüm bunları ucuza mal edemeyeceğiniz için yeterli miktarda sermayeye ihtiyacınız vardır. İşin büyümesi kendinize belirlediğiniz ölçekle sınırlıdır. Bazıları solucan humusu üretiminin büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğuna ikna olarak ve iki veya üç milyon doları riske atmaya istekli görünmektedir. O halde eğer iş iyi yönetilirse başarıya erişilecektir. Fakat eğer siz daima tetikle olarak işe başladığınızda, “yarın kazanmak için her yola başvurmalı mıyım?” diye sorarsanız, bu gidilecek iyi bir yol değildir. İşte sorun tam da orada başlar.

Çeviri: S.Gönen 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz