Solucan Gübresi Bilgi Portalı 06 Aralk 2016

SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – III

SİYAHALTIN SOLUCAN HUMUSU RÖPORTAJI – III

Röportajın başına dönmek için tıklayınız…

S. GÖNEN        :     Peki sizce Türkiye’deki üniversitelerde bu konulara neden talep yok sizce?

M. H. CAN  :     Talep yok derken,  benim gözümde bizdeki üniversiteler hep siyasetle ilgilendiler bilimle hiç ilgilenmediler. Herkes, benim partim daha güçlü ve kabadayı ve benim partim gelirse daha iyi yapar ayağındaydı. İnşallah üniversiteler siyaseti bırakır da bilimle uğraşmaya başlarlar. Şimdi bir dünyadaki bilimsel araştırmalara bakın bir de bizdeki bilimsel araştırmalara bakın. Aradaki farkı gördüğünüz zaman benim ne demek istediğimi de görmüş olursunuz.

S. GÖNEN        :     Peki kemikleşmiş tabakanın dışında yeni nesil öğrenciler için ne diyebiliriz?

M. H. CAN      :     Benim şu anda iki çocuğum üniversitede okuyor, bir tanesi de üniversiteye hazırlanıyor. Hemen her hafta giderim dershaneye ne yapıp ne ediyorlar diye. Dershanenin iki kapısı var. Bir kapısında normal lise öğrencileri, diğer kapısında ise KPSS’ye hazırlanan öğrenciler var. Her gittiğimde cebimde elli tane kartla giderim. Orada kapıda dikilen gençlere sorarım. Siz buraya ne kadar para veriyorsunuz diye. Üç buçuk milyar (3500 TL) para verdik, diyorlar. Ben de diyorum ki, sen o üç buçuk milyarı getir, ana bir iş göstereceğim, onu yap ve bir sene sonra kendi işinin patronu ol. Gerçekten de böyle. Bir sene geçmeden kendi işinin patronu olacak.

Solucanlar bu ambalajlarda oldukça sağlıklı ve korunaklı bir şekilde satışa sunuluyor

S. GÖNEN        :     Yani girişimcilik ruhu yok.

M. H. CAN       :     Evet girişimcilik ruhu yok. Türkiye’nin değişik yerlerinde arıyorlar ama benim ziraat öğrencilerinde ve mühendislerinde gördüğüm şey şu, hiç birinin umurunda değil solucan. Tarım il müdürlüğüne gittiğim zaman da bunu hissediyorum, Tarım Bakanlığına gittiğim zamanda bunu hissediyorum kendi arkadaşlarımla oturup muhabbet ederken de hissediyorum. Ya boş ver solucanı, ne işin var solucanla diye.

S. GÖNEN        :     Siz de ziraat mühendisiydiniz sanırım…

M. H. CAN       :     Ben okulu bitiremedim. 80’lerde üniversiteden kovulanlardanım. Sonradan bitirme şansım vardı ama madem okutmuyorsunuz ben de okumuyorum dedim. Yarım kaldı. Biraz da aykırıyım. Bana sorarsanız akademik çevre bugüne kadar ülke yararına katkıda bulunan hiçbir çalışma yapmadı. Ben elle tutulur bir şey göremedim. Belki konunu dışında bir şeyler yapılmıştır ama tarımla alakalı dünya çapında bir makale gösterin bana. Üniversiteler ne yapıyorlar? Hoca maaşını alıyor, gelip sınıfında dersini anlatıyor ve iki tane test sorusu soruyor ve başka da bir şey yoktur. Türkiye’deki tezlerin büyük çoğunluğu intihaldir diyebilirim.

S. GÖNEN        :     Biraz da üniversitelerin veya akademisyenlerin büyük tröstlere danışmanlık yapması ve üreticiye çıkar doğrultusunda ihtiyacı olmayan gübre ve ilaç önermesi durumu var. Peki, böyle bir yapıyı solucan gübresi ile nasıl kırabiliriz?

M. H. CAN       :     Ancak şu şekilde kırılabilir, üretip çiftçiye gerekirse bedava vereceksin ve deneyip görmesini sağlayacaksın. Başka türlü şansın da yoktur. Çünkü köylü araştırmıyor. Sadece duyduğunu veya kendisine önerileni uyguluyor. İsmi lazım değil, geçen gün birisi diyor ki,  biz falanca bir yerde proje yapacağız sizi tavsiye ederiz. Ama sizi tavsiye ederiz fakat (SG: M.H. CAN burada eliyle para işareti yapıyor) buna ihtiyaç var, diyor. Anlatabildim mi? Yani bizi de görmeniz gerekecek. Ankara’da çok samimi olduğum bir arkadaşıma gittim bir şey danışıyorum, biz de varız değil mi diyor. Yani devletten alıyor bir şeyler, hani bir siyasetçimiz demişti ya, benim memurum işini bilir diye. İşte zihniyet hâlâ budur. Bu olduğu sürece de bir yere varamayız.

M.Hanifi Can bir ambalajı açıp solucanları gösteriyor

 

S. GÖNEN        :     Peki solucan gübresi üretimine dair geleceği dair hedef ve beklentileriniz neler?

M. H. CAN     :     Eskiden bir gazete ve bir de televizyon vardı. Şimdi internette dünyanın her yerini görüyorsun. İngilizce, Bulgarca veya Rusça yazacak ve solucan gübresini araştıracak.

S. GÖNEN        :     Veya artık Türkçe de yazabilecek…

M. H. CAN     :     Ya da hiçbir dil bilmiyorsa google’dan tercüme ettirecek ve görecek solucan gübresinin nasıl özellikleri var. Bir de insanlar Pazarda satılan ürünlere dikkatini verecek. İşte bir bakıyorsunuz domates iki buçuk, üç lira. Sonra birden bir liraya düşüyor. Hiç kimse demiyor ki, bu domates neden birden bir liraya düştü. İhracat durdu da düştü. İhracat devam etse o domates üç liradan aşağıya düşmez. Bir de bu domateste bir şey var ki böyle birden düştü. Adam ürünü almıyor, onun üzerindeki ilaç kalıntılarını görüyor. Bazı insanlar ise bilinçli: Mesela Zonguldak’tan veya Tekirdağ’dan, Van’dan arıyor ve bana 10 kg, 20 kg ve 30 kg gübre gönder diyor. Neden? Domatesimi, karpuzumu balkonda kendim yetiştireceğim diyor. Bu örnekler zaman içerisinde çoğalacaktır. Örneğin biz 83 yılında kültür mantarı üretimine başladığımızda, pazarcı pazarda mantarı nasıl satıyordu biliyor musunuz? Kadın geliyor ve “aaa mantar daha geçen gün falan kişi zehirlenmişti” diyor, pazarcı da alıp mantarı kadının gözünün önünde yiyor ve ancak ondan sonra satabiliyordu. Fakat bugün her yerde kültür mantarı satılıyor.

Solucanlar oldukça sağlıklı ve mutlu görünüyorlar

Devam etmek için tıklayınız…

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz