Solucan Gübresi Bilgi Portalı 08 Aralk 2016

Solucanekin (Vermikültür) Sözlüğü

Solucanekin (Vermikültür) Sözlüğü

Solucanekin (Vermikültür) Sözlüğü

vermikültür

Vermikültürü daha iyi anlamak ve doğru bir şekilde üretim yapabilmek için işe terminolojiyi öğrenmekle başlamak lazım. İşte size en çok karşınıza çıkacak olan bazı temel terimlerden oluşan mini bir sözlük…

A

Abdomen: Karın, böceklerde vücudun son bölümü.

Abiyotik Faktörler: Bir ekosistemde bulunan bütün cansız varlık ve faktörleri ifade eder. Bunlar; ışık, sıcaklık, oksijen, karbondioksit, nem gibi iklimsel etmenler ile toprak suyu, besin maddeleri, toprak sıcaklığı, toprağın yapısı ve dokusu gibi faktörlerden oluşur.

Abscission: Dökülme (yaprak,meyve vs vs..)

Absisik Asit Hormonu: Bu hormon tohumun ve tomurcukların gelişmesini engelleyerek uyku durumunda (dormansi) kalmasını sağlar. Köklerdeki jeotropizma hareketinin gerçekleşmesini sağlar. Köklerin topraktan su almasını hızlandırır. Yaprak dökümünde görev alır. Susuzlukta; bitkilerde gündüz stomaların kapanmasını sağlar.

Absorbsiyon: Gaz, ısı veya ışığın canlılar ya da cansız maddeler tarafından emilerek tutulmasıdır. Enerji ya da diğer bir maddeyi emebilme, soğurma.

Acoelomata: Sölom boşluğuna sahip olmayan canlılar. Endoderm ve ektoderm arası tamamen mezoderm ile doludur.

Adaptasyon: Bir canlının belirli biyotik ve abiyotik koşullara sahip bir ortamda yaşayabilmesini sağlayan yetenek ve özelliklerinin tümüdür.

Adaptojenik: Adaptojen, vücut üzerinde “dengeleyici” etki yarattığı genel olarak kabul edilen sağlıklı ve ayıltıcı ürünler şeklinde tarif edilir.

Adventif Kök: Gövde , dal , sürgün veya çeliklerden oluşan köklerdir.

Aerob: Yalnızca oksijen varlığında yaşayabilen.

Agregat: 1) Toprak taneciklerinin birbirlerine bağlanmaları ile oluşan yapıya agregat denilir. 2) Toprağın teksel taneciklerinin bir araya gelerek (kümeleşerek) çeşitli yapıştırıcı maddelerle bağlanmaları sonucu oluşan ikincil yapı birimleridir. Kesilmiş veya parçalanmış toprak parçalarına “Toprak agregatları” denir. Bu parçacıklar büyüklüklerine göre sınıflandırılırlar. 5mm den daha küçük olanlara “Mikro agregatlar” 5mm ile 20mm arasındaki parçalara “Kırıntı“, 20mm ile 100mm arasındakilere “Topaç“, 100mm’den büyük parçalara ise “Kesek” adı verilir.

Agroekoloji: Sürdürülebilir tarım bilimi demektir. “Doğal Tarım, Organik Tarım, Entegre Tarım, İyi Tarım” gibi tarım sistemleri ülkemizde uygulanan sürdürülebilirliği güncel tarımdan daha yüksek olan tarım yapma şekilleridir. Ekim nöbeti, IPM (Entegre Zararlı Yönetimi), Gübreleme için analiz ve damlama sulama olmazsa olmazlarıdır.

Agroekosistem: Doğal ekosistemin bozularak insan eliyle tarım kültürüne açılan alanlarda ekosistemlere verilen isimdir. Genellikle çayır mera alanları ve yapraklarını döken ağaçlık alanlar bozularak tarım ekosistemlerine dönüştürülmüşlerdir.

Agroloji: Tarım ürünlerinin verimliliği ile ilgili olarak topraklarının oluşumu, analizleri ve sınıflandırılmaları gibi özelliklerini inceleyen bilim koludur.

Agronomi: Tarla ürünlerinin kantite ve kalitelerinin ıslah ve yetiştirme tekniği konularını inceleyip, araştıran ve kurallarını belirleyen bilim dalıdır.

Ağız (mouth): Peristomium içinde yer alan beslenme kanalına açılan giriş.

Akarisit: Akarlara karşı kullanılan tarımsal ilaçlardır.

Aktif Çamur Süreci: Atık su arıtma tesislerinde kullanılan, aerobik biyolojik arıtma süreci (Activated Sludge Process).

Aktinomisetler (Actinomycetes): Bakterilere yakın ipliksi mikroorganizma. Bazı aktinomisetler toprakta yaşar ve humus oluşmasında önemli rol oynar. Bakteri ile mantarlar arasında bir geçit formudur. Pek çok mantar ve bakteriden daha yavaş gelişirler. Aktinomisetlere, ışınsal mantarlar veya ipliksi bakteriler adı da verilir. Toprak aktinomisetleri geniş adaptasyon yeteneği gösterirler.Bakterilerin ürediği ortamda gelişmekle beraber daha çok alkali ortamlarda iyi gelişme gösterirler. Aktinomisetler, toprak toplam mikroorganizmasının %10-50’sini oluştururlar. Aktinomisetler, hetetrofik organizmalar olup, yaşamları ortamda bulunan organik maddelere bağlıdır. Bu organizmanın bir çok türleri antibiyotik adı verilen mikrobiyal toksin metabolitleri sentezlemeleri bakımından önem taşırlar. Toprak aktinomisetleri tipik aerobik organizmalardır. Nemli koşullardan ziyade, kuru topraklarda daha yaygındırlar. Bunun yanında da çayırlarda aktif florayı oluştururlar. Aktinomisetler özellikle organik maddece zengin topraklarda fazla sayıda bulunur. Protein türevleri, bitki kalıntıları, baklagil dokuları ve çiftlik gübresi ilavesi aktinomisetleri kuvvetle uyaran etkilerdir.

Alan Eşdeğer Oranı (AEO) / (Land Equivalent Ratio – LER): Willey (1979); Mead ve Willey (1980) birlikte ekim sisteminde, birim alan efektifliğinin değişimini LER ile ifade etmişlerdir. Ziraatçilerin birlikte yetiştiricilikte verimi ölçme ve değerlendirme birimi “Alan Eşdeğer Oranı (AEO) / (land equivalent ratio (LER)” olarak biliniyor. Örneğin yavaş yetişen ve çok yer kaplayan karnabahar bitkisinin AEO değeri 1 olarak kabul ediliyor. Ancak Pakistan’da denenmiş yönteme göre karnabaharlar arasında marul yetiştirilince, metrekare başına  AEO değeri belirgin olarak yükseliyor. Brokoli, karnabahar, domates gibi baskın bitkilerle birlikte yetiştirilen marul, kırmızı hindiba veya kuzukulağının AEO değerini yükselttiği görülüyor.

Albumin: Suda çözülür proteinlerden oluşan bir sıvı.

Allelopati: Bitkilerin bulundukları ortama bazı maddeler salgılayarak, kendilerinden sonra gelen bitkileri olumlu ya da olumsuz yönde etkilemelerini ifade eden bir deyimdir. Baklagil bitkilerinin kendinden sonra gelen tahıllara iyi bir toprak ortamı bırakması buna olumlu örnektir.

Allelopati terimi ilk kez 1937’de bir bitkinin diğer bir bitkiye negatif etkide bulunması şeklinde tanımlanmış; ancak daha sonra bir bitkinin diğer bir bitkiye yaptığı engelleyici ya da uyarıcı etkinin her ikisi de allelopati olarak kabul edilmiş. Allelopatinin tarımdaki önemini açıklamak için beş farklı ilişkinin çok net bir şekilde irdelenmesi gerekmekte. Bunlar kültür bitkileri-yabancı otlar, kültür bitkileri-kültür bitkileri, yabancı otlar-kültür bitkileri, yabancı otlar-böcekler, yabancı otlar-mikroorganizmalar arasındaki ilişkiler olarak açıklanıyor. Yabancı otların ürünlere zarar vermesi, onlarla mücadele yapılmasını) zorunlu kılıyor. Yabancı otların zararını en aza indirmek amacıyla çeşitli mücadele yöntemleri uygulanıyor.

Yabancı otlarla kimyasal mücadeleye seçenek olan ve onun kadar etkili bir çözüm yolu bulunamadığından üreticiler, hem uygulaması kolay hem de sonucu kısa sürede aldıkları için herbisitleri (ot öldürücülerini) tercih ediyorlar. Ancak son yıllarda toplumun artan çevre bilinci entegre tarım, sürdürebilir tarım ve ekolojik tarım gibi tarım sistemlerini gündeme getirdi. Dolayısıyla bu tarım sistemlerinde yer alacak kimyasal mücadeleye seçenek olacak yabancı ot mcadele yöntemlerine gereksinim duyulmaya başlandı. İşte bu yöntemlerden birisi de, çevreye dost bitkilerin allelopatik özelliklerinden yararlanmak. Bu amaçla kullanılan bitkilerden biri de eşek marulu.

Amebosit (Ameboid): Amip benzeri hücreler.

Amilaz: Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. Tükürükte bulunan haline “Pityalin” adı da verilmektedir.

Amitotik bölünme: Hücrenin boğumlanarak ikiye bölünmesi, amitoz bölünme

Amoeboid hücreler: Belirgin bir şekilde olmayan ve başka hücrelere farklılaşma potansiyeline sahip olan hücreler.

Anaerob: Yaşamı için oksijen varlığına gereksinim duymayan.

Analog: Kökenlerinin benzer olmasına gerek olmaksızın, aynı görevi gören organlar. ör. Midyedeki ve balıklardaki solungaçlar.

Anatrop: Tohum taslağını plesentaya bağlayan sap olan funikulusa göre 180 derece dönmüş, ters tohum taslağı.

Anecic: Bir habitat sınıflandırma terimi. Bu tür solucanlar derin dikey tünellerde yaşarlar ancak özellikle geceleri toprak yüzeyine yakında ve üzerinde beslenirler.

Antagonizm: Bir canlı türünün diğer canlılara zarar verecek kadar çevreye olumsuz etki yapması. Örnek: Antibiyotikler.

Antagonistik Etki: Gübrelerde iki bileşimin birbirinin alımını engellemesi.

Anteridyum: Çiçeksiz bitkilerde ve mantarlarda erkek gametleri oluşturan kısa, silindirik yapıdaki kese.

Antibiyozis: İki organizma arasında birinin zararına olacak şekilde süregiden ortak yaşama şekli. Bakteriler veya diğer organizmalar tarafından diğer canlıları inhibe eden bir antibiyotiğin üretimi.

Antidot: Kelime anlamı panzehir olup, bir zehirin etkisini tamamen gideren veya kısmen hafifleten maddedir.

Antikoagülan: Kanın pıhtılaşmasını önleyen madde.

Antiksenosis: Zararlı böcek davranışını olumsuz etkileyen direnç.

Antosiyanin: Kırmızı-mavi bitki pigmentlerinin büyük bir grubudur. Antosiyaninler, tüm gelişmiş bitkilerde, çoğunlukla çiçeklerde ve meyvelerde fakat aynı zamanda, yapraklarda, gövdelerde ve köklerde oluşur. Bu bölümlerde, hücre çeperinde baskın olarak bulunurlar. Oranları oldukça büyüktür: örneğin, bir kilogram böğürtlen yaklaşık 1.15 gram içerir, ve kırmızı ve siyah baklagiller familyasına ait tohum veya bitkilerde, gramında 20 mg içerebilir. Antosiyaninlerin renkleri yapıya bağlıdır, fakat ayrıca meyvenin asitliğine de bağlıdır. Çoğu antosiyanin asidik koşulda kırmızı olur ve düşük asili koşulda maviye döner. Kimyasal olarak antosiyaninler, şekersiz antosiyanidin aglikona ve antosiyanin glikozitle bölünürler. Bunlar, gıda katkı maddesi olarak kullanılırlar, 163 E numaralarıdır.

Antropojen: Doğal bitki örtüsünün insanların çeşitli etkinlikleri sonunda özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan yeni bitki örtüsü.

Anüs: Bkz: periproct

APEC: Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü

Apical Dominanse: Tepe sürgünü baskınlığı.

Apomiksis: Tohumda döllenme olmadan meyve oluşumuna apomiksis denir.

Arap Zamkı (Arabic Gum): Bilinen diğer adları, Arabik gam, akasya gamı, E414… Arap zamkı, bir tür akasya reçinesi olup, E414 adı ile bilinen katkı maddesi/stabilizatör olarak kullanılan bir üründür. Doğal bir polisakkarit olan arap zamkı, Afrika’da yetişen Acacia senegal ve acacia seyal isimleri verilen akasya ağaçlarının kabuklarının kesilmesi ile elde edilmektedir. Beyazımsı san renkli, yuvarlak şekilli parçalar halinde olan Arap zamkı kokusuzdur.

Arboretum: Doğru biçimde etiketlenmiş odunsu ve otsu bitkilerin teşhisi ve bilimsel araştırmalar amacıyla bir araya getirilip yetiştirildiği ortamlar.

Arillus: Döllenme sonrasında, bazı tohumların üzerinde oluşan ek örtü.

Arke (Arkeler (Archaea) Alemi): Bu bakteriler aşırı sıcak, aşırı tuz, yüksek asit, yüksek baz gibi çok ekstrem koşullarda yaşayabilme özelliğine sahiptirler. Bakteriler gibi çekirdeği olmayan (prokaryot), tek hücreli canlılardır.

Arkegonyum: Genellikle şişe biçiminde, bir sıra verimsiz hücre tabakasıyla çevrilmiş boyun, karın kanal hücreleriyle yumurta hücresinden meydana gelmiş üreme organı.

Arkenteron: Embriyodaki ilkin bağırsak tüpü.

Arkeosit: Süngerlerde, besin depolayan amoeboid hücrelere verilen ad.

Ascomycetes (Mayalar ve Yaprak Lekeleri/Asklı mantarlar): Mantarlar aleminin en kalabalık ailesidir. Ailenin ismi, sporların içinde üretildiği “askus” adı verilen yapılardan gelir. Askuslar, birer keseyi andırdığı için, aileye aynı zamanda “keseli mantarlar” da denir. Aile üyelerinin büyük çoğunluğu, bitkilerde çeşitli hastalıklara sebep olur. Hücre duvarlarının yapısında, kitinin yanında, beta glukanlar da yer alır. Aile üyeleri genellikle çok hücreli olmakla birlikte, tek hücreli mayalar da görülür. Ekmek ve çeşitli meyvelerin üzerinde küf yaratan mantarlar, bu şubeye dahildir. Büyük çoğunluğu, bitkiler ve hayvanlar için patojendir. Grubun bazı üyeleri, alglerle birlikte “liken” adı verilen özel yaşam biçimlerini oluşturur.

Asimetri: Herhangi bir simetri tipine sahip olmama durumu.

Aşırı Yoksulluk: Genellikle minimum gıda gereksinimi karşılayamamak olarak tanımlanan yoksunluk durumu.

Aşırı Yük (Overload): Havacıl olarak üretilebilecek olandan fazla besin maddesinin solucan kompost kabına konması olayı.

Atığın Yeniden İşlenmesi: Yeniden kullanmak amacıyla atık maddelerin toplanması ve işleme tabii tutulması; kağıdın, camın, alüminyumun ve plastiğin yeniden işlenmesi (Waste Recycling).

Ayrışma (Decomposition): Organik maddelerin, bitkilerin büyürken ihtiyaç duydukları besinleri içeren temel birimlerine ayrışması süreci. Ayrışma, kompost kaplarında da olduğu gibi, doğada kendiliğinden gerçekleşen ve çevresel faktörlerle kontrol edilen bir süreçtir.

Arz: Yeryüzü

Aurofit- Epifit: Tüm organları toprak üstünde bulunan bitkilere verilen isimdir. Bunlar hava içerisinde ya da diğer bitkiler üzerinde yaşarlar.

Autekoloji – Birey Ekolojisi: Herhangi bir türe ait bireylerin çevre faktörleri ile karşılıklı ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.

Azot Bağlanması: Mineral azotun organik bileşikler haline çevrilmesi veya insanlar ve hayvanlar dâhil kolay alınabilir şekilde organik bileşiklere bağlanmasıdır.

B

Bakırlı Bileşikler: Bakırhidroksit, bakıroksiklorid, bakırsüllfat (tribazik) ve bakıroksit formlarındaki bakırlı fungusitler geniş çapta fungal ve bakteriyel patojenlere karşı etkilidirler. Organik tarımın geldiği son noktada bakırlı bileşiklerin yerini alabilecek alternatif materyallerin bulunması için araştırmaların yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çünkü bakırlı bileşiklerin kullanımının uzun dönemde toprakta birikimle sonuçlandığı görülmektedir ki bu organik tarımın çevreye uyumlu üretim gerçeğine uygun değildir. Bu koşullarda AB ülkelerinde bakır kullanımı 31 Aralık 2005’e kadar yıllık hektara 8 kg ile sınırlandırılmış 1 Ocak 2006’dan itibaren hektara 6 kg bakır kullanımına izin verilmiştir. Çok yıllık bitkiler için ise 23 Mart 2002’den 31 Aralık 2006’ya kadar hektar başına kullanılan bakır miktarının toplamı 38 kg’ı geçmemelidir. Örneğin; bağda mildiyöye karşı Mayıs ayında çiçeklenmeden önce yapılacak 1-2 ilaçlama, çiçeklenmeden sonra yapılacak 1 ilaçlama yeterli korumayı sağlayacaktır.

Bakteri: Toprakta, suda, canlılarda bulunan, çürüme, mayalanma veya hastalıklara yol açan, küresel, silindirimsi, kıvrık biçimde olan, bölünerek çoğalan, klorofilsiz, tek hücre canlı. Prokaryot hücre yapısındaki mikroorganizma.

Bakterisit: İstenmeyen bakterileri öldürmek için kullanılan kimyasal bileşik.

Bakterivor Nematodlar: Besin kaynağı olarak bakterileri tüketen organizma. Nematodların agroekosistemlerde önemli rolleri bulunmaktadır. Toprakta pek çok ekolojik olaylara katılarak bitki büyümesini etkilerler. Bakterivor nematodlar saprofitik ve bitki patojeni  bakterilerle beslenerek, rizobium nodülasyonunu etkileyerek ve bitkiye elverişli inorganik azotun miktarını düzenleyerek, bitki büyümesi üzerine önemli etkilerde bulunurlar.

Bakteriyofaj: Bakteriler üzerinde yaşayan ve onlar üzerinde hastalık sebebi olan virüslerdir.

Balmumu: Budamadan sonra yaraları kapatmak amacıyla kullanılır. Hastalık yönetiminde kullanılan bu maddelerin kullanımı kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenmelidir. Hastalık yönetiminde geniş bir enfeksiyon başlamadan önce uygulamaların yapılmasına dikkat etmelidir. Hastalık yerleştikten sonra yapılan uygulamalar fazla yarar sağlayamazlar. Bunların yanı sıra mikroorganizmaların kullanılması yada mikroorganizmaların ürettiği kimyasallardan yararlanılarak yapılan hastalık kontrolü organik tarım için uygundur. Ancak etkili, ekonomik olarak uygun ve ticari olarak üretilmiş biyolojik kontrol materyalini temin etmek oldukça zordur. Ayrıca bazı hastalıklar için tahmin ve erken uyarı sistemlerinden yararlanılarak , organik tarımda kullanılabilen fungusit ve bakterisit etkili maddelerin erken dönemde kullanılmasıyla etkili bir kontrol sağlanabilir.

Balsam: Sıklıkla odunsu bitkilerden elde edilen reçine ve bu reçinelerden yapılan ilaç.

Basidiomycetes (Küf Mantarları ve Şapkalı Mantarlar)Mantarların ikinci büyük grubudur. Sınıfın ismi, hiflerin uçlarında farklılaşarak oluşan bazidyum yapılarından gelir. Askuslu mantarlardan farklı olarak, sporlar askusların içinde değil, bazidyumların üzerinde oluşturulur. Bu grupta da kamçılı hücreler görülmez. Grubun en önemli ortak özelliği, yaşam döngülerinde, hücrelerin iki çekirdek taşıdığı bir evre görülmesidir. Bir diğer ortak özellikleri de, hücre duvarlarının çift tabakalı olmasıdır. Sınıf üyelerinin çoğu çürükçül canlılardır. Bir kısmı bitkilerle simbiyoz ilişkisi kurarak, bir kısmı da patojen olarak yaşar. Şapkalı mantarlar, ticari olarak da satılan, besin olarak tükettiğimiz mantar türlerini kapsayan gruptur. Bir kısmı zehirlidir ve zehirleri özellikle sinir sistemi üzerinde etkilidir.

Basit yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmemiş, sap üzerinde bir parçadan oluşan yaprak.

Baskın tür: Komünite içinde sayı ve faaliyet bakımından öne çıkan türlere baskın tür denir. Su ekosistemlerinde genel olarak baskın türlere rastlanmazken kara ekosisteminde genel olarak bitkiler baskın türdür. Ülkemiz ormanlarındaki sarıçam, köknar ve sedir baskın türlere örnek verilebilir.

Başkalaşım: Böcekler larva evresinden ergin evresine geçebilmek için birtakım değişikliklere uğrarlar, bu duruma başkalaşım denir.

Bekleme Süresi: Pestisitin kullanımından sonra ürünler üzerindeki kalıntı miktarının tolerans değerlerinin altına düşmesi için geçmesi gereken süreye denir.

Benthal: Denizin tabanındaki toprağa ait yaşam mekânıdır.

Bentik: Deniz ve tatlı sularda dip ya da taban bölgesine ilişkin.

Besin Maddesi: Organizmalar tarafından alınan, büyümeyi sağlayan, eskiyen dokular onaran, enerji ihtiyacını karşılamaya yarayan maddelerdir.

Besin Zinciri: Yeşil bitkilerce üretilen organik maddelerin farklı canlı organizmalar aracılığı ile ekosistemde dolaşımına verilen isimdir. Besin zincirinin basamakları, üreticilerden tüketicilere doğru birbirine eklenerek ekosistemde madde ve enerji aktarımını sağlar.

Bilateral simetri: Vücudun tam ortasından geçen bir düzlemin, vücudu iki eş yarıya (sağ ve sol) ayırdığı simetri tipi. 

Bileşik Yaprak: Birden fazla yaprakçıktan oluşan yapraklar için kullanılan terimdir. Yaprak ayası parçalara bölünmüş, yaprak çok sayıda yaprakçıklardan meydana gelir.

Bioassay: Özel indikatör canlı bitkiler üzerinde hormonların test edilmesi.

Bitki Ekolojisi: Bitkilerin kendi aralarında ve bulundukları ortamdaki canlı ve cansız çevre koşulları ile ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.

Bitki Formasyonu: Şekil ve dış görünüşleri birbirine benzeyen bitki türlerinin oluşturdukları, geniş alanları kaplayan bitki topluluklarıdır. Ağaçlardan, çalılardan ve otsu bitkilerden oluşan büyük bitki topluluklarının her biri birer bitki formasyonudur.

Bitki Gelişimi: Doğal vejetasyon oluşurken, bir arazi parçasının bir çok bitki grupları tarafından birbirini takip edecek şekilde kaplanması ve sonunda o bölgenin klimaks vejetasyonunun o arazi parçası üzerinde oluşmasıdır.

Bitki Örtüsü: Hayvanların yararlanıp, yararlanamadıklarına bakılmaksızın, bir arazi parçasını kaplayan canlı veya ölü bitki ve bitki parçalarıdır.

Bitki Süksesyonu: Komüniteler zamana bağlı olarak değişim gösterirler. Belirli bir bölgede uzun bir zaman periyodunda farklı canlı türlerinin sırası ile birbirlerinin yerini almasına süksesyon (sıralı değişim) denir. Genel olarak süksesyon terimi bitki komünitelerinin gelişimi için kullanılır. Ancak belirli bir yerde bitki süksesyonu olduktan sonra, o bölgeye sırasıyla değişik hayvan grupları gelerek yerleşir.

Bitki örtüsünden yoksun bir alanda ilk olarak gelişmeye başlayan türlere öncü türler denir. Zaman içinde bunların yerini diğer türler alır. Bu şekildeki geçişim, alanda kararlı ve dengeli bir komünite oluşuncaya kadar devam eder. Dengeli ve olgunluğa erişmiş bu komüniteye klimaks adı verilir.

Bitki Topluluğu: Uyum gösterdikleri belirli bir habitatta beraberce yetişen, birbirleri ve çevreleri arasında karşılıklı ilişkiler bulunan ve çevredekilerden farklı bir bitki örtüsü oluşturan bitki türleri grubudur.

Bitkisel Yağlar:

  • Örneğin; gül yağını Xanthomonas campestris pv. vesicatoria ‘ya karşı engelleyici etkisi olduğu tespit edilmiştir.
  • Kekik yağı toprak sterilantı olarak nematod ve toprak kökenli patıojenlere karşı etkili bulunmuştur.
  • Susam yağının sinerjistik etkisinden yararlanılarak bazı yararlı mikroorganizmaların etkileri arttırılabilir.
  • Eqisetum arvense (At kuyruğu), Allium sativum (Sarımsak), Allium cepa (Soğan) ve Armoracia rusticana (Yaban turpu) bitki ekstrakları domates, hıyar, gül, çilek, meyve ağaçları ve üzümsü meyvelerde fungal hastalıklar için kullanılabilirlikleri belirtilmesine karşın hastalık kontrolündeki tam güvenilirlikleri henüz ispatlanmamıştır.

Biriktirici (Rezervuar): Bir enfeksiyon etmeninin doğal yerleşim yeri. Örn. Veba için kemiriciler.

Bitki Paraziti Nematodlar: Nematodlar genellikle toprakta, suda ve çürümekte olan organik maddelerde yaşarlar. Birçok türleri de bitkilerin çeşitli kısımlarında beslenir ve zararlı olurlar. Bitkilerde beslenen ve zarar yapan bu gibi nematodlara “bitki paraziti nematodlar” adı verilir. Nematodların agroekosistemlerde önemli rolleri bulunmaktadır. Toprakta pek çok ekolojik olaylara katılarak bitki büyümesini etkilerler. Bitki paraziti nematodlar bitkilerde beslenerek büyümeyi doğrudan etkilerler. 

Biyobirikim (Biyoakümülasyon): Bazı maddelerin organizmanın yapısında kalarak birikmesi… Biyolojik birikim gösteren maddelere örnek; ağır metaller ve bazı organikler (DDT).

Biyocoğrafya: Biyoloji biliminin bir kolu olup, dünya üzerinde bitki ve hayvanların yayılış alanlarını inceleyen ve nedenlerini açıklayan bilim dalıdır. Herhangi bir türün çevre isteklerini, çevrenin ekolojik karakterlerini ve bunlara göre canlının yayılış alanını inceler.

Biyoekoloji: Bir türe ait bireylerin kendi aralarındaki ve çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.

Biyolojik Denge: Bir toplum içinde yaşayan bireyler arasındaki dengedir. Enerji ve besin maddesi gereksinimi bakımından bir toplum kendi kendini düzenler ve böylece kararlı bir ekosistem oluşturmaya çalışır.

Biyolojik Mücadele: 1) Biyolojik olaylar doğa ile etkileşim durumundadırlar. Biyolojik Mücadele çok yalın ya da çok kapsamlı tanımlar yapılabilir. Yalın bir tanım olarak: Hastalıklarla savaşta canlı öğelerin kullanılmasıdır, denilebilir. 2) Diğer bir tanımla doğal düşmanlar (predatörler, parazitoidler, mikrobiyal etmenler vb.) kullanılarak, hastalık ve zararlı popülasyonlarının baskı altına alınması genel anlamda Biyolojik Mücadeleyi tanımlamaktadır. 3) Zararlıların mücadelesinde, doğal düşmanların insanlar tarafından kullanılarak, zararlıların baskı altına alınmasıdır. Biyolojik mücadele de kullanılan canlılar, özel koşullarda çoğaltılarak gerekli zamanlarda zarar görülen yerlere yeterli miktarda bırakılır yada parazitler konukçuları ile zarar görülen yerlere taşınırlar.

Biyolojik Kontrol Ajanları: Biyolojik mücadelede kullanılan öğelerin ve canlıların her biri… Bu doğal düşmanlar bazen patojenin etkisini azaltan ya da ona karşıt (antagonist) etki gösteren bir mikroorganizmadır. Bazende patojene karşı doğal olarak dayanıklı olan ya da dayanıklılığı biyotik ya da abiyotik olarak uyarılmış, kısacası bir biçimde dayanıklı olan konukçu bitkidir.

Biyolüminesans: Bazı canlılar tarafından, belirli bir metabolik yol izlenerek ışık meydana getirilmesi.

Biyom: Yaşam kuşakları. Yeryüzünün geniş alanlarına yayılmış bitki ve hayvanların doğal olarak kümelendirilebilicek özellikte olanlarının bulunduğu yaşama alanları.

Biyomas: Belirli bir türün veya çeşitli türlerden oluşan canlı toplumun herhangi bir zamanda sahip oldukları toplam kitledir. Bitkilere ait olana bitkisel kütle (fitomas), hayvanlara ait olana hayvansal kütle (zoomas) denir. Bitkisel kütle için ölçü birimi, belirli bir alandaki taze ve kuru ağırlıktır.

Biyosfer: Karalarda canlılığın bulunduğu bölüme verilen isimdir. Yeryüzünde ince bir katman halinde bulunur. Canlıların birbirleriyle ilişkilerinin sürdüğü kayaç, su ve hava katmanlarından oluşan yeryüzü örtüsü.

Biyoteknoloji: Mayalama veya atık yönetimi gibi belirli bir amaç için mikro-organizmalar geliştirmeyi veya bitki veya hayvan, ürün yapmak veya bunları değiştirmek için canlı organizmaları veya bu organizmaların parçalarını kullanan teknik.

Biyotik Faktörler: Ekosistemde bulunan üretici, tüketici ve ayrıştırıcı canlılar biyotik etmenler olarak adlandırılır. İnorganik maddelerden organik madde sentezi yapabilen canlılardır.

Biyotip: Fenotip ve genetiksel özellikleri aynı olan canlıların oluşturduğu homojen görünüşlü toplumdur.

Biyouyumluluk: Bir materyalin uygulandığı bölgede uygun biyolojik cevabı oluşturabilmesine denir.

Blastomer: Embriyoda bulunan genç hücreler.

Blastopor: Embriyoda, dış hücrelerin içeri çökmesiyle oluşan ilkin girintinin açıklık kısmı, ilkin ağız açıklığı.

Blastosöl: Embriyonun erken safhasında, dış tabakadaki hücrelerin içeriye doğru bir girinti yapması sonucu oluşan, ilkin vücut boşluğu.

Bolting: Bitkilerde aşırı boy uzaması.

Bonsai: Ağaçları özel saksılarda, özel tekniklerle budayarak, şekillendirerek ve bodurlaştırarak büyüterek estetik bir görüntü kazandırma sanatıdır.

Bordu Bulamacı: Tarımda eskiden ve şimdide kullanılan bir kimyasal ilaçtır. Bakır sülfat ve kireç karışımından oluşur.

Bölgeleme: Belli amaçlarla bölgelere ayırarak toprak imarının denetlenmesi (Zoning).

Bölme/Ayırma (Screening): İyi bir kompost elde etmek için bitmemiş ürünü humustan ayırma işlemi.

Bölüm (segment): Solucan vücudunu uzunlamasına çevreleyen küçük halkalar. Basitçe vücuttaki kıvrımlardır.

Bölümlerarası Çizgi (intersegmental furrow): Ardışık iki bölüm (segment) arası bölge. Derinin daha ince olduğu ve pigmentli türlerde rengin olmadığı bölümdür.

Brakte: Çiçek sapı yaprakçığı. Çiçek sapının kaidesinde, sapın gövdeye bağlandığı yerde bulunan yaprakçık.

Brakteol: İkinci derecedeki brakte. Çiçek sapının üzerinde bulunan küçük yaprakçık.

Brassica sp: Brassica cinsinin taksonomisi oldukça karmaşıktır. Aralarında temel ve belirgin bir kromozom sayısı olmadığından sınıflandırmada büyük bir karmaşıklık vardır. Bu cinsin tarihsel gelişimi bilinmemekle birlikte Akdeniz Bölgesinden orijinlendiği, Asya ve Avrupanın birçok yerine çabucak adapte olduğu ileri sürülmektedir. Bu bitkiler yaklaşık 600 yıldır dünya üzerinde yetiştirilmekte ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Tarımsal açıdan incelendiğinde 3 önemli grup ortaya çıkmaktadır. 1. Şalgam Grubu: Genellikle kökü veya yaprakları için yetiştirilen şalgam ve kolza benzeri bitkileri içerir. 2. Kolza Grubu: Yağı için yetiştirilen kolzalar ile pek yaygın olmayan İsveç şalgamı ve benzerlerini ihtiva der. 3. Lahana Grubu: Yaygın olarak kullanılan sebzeleri ve bunların yanında yem bitkisi olarak kullanılan binbaşlı lahana ve kabak gövdeli lahanaları içerir.

Brix: Suda çözünen bu kuru madde oranına brix denir. Işığın kırılmasına dayanarak bir çözeltideki şeker miktarını hesaplamada kullanılan ölçü birimidir. Çoğunlukla meyve suyu ve alkolsüz içecek endüstrisinde kullanılır. Meyve kalite tablosunda Brix dereceleri zayıf/orta/iyi olarak kategorilenmiştir. İyi kategorisi üzerinde değere sahip meyvelerin hastalıksız, besin elementleri noksanlığı ve ilaç kalıntısı olmadığının göstergesi olduğu kabul edilmektedir.

Brix Miktarı (Suda Çözünür Kuru Madde Miktarı – SÇKM): Meyvelerde olgunluk ve hasat zamanının belirlenmesinde ve meyve suyu, konsantre, salça veya konserve işleme aşamalarında sürekli olarak üretimin denetim altında tutulmasında önemlidir.

Brucus: Depolanan tahıllarda etkili bir zararlı.

BSEP: Karadeniz Çevre Programı.

Bukaşi: “Bokashi”, “Fermente olmuş organik madde” anlamına gelen Japonca bir sözcüktür. Özenle seçilmiş organik maddelerle fermente edilerek yapılır.  Bukaşi normal olarak toz ya da granül şekilde bulunur. Bukaşi, Japon çiftçiler tarafından, toprağın mikrobiyel çeşitliliğini artırmak ve bitkilere besin maddesi sağlamak amacıyla geleneksel olarak kullanılmaktadır. Bukaşi, geleneksel olarak, çeşitli organik maddeler, ormanlardan ve dağlardan toplanan ve içinde çeşitli mikroorganizmalar içeren topraklarla fermente edilerek üretilegelmiştir. Bununla birlikte, EM Bukaşi, orman ya da dağ toprağı yerine EM ile fermente edilmiş organik maddedir.  Bu yüzden, EM Bukaşi, topraktaki etkin mikroorganizmaların artırılması için önemli bir ilave maddedir.

C

Cadı Halkası: Belirli ağaçların altında (ormanda) ve çayırlarda meydana gelen halka (çember) şeklinde sıralanan mantarlara veya bu şekildeki mantar sıralanışına verilen isimdir. Bu oluşum şu şekilde açıklanmaktadır: Elverişli toprak koşullarında bir mantara ait miseller bir noktadan çevreye doğru ışınsal (radyal) olarak ve eşit boyutlarda gelişir. Çevrenin en dışındaki uç kısımlarında üreme organlarını oluşturur ve buralardan yeni mantarlar meydana gelir. Böylece bu mantarlar bir çember üzerinde bulunur. (Hexenring/ fairy circle).

Can Suyu: Fidan ve fidelerin toprakta yeni yerlerine dikildiğinde verilen ilk suyun adıdır.

CASE: Güneş Enerjisini Geliştirme Merkezi.

Ceviz: Juglans regia L. (Jugalndaceae). 25-30 m. kadar yükselebilen ve kışın yapraklarını döken bir ağaçtır. Anadolu’da yabani olarak bulunduğu gibi, park ve bahçelerde yetiştirilir. Tohumları yenir. Ceviz içinin iplere dizildikten sonra dut pekmezine batırılıp kurutulması ile “Ceviz sucuğu”, şeker ile kaplanması sonucu ise “Orcik şekeri” elde edilmektedir. Ünlü Ahlat bastonları, Van bölgesinde yetişen ceviz ağaçlarından elde edilen keresteden yapılmaktadır.

Cıva (Hg): Çok zehirli, gümüş rengi sıvı formunda bulunan bir ağır metal. Oda sıcaklığında sıvı halde olan tek metaldir. Buharları çok zehirlidir. Hafıza zayıflığına, baş ağrısında ve sinir hastalıklarına neden olur. Doğada cıva insana zarar vermeyen istikrarlı bileşikler içinde görülür. İnsanoğlu 3500 yıldan beri endüstriyel ve tarımsal amaçlarla cıvayı kullanmaya çalışmaktadır. Cıva mantar öldürmede de kullanılır. Cıva bileşikleri tarım ve kağıt endüstrisinde, plastik, pil, boya sanayiinde kullanılmaktadır. Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarının kullanımı, madencilik, metalürji, çelik ve çimento üretimi de cıvanın ortaya çıkmasına yol açar.

Cins: Birçok kalıtsal özellikleri yönünden, birbirine benzeyen ve aralarında sıkı bir akrabalık ve orijin birliği gösteren türlerin, oluşturduğu gruba verilen taksonomik isimdir.

Cins ve Tür Düzeyinde Birlikte Ekim: Aynı alanda hem çeşitliliği sağlamak, hem de patojenleri kontrol altında tutmak için aynı bitki türünün o bölgede hakim olan patojenlere karşı duyarlı ve dayanıklı çeşitlerinin birlikte yetiştirilmesi yolu ile hastalık etmenlerinin bulaşma ve üreme olasılıkları azaltılmış olur. Çünkü birbiri ile temas halindeki duyarlı bitkiler üzerinde patojenler hızla yayılır ve çoğalırlar. Örneğin; buğday, arpa, çavdar ve yulafın birlikte olarak ekimi yapıldığında külleme , yaprak pası, yulaf çizgi hastalığı ve esmer yaprak lekesi hastalıklarının büyük ölçüde azaldığı, bunun yanı sıra verimin %5 arttığı belirlenmiştir. Aynı şekilde sadece buğdayda çok etkili bir hastalık olan cüce sürme hastalığının etkisini azaltmak için buğdayın yanında diğer tahılların birlikte ekimi önerilmektedir.

Cinsel İzler (genital markings): Epidermisin (derinin) bezemsi şişkinlikleri, çukur veya olukları. Bknz. genital tumescences 

Cinsel Şişkinlikler (genital tumescences-GT): Sayesinde genital kıl folliklerinin açıldığı belirgin sınırları olmayan farklı epidermis bölgeleri.

Ç

Çelik: Bitkinin kök, gövde, sap, dal, ve yaprak gibi bölümlerinden kesilen ve yeniden köklenme yeteneği taşıyan canlı parçalardır.

Çeşit ( Varyete): Bir tür içerisinde yer alan morfolojik yapı olarak birbirine benzeyen diğer gruplardan farklı görünüşe (fenotip) sahip olan bireyler topluluğuna verilen isimdir. Genel olarak türün özelliklerini taşır fakat bazı özellikleri ile tür içerisindeki diğer çeşitlerden ayırt edilirler.

Çevre Direnci: Bir populasyonun büyüme ve gelişmesini engelleyen her türlü faktöre çevre direnci denir. Örneğin birey sayısı artan bir populasyonda çevre direnci de artacağından bir süre sonra populasyon ya dengelenir ya da birey sayısı hızlı şekilde azalmaya başlar. Besin kıtlığı, yaşama alanlarının azalması, salgın hastalıklar, rekabetin artması çevre direncine neden olan etmenlerdir.

Çevre-dizge (Ecosystem): 1) Bitki, hayvan yaşamı ve inorganik maddeleri içeren karşılıklı bir bağımlılık sistemi. 2) İnsanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır.

Çevre Koşulları: Herhangi bir canlının yaşadığı ortamda bulunan ve o canlıya etki eden tüm faktörleri ifade eder. Bunlar; toprak, iklim ve canlı faktörler olup, zaman ve koşullara göre değişir.

Çevresel Baskı: Yapay olarak özellikle insanlar tarafından, doğal dengenin bozulmasıdır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED): Yeni gelişme ve projelerin çevreye olabilecek sürekli ya da geçici potansiyel etkilerinin, sosyal sonuçları ve alternatif çözümleri de içine alacak biçimde analizi ve değerlendirilmesi. (Environmental impact assesment).

Çıplak Don: Donmuş topraklarda buz oluşumu nedeniyle toprağın hacminin genişlemesi sonucunda fideciklerin veya fidanların, normal toprak yüzeyinden yukarı kaldırılmaları, don olayı geçtikten sonra, toprak yerine oturunca, köklerin açıkta kalmasına neden olan don olayı.

Çiçeklenme Ekolojisi: Bitkilerin generatif devrelerinde (çiçeklenme, döllenme, tohum ve meyve bağlanma) bitki ile çevre koşulları arasındaki ilişkileri inceleyen ekoloji dalıdır.

Çimlenme ve Faktörleri: Bir tohumluğun uygun koşullar altında, yeni bir bitki meydana getirmek üzere, aktif bir gelişme göstermesi şeklinde, beliren olaylar dizisidir. Faktörler ise; çimlenin oluşabilmesi için gerekli olan koşullardır. Genel olarak bu faktörler; su, oksijen ve sıcaklıktır.

Çocuk solucan (juveniles): Clitellum, tubercula pubertatis veya genital tumescence gibi cinsel işaretleri bulunmayan genç, çocuk solucan. Yaşam döngüsünü bu bölümü, yavruınun yumurtadan yeni çıkması ile cinsel işaretlerin görülmesi arasındaki döneme denk gelmektedir.

Çok Yıllık Bitki: Yaşamlarını iki yıldan daha uzun sürede devam ettiren bitkilerdir. Bu tip bitkilerin kök ve gövdeleri yıl boyunca canlı olarak kalır, bunlar her yıl yeni sürgünler meydana getirerek yaşamlarını sürdürürler.

Çokbiçimlilik (polymorphism): Aynı tür içindeki bireylere belli belirsiz farklı bakışın varolması; Bir tür içindeki hafif çeşitlemeler.

Çöl Vejetasyonu: Çöl ikliminin hüküm sürdüğü bölgelerde yaşamını sürdüren bitki; cins, tür ve çeşitlerini ifade eder.

Çölleşme: Doğal iklim değişimleri ya da insanın doğayı tahribatı sonucunda kurak bölgelerin, çöl koşullarını taşıyan ekosistemlere dönüşmesi olayıdır. (Vervüstung/ Desertification)

Çöplerin Değerlendirilmesi: Yeni ürünlerin elde edilmesi amacıyla cam, çinko, plastik, kâğıt ve benzeri özel çöplerin değerlendirilmesi ve organik çöplerin kompost haline çevrilmesini ifade eden bir terimdir. (Abfallverwertung/waste treatment, waste recycling).

Çürüme (Decay): Bozulma, ayrışma.

D

DAC: OECD Kalkınma Yardımı Komitesi.

Dairesel Kaslar (circular muscles): Bknz. Kaslar (Muscles)

Damızlık: Kendilerinden döl almak üzere sürü içinden seçilmiş hayvan.

Dayanıklı Bitki: Patojenin gelişimini ve aktivitesini geciktirme ya da bastırma yeteneğine sahip, belirtilerin ortaya çıkışını engelleyen veya azaltan bitkidir.

Dayanıklılık: Bitkinin genetik yapısıyla ilişkili olup bazen bir veya birkaç gen ile yönetilirken, bazen de çok sayıda gen tarafından kontrol edilebilmektedir. Hastalıklara dayanıklı çeşitlerin ekimi veya dikimiyle kimyasal uygulamalar azaltılarak hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırılarak avantaj sağlanır.

Dayanıklı Çeşitler: Bitki çeşitleri arasında hastalıklara karşı duyarlılık açısından farklılıklar bulunduğu M.Ö.370-286 yıllarında yaşayan Theophrastus tarafından tespit edilmiştir. Dayanıklı çeşitler; Seleksiyon, Mutasyon, Kombinasyon (melezleme) yöntemleri ile elde edilirler. Bir hastalığa karşı dayanıklı çeşit kullanılarak ve uygun hastalık yönetimi uygulamalarıyla diğer hastalıklarda kontrol edilebilir. Ancak bir hastalığa karşı dayanıklı olan bir çeşit diğer önemli hastalık ve zararlılara karşı hassas olabilir. Örneğin; LMV’ne dayanıklı olan marul çeşidi Rhizomonas suberifaciens mantarlı kök hastalığına karşı oldukça hassas , bu kök hastalığına karşı dayanıklı olan bir marul çeşidi ise külleme Bremia lactucae’ye karşı çok hassas olabilmektedir.

DDT: Dikloro difenol trikloroethan. Çok zehirli ve inatçı bir böcek öldürücü. Kolayca vücut dokusundaki yağlarda çözülür ve gıda zincirinde birikmeye başlar. 1939 yılında keşfedilen DDT, dünyada en yaygın biçimde kullanılan böcek ilacıydı. Balıklar ve kuşlar için çok öldürücü olduğu anlaşıldı. Kuşların yumurtalarının kabuklarını zayıflattığı ve üremelerini sonuçsuz bıraktığı için az kaldı bir çok türün, soyunun tükenmesine yol açacaktı. 1970’li yıllarda ABD ve Avrupa’da yasaklanmış, yavaş yavaş çevredeki DDT değerleri düşmeye başlamıştır.

Demografi: İnsan topluluklarının istatistik karakteriyle ilgilenen sosyoloji ve antropoloji dalıdır. Özellikle toplam nüfus, yoğunluk, doğum ve ölüm oranları, göçler, evlilikler vb olayları inceleyen bilim dalıdır.

Demografik Geçiş: İnsan toplumlarında, yüksek doğum-ölüm oranlarının belli aşamalardan geçerek, düşük doğum-ölüm oranları haline gelmesi sürecidir.

Dengeli Gübreleme: Çiftlik gübreleri, yeşil gübreleme ve organik tarımda kullanılabilen diğer materyaller ile yapılan besin takviyeleri hastalıklardan korunmak için gereklidir. Yeşil gübreleme aynı zamanda gölgeleme yapar ve toprak yüzeyini erozyondan korur. Bu uygulamalarla toprak mikroflorasının yoğunluğu ve populasyonu arttırılarak ürünlere destek sağlanır.

Deuteromycota: Seksüel üreme sekli saptanamamis küflerin topladigi bir gruptur.

Dış Karantina: Ülkeler arasındaki tarımsal ürün alış verişinde, zararlı ve hastalık etmenlerinin yayılmasını önlemek için alınan yasal önlemlerdir.

Dışsallıklar: Başkalarının etkinliklerinin bir sonucu olarak bir toplumsal grubun ödemek zorunda kaldığı sosyal maliyet ya da elde ettiği sosyal fayda.

Direnç: Bir organizmanın abiyotik ve biyotik baskı faktörlerine karşı (su noksanlığı, sıcaklık ekstremleri, hava kirliliği, zararlılar) dayanma yeteneği. ( Resistenz/Resistance )

Doğal Düşman: Bir zararlı ile beslenen zararlıyı tamamıyla ortadan kaldıran veya zararlının gelişmesini olumsuz yönde etkileyen canlı varlıklara denir.

Doğal Seleksiyon: Ekosistemde doğa koşullarının organizmalar üzerinde sürdürdüğü sistemdir. Bir ekosistemde insanın etkili olmadığı durumlarda, zaman içinde bazı türler yaşamını sürdürürken bazı türler sürdüremezler. Ortamdaki bu rekabet olayı doğal seleksiyon sonucudur.

Dominant Türler: Aynı alanda yalnız olarak veya aynı derecede önemli diğer bitki türleriyle sayıları, kapladıkları alan ve büyüklükleri bakımından vejetasyonun önemli bölümünü oluşturan ve diğer türler üzerinde önemli etkileri bulunan bitki türleridir. Bu dominant türler beraber bulundukları diğer bitki türlerinin çevreden yararlanmalarını kısıtlayarak, çoğalmalarını ve bitki topluluğunda önemli yer almalarını önlerler.

Dormansi: 1) Çimlenmenin durması. 2) Herhangi bir organ ya da organizma da metabolik faaliyetlerin belirli bir dereceye kadar ve belirli bir süre azalması olayıdır. Özellikle tohumların dormansisi önemlidir.

Döllenme: Bitkilerde dişicik tepesine gelen çiçek tozunun oluşturduğu, çim borusunun içerisinde bulunan iki generatif çekirdekten birisinin yumurta hücresiyle, diğerinin diploid polar çekirdek hücresiyle birleşmesi olayıdır.

Dönme: Tahıllarda normal koşullarda camsı veya unsu tane oluşturan endospermin yapısal değişim göstermesine verilen isimdir. Bunlara ekim zamanı, tür çeşitliliği, gübreleme, iklim koşulları en güzel örneklerdir.

Dönüşüm Oranı (Conversion Ration): Canlının almış olduğu besini canlı ağırlığına dönüştürmesi oranıdır. (Bknz: Yem Dönüşüm Oranı)

E

E-Coli: Genelde E. coli kısaltması ile veya koli basili olarak bilinen Escherichia coli (okunuşu Eşerihiya koli), memeli hayvanların kalın bağırsağında yaşayan bakteri türlerinden biridir. E. coli genelde zararsız olmasına rağmen kirlenmenin ölçütü olarak kullanılmasının nedeni, seçmeli (fakültatif) anaerob olmasından dolayı E. coli ‘nin kolay kültürlenebilmesidir. Bazı E. coli tipleri içinde bulundukları hayvan için zararsız olmalarına rağmen insana geçtiklerinde hastalık yapabilirler.

Edafik Faktör: Toprağın, canlılar üzerindeki kimyasal ve fiziksel özelliklerinden kaynaklanan etkileri. Canlıların yaşantısını sürdürdüğü substratum düzeyindeki faktörleri değiştiren veya bu faktörlerin yerini alabilen lokal faktörler.

Egzotik (exotic): Yabancı bir bölgeden insan faaliyetleri sonucu bir başka bölgeye taşınma.

Ekim- Dikim ve Hasat Tarihlerinin Değiştirilmesi: Patojenlerin aktif olduğu dönemle konukçu bitkinin duyarlı olduğu dönemin aynı zamana rastlaması önlenerek zararlanma en aza indirilebilir. Örneğin; Karnabahar Verticillium enfekteli toprakta ilkbahar ve yazın dikilecek olursa ürün azalması görülecek buna karşın geç sonbahar veya kışın dikilirse Verticillium solgunluğu görülmeyecektir. Çünkü geç sonbahar veya kışın toprak sıcaklığı fungus gelişimi ve simptomların oluşumuna neden olamayacak kadar düşüktür.

Ekim-Dikim Sıklığı: Birim alanda gelişebilecek optimal bitki sayısına uygun şekilde yetiştiricilik yapılarak bitkilerin daha sağlıklı büyümeleri sağlanır. Dikim sıklığının ayarlanması ile hastalığın hızlı yayılımı da önlenmiş olur.

Ekim Nöbeti yada Ürün Rotasyonu: Aynı toprakta aynı ürünün üst üste yetiştirilmesi toprak patojenlerinin artışına neden olur. Örtü bitkilerini de kapsayan farklı ürünler kullanılarak ve araya uygun nadas periyodu yerleştirerek yapılan ürün rotasyonuyla toprak kökenli patojenlerin inokulum seviyesi azaltılabilir. Ancak çok kısa süreli ürün rotasyonu uygulaması yaprak hastalıklarını arttırabilir. Belli bitkilerin bazı hastalıklar üzerinde bastırıcı etkileri vardır. Örneğin; Brokoli ve diğer lahanagillerde hasattan sonra bitki kalıntıları sürülerek toprağa karıştırılırsa gövde ve yaprakların dekompozisyonu sonucunda Verticillium dahliae sklerotlarının sayısını belirgin bir şekilde azaltan doğal kimyasallar açığa çıkmaktadır. Sudan otu, hardal gibi bazı örtü bitkileri de bu yararlı etkiye sahiptir.m Ürün rotasyonu planlanırken hangi örtü bitkileri ve ürünlerin hastalık problemini arttırabileceği konusu da önemlidir. Örneğin; Baklagil örtü bitkileri daha önceden marul ekilmiş ve Sclerotinia minor enfekteli toprağa ekildiğinde S. minor sklerotlarında büyük ölçüde artış görülebilir. Baklagiller kök ur nematodlarının (Meloidogyne sp.) konukçusu olup, aynı zamanda Rhizoctonia ve Pythium funguslarının populasyonlarını da arttırabilir. Tütün küllemesi hastalığı içinse en önemli konukçular olan hıyar, kabak, kavun, karpuz, ayçiçeği tarımının tütün tarlasına yakın yerlerde yapılmamasına özen gösterilmelidir.

Ekiyofit: İnsanların bitkilerde çeşitli özellikleri dikkate alıp güdümlü olarak; introdüksiyon, seleksiyon, melezleme, mutasyon ve poliploidi gibi çeşitli yöntemleri uygulayarak; ıslah edip ortaya koydukları, bitki çeşitlerine verilen isimdir.

Ekocoğrafik Dağılım: Bitki ve hayvan türlerinin dünya üzerinde ekolojik isteklerine göre yayılım göstermektedir. Buğday ya da çeltik bitkisinde farklı türlerin farklı ekolojilerde daha fazla bulunarak dağılım göstermesi buna örnektir.

Ekoloji: Canlıların kendi aralarında çevreleri ile olan karşılıklı ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı olup birçok alt dallara ayrılır.

Ekolojik Denge: Bir ekolojik sistemin yapay olarak etki yapılmadığı sürece genel karakterlerini koruyup kararlılık göstermesidir. Bu hiç değişiklik olmayacağı anlamına gelmez. Zaman içinde değişiklik olacaktır fakat bu ekosistemin genel karakterini bozacak düzeyde olmaz.

Ekolojik Etki Derecesi: Bir ekosisteme belli bir zaman dilimi içerisinde giren enerji miktarının, o ekosistemde bir organizma ya da organizmalar topluluğunun aynı zaman dilimi içerisinde kullandığı enerji miktarına oranıdır.

Ekolojik İndikatörler: Bulundukları alanların ekolojik özelliklerini belirleyebilen canlılardır.

Ekolojik Kapasite: Belirli bir gruba giren canlıların, bulundukları ortamda meydana gelen olumsuz değişikliklere, dayanıklılık göstererek yaşayabilen miktarıdır. Bu miktar sayı ve ağırlık olarak belirtilir.

Ekolojik Klimatoloji: Canlıların içinde bulundukları ortamda hüküm süren iklime, fizyolojik olarak uyma durumlarını ve yanlızca iklim faktörlerine bağlı olarak, coğrafik yayılışlarını inceleyen bilim dalıdır.

Ekolojik Niş: Habitat içindeki populasyonuna ait bireyin kendini ve çevresini etkileyen yaşama biçimidir. Buna bireyin kendi hayatını sürdürmek için yaptığı faaliyetlerin tümüdür.

Ekonomik Zarar Eşiği: Artan populasyon karşısında zararlının zarar yapacak düzeye ulaşmadan, populasyonu düşürme girişimlerinin gerekli olduğu düzeydir.

Ekosistem: 1) Bir bölgede farklı bitki veya hayvan populasyonlarının meydana getirdiği topluluk ve etrafındaki cansız çevreye ekosistem denir. 2)Belirli bir alanda tüm canlı ve cansız faktörlerin, durmaksızın birbirleri üzerine etkileri ile ortaya çıkan yapıdır. Herhangi bir ekosistemden bahsedildiğinde onun yalnızca dış görünümü değil dış görünümle beraber besin maddelerinin ve enerjinin akış şeklide anlaşılır. Her ekosistem bir dereceye kadar kendine yakın diğer ekosistemlerin devamı durumundadır.

Ekosfer: Yeryüzünün canlıları içeren bölümü, biyosfer ve karşılıklı etkileşimin söz konusu olduğu atmosfer, hidrosfer ve litosfer.

Ekotip: Genetik ırkların belirli geniş bir coğrafik bölgeye göre değil de bulunduğu çevre koşullarına uyabilmek için morfolojik ve fizyolojik bakımdan farklılığa uğramış tipleridir.

Ekoturizm: Kişisel tatil ve çevreye verilen önemin bileşimi. Doğa turizmi, çevre tatili de denmektedir. Ekoturizm tabiri, soyu tehlikede olan türler veya yağmur ormanı gibi bir çevresel özellik nedeniyle bir yere giden bireylere ortak bir dizi faaliyeti anlatmak için kullanılmaktadır. En geniş anlamıyla ekoturistler doğal güzellikleri tanımak ve onların tadını çıkarmak amacıyla bağımsız olarak veya bir acente ile seyahat eden kişilerdir. Bir çok çevreci, doğa turları konusunda uzmanlaşmış olan acenteler aracılığıyla seyahat etmeyi tercih etmektedir.

Ekstraksiyon: Çekme. Çözeltilerden veya katı karışımlardan bir maddeyi ayırmak ve çözücünün ve istenmeyen safsızlıkları karışımlardan uzaklaştırmak için yapılan işlemdir.

Ekstrasellüler Enzimler (ekzoenzimler): Bu enzimler hücre içinde sentezlendikten sonra dışarı salınarak buradaki gıda moleküllerinin ayrışmalarını ve hücre duvarından geçebilecek düzeye inmelerini katalize ederler. Bu tarz aktivite gösteren enzimler (hidrolitik enzimler) arasında, başlıca, proteinase’ler (peptidase, jelatinase, kollajenase, kazeinase, fibrinolizin vs), karbohidrase’ler (sellülase, amilase, maltase, laktase, sukrase, hıyalurinidase, vs) ve lipase’ler, nuklease ve diğerleri bulunmaktadır. Bakteriyel toksik substansların bir kısmı da enzim özelliği taşırlar.

Eksüda: Bitki eksüdası özsu, zamksı maddeler, bitki sütü, reçine ve zaman zaman da nektar içeren bir maddedir. Bitki kökleri asitler, şekerler, polisakkaritler ve ektoenzimler de dahil olmak üzere  rizosfere çeşitli moleküller yayarlar; bunlar kök karbonunun yaklaşık olarak %40’ından sorumludur. Bu bileşiklerin yayılımı (eksüdasyonu) bitkiye ve rizosferde bulunan  mikroorganizmalara çeşitli faydalar sağlamaktadır.

Ekzojen:  İncelenen bir organizma, hücre ya da sistemin dışında oluşan. Dış kaynaklı.

EM: “Etkin Mikroorganizma” teriminin kısaltılmış şeklidir. EM değişik türde mikroorganizmalardan oluşmaktadır ve doğadan toplanarak kendine özgü şartlarda üretilmektedir.EM kimyasal madde değildir ve kesinlikle gen değişimine uğramamıştır. EM, Japonya’nın Okinava kentindeki Ryukyus Üniversitesi’nden Prof. Dr. Teruo Higa tarafından geçen yüzyılın sonlarında geliştirilmiştir.

Üzerinde yoğun araştırmalar yapılarak mükemmelleştirilen EM’in kullanımı Asya ülkeleri başta olmak üzere son 20 yıl içinde son derece yaygınlaşmıştır. Bugün Avrupa’daki kullanım hacmi ve alanları da hızla artmaktadır.Yeryüzünde 130’u aşkın ülkede kullanılmaktadır.

EM1: Bütün EM ürünlerinin başlangıç ham maddesidir.

EMBO : Avrupa Moleküler Biyoloji Örgütü.

Endemik Tür: Belirli bir ekolojide yoğun olarak bulunan türe verilen isimdir. O ekolojik koşullar meydana geldiğinden beri var olan konservatif endemikler, mutasyon ve poliploidi gibi değişimler sonucu meydana gelen progresif endemiklerdir.

Endojen: Hücre ya da sistem içinden gelen; dokularda biyosentez ve yıkım olayları. Vücut içinde üretilen.

Endogeic: Bir habitat sınıflandırma terimidir. Bu tür solucanlar bir kanal ağı örmek için sürekli olarak tünel kazarlar. Rizosferde bazen yatay bazen de dikey kanallar açarlar. Kanalların çoğu yataydır.

Enfeksiyon: Bir etmenin konakçının üzerine gelip yerleşmesi ve orada çoğalmasıdır.

Enfeksiyon Kaynağı: Enfeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı, ürediği, yaşamını sürdürebilmek için bağımlı olduğu, duyarlı bir konakçıya geçebilecek şekilde çoğaldığı insan, hayvan, bitki ya da toprak gibi varlıkların tümüne denir.

Enfektivite (İnfektivite/Enfeksiyon Aktivitesi): Etkenin konakçıya ulaşabilme ve dokulara yerleşip üreyebilme özelliğidir.

Entansif Tarım: Tarım ekosistemlerinde bazı enerji girdilerinin ( kaliteli tohumluk, sulama, gübreleme, tarımsal savaş vb. ) eksiksiz olarak uygulanmasıyla birim alandan daha yüksek ve daha kaliteli ürün elde etme uğraşıdır.

Entegre Mücadele Yöntemleri: Tüm mücadele metotlarının zararlıları belirli bir seviyede tutmak için uyum içinde kullanıldığı yöntemlerin genel adı.

Entomopatojen Nematod (EPN): Ekonomik olarak zararlı çok sayıdaki bitki paraziti nematodun yanı sıra, böceklerde parazit olan (entomopatojen) birçok nematod türü de vardır. Türkçe’ye böcek paraziti (böcek öldüren) nematodlar şeklinde çevrilebilen Entomopatojen Nematod (EPN)’lar şeffaf renkli, iplik gibi ve yaklaşık 0,2-10 mm boylarında olup ancak mikroskop yardımı ile görülebilen ve toprak altında yaşamlarını sürdüren canlılardır. Doğası gereği, tarımsal ürünlerde zarar yapan böceklerin içinde yaşayan ve bu sırada o böceklerin ölümlerine neden olan faydalı canlılar olup, bitkilerde zarar yapan ve tarımsal anlamda zararlı olan “Bitki Paraziti Nematodlar” ile karıştırılmamalıdırlar. Bu nematodlar, böcekleri ergin veya ergin öncesinde öldürerek, kısırlaştırarak veya doğurganlığını azaltarak, davranışlarını değiştirip gerekli yaşam fonksiyonlarını azaltarak, gelişimini yavaşlatarak onların zararlı olmalarını engelleyip insanoğluna yararlı olurlar.

Emprenye: Emprenye, ahşabın içinde bulunan öz suyu vakumla çekerek yerine çürümeye ve böcek oluşumuna karşı basınçla koruyucu madde enjekte etme işlemidir. Emprenye maddesi çürümeyi önlediği gibi, ahşabı mantar, böcek, termit ve deniz kurdu gibi zararlılardan korur.

EPA: ABD Çevre Koruma Kurumu (Environmental Protection Agency).

Epigeic: Bir habitat sınıflandırma terimidir. Bu tğr solucanlar çok kuvvarli birer tünel kazıcı değillerdir ve toprağın en üst seviyesinde veya çöp katmanı seviyesinde yaşarlar (örneğin, çürüyen bitki atıkları veya kompost). Kuraklık, sıcaklık ve rahatsızlık verici etkenlerden geçici olarak kaçmak için bazı dar dikey kanallar açabilirler.

Epilobic: Bknz. prostomium.

Eradikasyon: Canlılara olumsuz etkide bulunan hastalık ve zararlıların yok edilmesine verilen isimdir. Tarımsal ekosistemlerde canlılara etkili hastalık ve zararlıların yok edilmesi ya da yayılmalarının önlenmesi amacıyla; etmenin tümüyle ortadan kaldırılması için ekosistemin yakılması, zararlıların etkisine maruz kalmış canlıların toplanıp imha edilmesi gibi işlemler eradikasyon uygulamasıdır.

Erişkin Solucan (clitellate adult): Gelişmiş halkası (clitellum) olan ve genital izler taşıyan solucan.

Erlen: Ağız kısmı ince uzun olan, genelde fazla buharlaşması istenilmeyen çözeltilerin kaynatılmasında, çözeltilerin karıştırılmasında ve titrasyon işleminde kullanılan cam malzeme.

Erlenmeyer: Bknz. Erlen

Erselik (hermaphrodite): Erken ve dişi üreme organlarına aynı anda birlikte sahip olma durumu.

Eşeysiz Üreme (parthenogenesis): Döllemesiz üreme (yumurta ve spermin birleşmesi.

Etilen Hormonu: Bu hormon gaz haldedir ve salgılandığı yerde etkilidir. Yaprak dökülmesini sağlar. Meyvenin olgunlaşmasını sağlar.  (nişastanın glikoza dönüşmesini sağlar.)
Etiyolleşme: Bitkinin yetersiz ışık koşullarında boğum aralarının uzaması.

Etki Spektrumu: Kimyasal maddenin etkisine karşı duyarlı organizmaların sayısı, o kimyasal maddenin etki spektrumunu gösterir.

Evapotranspirasyon: Bitkinin su tüketimi ve buharlaşma ile birlikte toplam su kaybıdır.

Evcil hayvan: İnsan eli altında döl verebilen ve insanlara ekonomik yarar sağlayan hayvanlara denir.

F

Fabrika Çiftlikler: Hayvanları et, süt veya diğer ürünleri için aşırı kalabalık esaret koşulları altında yetiştirmek. Geleneksel et ve süt çiftliklerinde, hayvanlar açık havada serbestçe dolaşabilir, doğal veya yarı-doğal bir barınakta barındırılırdı. Son yıllarda hayvanlar giderek daha dar mekânlara hapsedilmeye başlandı. Günümüzün modern fabrika çiftliklerinde hayvanlar, kaçma veya yaşam koşullarını ve hatta pozisyonlarını değiştirme şansı olmadan bütün yaşamlarını bütünüyle zincirlenmiş veya daracık bir mekana hapsedilmiş olarak geçirmeye zorlanmaktadırlar.

Fakültatif: 1) Değişik koşullar altında yaşayabilme yeteneğine sahip olan. 2) Hücre içinde veya anaerob (oksijensiz) koşullar gibi özel bir çevrede de yaşama yeteneğinde olma. 3) İsteğe bağlı, mecburi olmayan.

Fakültatif Bakteri: Hem oksijenli, hem de oksijensiz ortamda yaşayabilen bakteridir.

Fakültatif (Seçmeli) Anaerob: Oksijen varlığında da, yokluğunda da büyüyebilme… Bir seçmeli anaerobik canlı, eğer oksijen varsa aerobik solunum ile ATP  (kimyasal enerji üreten nükleotit) üreten, yoksa fermantasyon yoluna geçebilen bir canlıdır. Buna karşın zorunlu anaeroblar oksijen varlığında ölürler. Solunumdan fermentasyona geçmeyi belirleyen faktörler oksijen yoğunluğu ve ortamda fermante edilebilecek bir malzemenin olmasıdır.

Familya: Birçok ortak özellikleri nedeniyle bir araya getirilen cinslerin oluşturduğu topluluktur.

FAO: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü.

Fauna: 1)Direy veya fauna, belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümüne verilen addır. Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam alanında bulunan hayvan türlerinin tamamıdır. Bakteriler gibi tek hücreli canlılar genellikle Flora (botanik) içinde değerlendirilir. 2) Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam mekanında bulunan bütün hayvanları ifade eden bir terimdir. (Orman faunası, çayır ve deniz faunası gibi).

Faydalı Alan: Herhangi bir temizleme ve ıslah işlemine gerek kalmaksızın, ekilip biçilebilen alandır. Bu alanlar tek ve çok yıllık bitki kültürünün yapıldığı alanlar ile nadas alanlarını içermektedir.

Fenotip: Herhangi bir kalitatif (niteliksel) ya da kantitatif(niceliksel) karakter yönünden bireylerin gözle görülebilen ya da bir ölçü veya tartı birimiyle belirlenebilen özelliklerin değeri; o bireyin söz konusu karakter yönünden fenotipini oluşturur.

Fertigasyon: Sulama suyu ile kimyasal gübrelerin toprağa uygulanması. Fertigasyon basit bir tanımlama ile, bitki besin maddelerinin (sıvı veya katı gübrelerin) sulama sistemleri vasıtasıyla sulama suyu ile birlikte toprağa veya bitki kök bölgesine uygulanmasıdır.

Fertigasyonda gübrelerin tüm sulama sistemleri ile uygulanması mümkündür. Ancak,  fertigasyon uygulaması son 20-25 yılda özellikle mikro sulama (damla, mini yağmurlama, mikro-jet v.b.)  sistemleri ile çok hızlı bir şekilde gelişerek artmıştır. Bu nedenle, günümüzde kimyasalların sulama sistemleri ile uygulanması modern sulu tarımda yaygın hale gelmiştir. Buna bağlı olarak da,  son yıllarda, fertigasyon-kemigasyon konusundaki pratik uygulama ve araştırmalar da hızla artmıştır (Papadopoulos, 2007).

İsrail’de sulanan alanların yaklaşık % 80’ninden fazlasında fertigasyon uygulanmaktadır. Çünkü sulama suyu ile gübrenin birlikte verilmesi daha yüksek verim ve daha kaliteli ürün alınmasını sağladığı gibi, gübre kullanım etkinliğini de artırmaktadır (Imas, 1999). Ülkemizde de başta sebze tarımı olmak üzere damla sulama ve fertigasyon uygulaması son yıllarda hızla artmıştır.

Fesleğen: Ocimum basilicum L. (Labiatae). 10-40 cm. Yükseklikte, beyaz veya pembe çiçekli, özel ve kuvvetli kokulu, otsu ve bir yıllık bir bitkidir. Bahçelerde ve saksıda yetiştirilir. Baharat olarak kullanılır. Dağ Reyhanı, fesliyen, ırıhan, peslan, rahan, reyhan olarak da bilinir.

Fiksasyon: Azot, karbon ve potasyum gibi elementlerin, herhangi bir organik ya da inorganik maddeye bağlanması olayıdır. Burada bağlanan element, organik veya inorganik maddenin kimyasal yapısına girmektedir.

Fitopatoloji: Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalına fitopatoloji (phytopatology) denir.

Fitotoksik Etki: Özellikle kimyasal maddelerin (tarımsal ilaçların) bitki üzerinde meydana getirdiği zehir etkisidir.

Fitotoksisite: Tarım ilaçlarının bitkiler üzerinde meydana getirdiği zehirli etkiye denir.

Fiziksel Mücadele: Kimyasal bileşikler kullanmadan, zararlıların normal fizyolojik davranışlarını bozmak veya çevre koşullarını onların dayanamayacakları şekilde değiştirmek üzere uygulanan yöntemlere fizyolojik yöntem denir. Toplamak, uzaklaştırmak, yakmak gibi…

Fizyoloji: Canlıları meydana getiren organların görevlerini ve bu görevlerin nasıl yapıldığını inceleyen bilim dalıdır.

Fizyolojik Kuraklık: Ortamda yeterli miktarda su bulunmasına karşın, değişik nedenlerle bitkinin gerekli suyu alamayarak, susuzluk çekmesidir. Örneğin, düşük sıcaklık nedeni ile toprak suyunun donması ve bu sudan bitkinin yararlanamayışı gibi.

Fizyonomik Dominant Türler: Miktar bakımından pek fazla olmadıkları halde, bir bitki topluluğunun fizyonomisini (dış görünüş) belirleyen bitki türleridir. Beraber bulunduğu türlerden biraz daha yüksek boylu olduğu veya gösterişli yaprakları ve çiçekleri ile olduğundan daha fazla gibi görülen ve bitki topluluğuna uzaktan bakıldığı zaman, dominant oldukları hissini uyandıran bitki türleridir.

Flehman Davranışı: Koçun kızgın koyunu izlerken başını kaldırması ve üst dudağını yukarıya kıvırması şeklinde göstermiş olduğu eşeysel hareket.

Floem: Asimilasyon ürünlerini ileten doku.

Flora: Belli bir bölgeye adapte olmuş ve bu bölgede yaşamını sürdüren bitki topluluklarıdır. Türkiye florası gibi.

Florigan: Bitkilerin generatif gelişmelerini uyaran ve düzenleyen hormonlara verilen isimdir. Bu hormonlar çeşitli etkenlerle uyarılırlar. Uyarma olmadığında, bitki generatif gelişme dönemine geçemez. Örneğin; serin iklim tahılları vejetatif gelişme devrelerinde belli bir süre, düşük sıcaklıklarla uyarılamazlarsa, generatif devreye geçemezler.

Forezi – Foretik: Bir türün diğerini taşıması biçiminde iki tür arasında ortaya çıkan bir ilişki; örneğin bir kenenin bir böceğe yapışması ve yeni bir besin kaynağına doğru böcekle birlikte taşınması durumu. Bu anlamda bir böceğin kargosuyla gelen akarlara foretik (phoretic) akarlar denir.

Fosfat: Doğal olarak bulunan fosfor içeren bileşikler. Bitkilerin büyümesi için gerekli maddelerden biri olan fosfatın fazlası, aşırı çevre kirlenmesine yol açabilir. Göl, nehir ve benzeri su kaynaklarında aşırı fosfor birikmesi, bitkilerin sudaki yaşamı kesintiye uğratacak kadar çok büyümesine yol açabilir. Bu sürece de ötrofikasyon denir. Nitrat gibi fosfat da gübrenin temel maddelerinden biridir. Ama çevre kirliliğine yol açan temel fosfat kaynaklarından biri deterjanlardır.

Fotoperiyodizm: Bitkilerin günlük ışıklanma süresine karşı gösterdikleri tepkidir. Bitkiler buna göre erken yada geç çiçeklenme gösterirler, bitki yetiştirme bakımından bu durum önemlidir.

Fotosentez: Yeşil bitkilerde klorofil ve ışık yardımı ile topraktan alınan su ve havadan alınan CO2’in birleştirilerek karbonhidratların meydana getirilmesi olayıdır. Burada güneşin radyant enerjisi, kimyasal enerjiye dönüştürülür.

Fototrof Bitkiler: Besin sentezi yapabilmek için ışık enerjisinden yararlanan, klorofilli bitkilerdir.

Fototropizm: Oksinlerin ışıktan kaçması nedeniyle oluşan ışığa yönelme olayı..(ayçiçeği vs.. )

Fumajin: Bazı böceklerin salgıladıkları tatlımsı madde üzerinde gelişen saprofit funguslardır.

Fungal Hifler: Funguslarda vejetatif yapı tallus adını alır. Tallus, yaklaşık 5 mm çapındaki iplikçiklerin dallanarak çoğalmasından oluşur ve tüm alana yayılır. Vejetatif yapıyı oluşturan iplikçiklerin her birine hif, bir türe ait hiflerin tümüne ise misel denir. Bazı funguslarda hifi oluşturan uzun, silindirik hücreler genelikle septum denen bölmelerle birbirinden ayrılır

Fungivor Nematodlar: Besin kaynağı olarak mantarları tüketen organizma. Nematodların agroekosistemlerde önemli rolleri bulunmaktadır. Toprakta pek çok ekolojik olaylara katılarak bitki büyümesini etkilerler. Fungivor nematodlar rizosferde saprofitik, patojenik ve  mikorhiza gibi funguslarla beslenerek bitki büyümesi üzerine önemli etkilerde bulunurlar.

Fungus: Mantar.

Fungusit: Mantar ve mantar sporlarının öldürülmesinde ve kontrol altına alınmasında kullanılan kimyasallara verilen genel isimdir. Fungi kelimesinden türetilmiştir. Fungusitler tarımda verim kaybını engellemek için kullanılır çünkü mantarlar mahsulün verimini ciddi miktarda azaltabilir. Ayrıca hayvancılıkta mantara bağlı enfeksiyonları önlemek ve tedavi etmek amaçlı kullanılır. İlaç endüstrisinde aseptik üretim için kullanılan alanların aseptik hale getirilmesinde de fungusit kimyasallarından yararlanılır.

Fülvik asitler: Tüm pH koşulları altında suda çözünür formda olan hümik maddelerin bir bölümüdür. Fülvik asitlerin renkleri açık sarı -sarı kahverengidir. Hümik maddelerin hepsi toprakta kalıcıdır. Çevre koşullarına bağlı olarak fülvik asitlerin yarı ömrü 10-50 yıl arasında değişirken, hümik asitlerin yarı ömrü ise yüzyıl olarak ölçülür.

Fusarium: Bitki patojeni fungal (mantari) bir hastalıktır. 

Fusarium Solgunluğu (Fusarium oxysporum f. Sp. lycopersici)Belirtiler genellikle ya bileşik yaprağın bir kesiminde ya da bitkide tek taraflı olarak görülür. Solgunluk belirtileri alt yapraklardan başlar ve yukarı doğru ilerler. Yaprakların alt kısımlarından yukarıya doğru sararması ile karakterize edilir. Yapraklarda genel bir sararma başladıktan sonra solgunluk tüm sürgünlerde görülür. Hasta bitkilerin kök sistemi kahverengileşir, alt kısımdaki iletim demetleri esmerleşir.

Fusarium Tepe ve Kök Çürüklüğü (Fusarium solani)Bu etmen spor olarak toprakta uzun süre canlılığını koruyabilmektedir. Genellikle düşük sıcaklıklarda gelişir. Öncelikle bitkinin genç kısımlarında iç doku kararmalarına ve ölü dokuların oluşmasına neden olur. Genç dokularda oluşan bu belirtiler virüs belirtilerine benzer. Çiçeklerde de nekrotik belirtiler görülebilir. Toprak üstü belirtileri tek bir dal ile sınırlı kalabilir. Yan kökler üzerinde 1-3 cm uzunluğunda koyu kahverengi lekeler oluşur.

G

GEF: Küresel Çevre Fonu (Birleşmiş Milletler/Dünya Bankası).

Gen: Kendi kendini oluşturma özelliğine sahip, kromozomlara yerleşmiş protein molekülü olup, canlının bütün özelliklerini taşıyan biyolojik varlıktır. Kendi yapısı değişmeksizin, canlıya tüm özellikleri kazandırır.

Gen Bankası: Çeşitli gen kaynaklarının saklandığı özel kuruluşlara verilen isimdir. Gen bankalarında bitkisel ve hayvansal gen kaynakları uygun koşullarda saklanır. Gen kaynakları isteğe göre uzun yıllar depolanabilir, kayıtları tutulabilir.

Gen Ekolojisi: Populasyon genetiği ile çevre koşulları arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalıdır.

Gen Kaynağı: Bir bitki türüne ait çeşitlerin yumru, soğan, doku kültürü, çelik, çöğür gibi bitkisel materyal ile sperma, döllenmiş yumurta, mikroorganizma, bakteri kültürü gibi hayvansal materyale verilen isimdir. Geniş anlamda doğal ve tarım ekosistemlerinde bir türün coğrafik yayılış bölgelerindeki tüm genetik kaynaklarına veya materyaline gen kaynağı denir.

Generatif Devre: Bitkilerde generatif organların oluşmaya başladığı zamandan, sonra meyve – tohum olumuna kadar geçen evredir. Örneğin; tahıllarda generatif devre sapa kalkma ile başlar, bunu başaklanma, çiçeklenme gibi devreleri izler.

Genetik Mühendislik: Bir organizmadan alınan genleri izole etmek, bu genleri yönlendirmek ve başka bir organizmaya katmak için kullanılan teknolojiler. Bilim adamları, 1973 yılında DNA’yı kesip yapıştırmayı öğrendiler. Ticari genetik mühendislik firmaları ise 1976 yılında kuruldu.

Genişke: Koyun ya da keçi yavruladığında çobana verilen bahşiş

Genotip: Bir bireyin zigot oluşumuyla birlikte sahip oldugu ,büyük ölçüde ömür boyunca değişmeden kalan bireyin taşıdığı genlerin tümüne denir.

Geotaksi: Bitki köklerinin yerçekimi yönünde aşağıya doğru büyümelerine verilen isimdir.

Gezici Orman Tarımı: Özellikle ülkemizde orman arazileri üzerindeki doğal vejetasyon kaldırılarak, tarla ve bahçe tarımı yapılır. Fakat çoğunlukla yamaçlarda olan bu tarlalar 2-3 yıl sonra fakirleşip verimsiz hale gelince terk edilir, yeni tarla elde etme için yeni ormanlar ortadan kaldırılır. Onun için buna “gezici orman tarımı” da denmektedir.

Gıda kırıntıları (Food Scraps): Çiğ sebze ve meyve atıkları veya kompostlanabilir her türlü gıda atığı.

Giberalin Hormonu: Bitkinin boyuna büyümesini sağlar. Tohumun çimlenmesini başlatır. Meyvenin büyümesini sağlar. Çiçek açmada etkilidir.

Glomalin: Bitkilerinin köklerine yerleşen mikorhiza (mycorrhiza) mantarlarının salgısıdır. Bu salgının içinde toprak oluşumunu artıran şeker proteini bulunmaktadır. Glomalin salgısının arttığı ölçüde karbon birikimi artmakta ve toprağın beslenme gücünü olumlu etkilemektedir. Glomalin toprak parçacıklarını bir koruyucu tabaka ile kaplayarak bunların bir arada tutunup dağılmasını önler. Glomalin, topraktaki karbon oluşumunun yaklaşık %20’ sinden sorumludur (bazı kaynaklara göre %27).

Gossypol: Pamuk bitkisinin tohum, yaprak, dal ve köklerinde bulunan polifenolik bir pigment (C3OH30O8).

Gölet: Genellikle gölden küçük ve havuzdan büyük, doğal ya da yapay olarak yapılmış su oluşumu (pond).

Gölge Bitkileri: Büyüme ve gelişmeleri için az ışığa gereksinim duyan, bitkilere verilen isimdir. Bu bitkilerin, yaprak yüzeyleri geniş, ince yapılı, hücreleri ve hücre arası boşlukları büyük, stomaları daha fazladır. Buna karşın, kök sistemleri az gelişmiş ve yüzlektir. Orman ağaçların altında yetişebilen bazı bitki türleri buna örnektir.

Görünüm: Bir bitki topluluğunun yılın çeşitli mevsimlerindeki, dış görünüşüdür. Bitki toplulukları, kendilerini oluşturan bitki türlerinin büyüme, sap sürme, çiçeklenme, kuruma vb. fenolojik safhalarda değişik şekil ve renkler almalarına paralel olarak, her mevsimde bir başka şekil ve renkte görünürler.

Granokültür: Küçük taneli bitkilerin yetiştiriciliğine verilen isimdir. Tahıl ve küçük taneli baklagil yetiştiriciliği granokültüre örnek verilebilir.

Granokültür Merkezleri: Küçük taneli bitkilerin ilk defa yetiştirilmeye başlandığı yerlere verilen isimdir. Genellikle kurak ve yarıkurak bölgelerde başlatılan granokültürde; buğday, arpa gibi tahıllar ile bezelye ve mercimek gibi yemeklik baklagiller ilk defa kültüre alınmıştır. Ortadoğu granokültür merkezlerinin en çok bilinenidir.

Gübre (castings): Solucan dışkısı. 

Gübre (Fertilizer): Bitkilere besin desteği sağlamak ve toprağın kalitesini arttırmak için kullanılan (doğal veya suni) bir madde. 

H

Habitat: Populasyon içindeki bireylerin biyosfer tabakasındaki kalıtsal yapısına uygun yaşama bölgesine habitat denir. Habitat canlının yaşadığı yerin adresidir.

Habitat Formları: Belirli habitatlarda yaşayan ve habitatların özelliklerini taşıyan bitkilerdir. Yaşadıkları yerlerin ekolojik koşullarını da, belirten habitat formları, bitki topluluklarının analizinde ve onların karakterlerinin belirlenmesinde de yardımcı olurlar. Her bitki türünün, istediği ekolojik koşullar bilindikten sonra, bitki topluluğunu meydana getiren türler incelenerek, çevrenin ekolojik koşulları hakkında gerekli bilgiler edinilebilir.

Habitus: Bir bitki türünün belirli bir habitattaki ; dik, yatık, yarıyatık, yuvarlak veya kök saplı ve sülüklü olması, dallanması ve köklerinin toprak içerisinde dağılışı gibi genel morfolojik görünüşüdür. Herb,tkinin dış görünüşü oldukça sabit bir karakterdir. Ancak, bitkinin yetiştiği ve adapte olduğu habitat değişince, o bitkinin habitusunda da bazı değişiklikler meydana meydana gelebilir.

Halı Arazi Bitkileri: Kullanılmayan arazi parçalarında, yıkıntı yerlerinde, boş arsalarda ve yol kenarlarında yetişen bitki türleridir. Tarımsal bakımdan, bir değeri olmayan ve bu amaçla kullanılmayan yerlerde, tarımsal alanlardakinden, çayır ve meralardakinden daha farklı bir bitki örtüsü ve bitki türleri yetişir. Genellikle, çayır ve meralarda pek fazla bulunmayan, bu bitki türleri belirli habitatlarda yetişirler.

Halka (clitellum): Başa yakın bölgede yer alan ve yumurta (cocoon) üretiminde kullanılan maddeyi salgılayan şişkin bölüm. Bu bölüm (clitellum) parlak, mat, eğer şeklinde veya dairesel şekillerde bir şerit halinde olabilir.

Halkalı (annelid): Halkalı bir görünümünü olmasına neden olan bölmeli bir vücuda sahip olan organizmalar. Solucanlarda bölmeler vücudu oluşturmak için uzunlamasına bir taraftan diğer tarafa tamamen simetriktirler.

Halojen: Kimyasal yapı açısından benzerlik gösteren ve hepsi çok çabuk tepkimeye giren, kimi zaman bilinen en zehirli kimyasallar olan klorine hidrokarbonlar ve sentetik organik kimyasallar gibi yeni bileşenler oluşturan ve beş elementten oluşan grup. Florin, klorin, bromin, iyot ve astatin bu gruba dâhildir. Bir veya birden fazla hidrojen atomunun yerine halojen atomun geçtiği bileşiklere halojenleşti denir.

Havacıl (Aerobic): Oksijen gerektiren bir durumdur. Havacıl durum, kompost kabında istenen bir durumdur. Havacıl organizmalar yaşamlarını sürdürebilmek için oksijeni kullanırlar. Oksijen olduğu sürece kompost kabında koku olmaz.

Havai Bitkiler: Tepe tomurcukları toprak yüzeyinden, en az 2,5 – 3,0 m yükseklikte olan, çalılar ve ağaçlardır. Diğer hayat formlarına nazaran, daha kötü çevre koşullarında yetişen havai bitkiler;  çalı, yarıçalı ve ağaçlar gibi gövdeleri odunlaşan veya gövdeleri hem odunlaşan, hem de sarılıcı olup, diğer bitkilere sarılan birçok bitkileri içerisine alır.

Havalandırma (Aeration): kompostun karıştırılarak ve çevrilerek içeriğine oksijen kazandırılması.

Havasız (Anaerobic): Oksijen gerektiren bir durum değildir. Havasız ortam koşullarında bir kompost kabı kötü kokacaktır. Oksijenin olmadığı bir ortamda havasız ortam organizmaları yaşarlar.

Havuzlama: Saplarından lif elde edilen bitkilerde, lif huzmelerinin sapın diğer dokularından ayrılması işlemidir.

Hayat Formu: Bitkilerin büyüklük, şekil, dallanma, çeşitli organların dış görünüşleri ve ömürlerin uzunluğu, dar anlamda ise, bitkilerin çok yıllık organlarının kışı geçirme durumlarına göre aldıkları şekillerdir. Buna göre bitkiler, çok yıllık organlarını; havada, suda, karada, diğer bitkiler üzerinde, toprakta, toprak yüzeylerinde veya topraktan yüksekte bulunduran, bitkiler şeklinde sınıflandırılır.

Hayvan Islahı: Hayvanlardan sağlanan verimleri artırmaya yönelik çabaların tümüne denir.

Heliyofitler: Normal büyüme ve gelişmelerini yapabilmeleri için, bol ışığa gereksinim duyan bitkilerdir. Bu bitkilere, gün veya güneş bitkileri adı da verilir. Birçok kültür bitkisi bu grupta yer alır.

Heptaklor: Çok zehirli bir böcek ilacı.

Herbisit: Böcek öldürücü ilaç.

Hermafrodit: Hem erkek hem dişi organ bulunduran canlılara hermafroditdir.

Heterotrof Organizmalar: Ekosistemde non-fotosentetik organizmalar olarak da adlandırılan bitki ve hayvanların oluşturduğu, canlılar grubudur. Bu tip canlılar,  yaşamları için gerekli olan enerjiyi, bitkiler ve hayvanlar tarafından üretilen, hazır organik maddelerden sağlarlar. Tükettikleri besin maddeleri, canlı ya da cansız olabilir.

Heterozia – Heterosis – Melez Azmanlığı: Melez canlıların atalarına göre üstünlük göstermesi olayına verilen isimdir. Genetikte heterosist, birleşen iki farklı türün sonucunun ebeveyin türlere göre üstün özellik gösterme derecesidir. Melez azmanlığı ve melez gücü olarak da adlandırılır. Anaçlar arasında genotipik yönden farklılık ve heterozigotluk arttıkça, heterozis artış gösterir. Heterozia olayı çoğu zaman canlılarda organların büyümesine, iyileşmesine, büyümenin hızlanmasına neden olur. Heterozis gelecek generasyonlarda gittikçe azalır, dolayısıyla sabit tutulamaz.

Hidrofobik Etki: Kimyada hidrofobi (Yunanca hidros (“su”) ve fobos (“korku”) sözcüklerinden türetme), bir molekülün sudan kaçınma özelliğidir (susevmez). Hidrofobik moleküller genelde apolardır ve bu yüzden diğer nötr moleküller ve apolar çözücüler ile etkileşimleri termodinamik olarak daha kararlıdır. Suda bulunan hidrofobik moleküller genelde kümelenirler. Hidrofobik bir yüzeyin üzerinde bulunan suyun temas açısı yüksek olur. Bu nedenle “ıslanabilirlik” leri çok az veya yoktur.

Hidrojen peroksit (H2O2):  soluk mavi renkte; sulandırıldığında ise renksiz hale gelen bir bileşiktir. Hidrojen peroksitin akmazlık değeri, sudan daha yüksektir. Çok güçsüz bir asit olan bileşik; özellikle kâğıt sanayinde kâğıtlara beyaz renk vermek için üretilmektedir. Bileşik ayrıca dezenfektasyon,oksitleme, antiseptik üretimi ve roket yakıtı üretiminde de kullanılmaktadır. İnsan vücudunda bu molekülü parçalamak üzere karaciğerde üretilen katalaz adlı bir enzim yer almaktadır. Bu enzim, hidrojen peroksit molekülünü parçalayarak su ve oksijen molekülü eldesi sağlar.

Hidrotropizm: Bitkilerin suya karşı gösterdikleri tepkiye verilen isimdir. Bitki köklerinin sulu ortama doğru yönelmeleri, o tarafa doğru büyümelerini artırmaları buna örnektir.

Homeostasis: Bir canlı sistemde bulunan, kendi kendini ayarlama ve bazı hallerde onarım gücü olan mekanizma ve yetenektir. Bu sibernetik sistemlerdeki “geri bildirim” (feedback) mekanizması olarak da nitelenebilir.

Humatlar: Hümik asit tuzlarıdır. 

Humin: Hümik maddelerin asit yada alkali her hangi bir pH değerinde suda çözünemeyen bir bölümüdür. Moleküller yapıları çok büyüktür. Hümik maddeler içinde parçalanmaya en dayanıklı olandır.  

Huminleşme: Topraktaki organik maddelerin parçalanması ile ortaya çıkan bir kısım ara ürünlerin, kendi aralarında reaksiyona girerek sentezlenmesi ile koyu renkli, kolloidal özellikteki polimer maddelerin oluşma işlemidir.

Humus: 1) Toprağın % 65-75’ini oluşturan temel maddesidir. Tamamen çürümüş organik maddelerden oluşur. Toprak verimliliğinde önemli rol oynar. 2) Bitki ve hayvan atıklarının çözülmesi süreci ile elde edilen bitmiş kompost.  3) Toprağa katılan bitkisel ve hayvansal kökenli organik maddelerin, toprakta parçalanmasından sonra geride kalan az veya çok ayrışmaya dayanıklı organik maddelerdir. 4) Bitkilerin yetişmesi açısından büyük önem taşıyan, topraktaki ayrışma sonucu oluşan koyu renkte madde; lağım suyu arıtma işlemlerinde biyo-kimyasal süreç sonunda ortamda kalam karmaşık organik madde atığı. Humus besinleri tutar ve bitkiye yavaşça verir.

Humik Asitler: Kısmen veya tamamı çürümüş bitki ve hayvan atıklarının oluşturduğu maddelerdir. Hümik asitler topraktan elde edilen ana bileşiklerdir. Koyu kahve-siyah renklidirler. Doğal olarak oluşan hümik asit moleküllerine bağlı 60 ‘ı aşan farklı iz element çeşitli canlı organizmaların kullanımına hazır olarak bulunmaktadır. Hümik maddelerin hepsi toprakta kalıcıdır. Çevre koşullarına bağlı olarak fülvik asitlerin yarı ömrü 10-50 yıl arasında değişirken, hümik asitlerin yarı ömrü ise yüzyıl olarak ölçülür.

Humik maddeler: Üç organik kalıntı olan hümin, fülvik asit ve hümik asitten oluşan kimyasal bir gruptur.

Hümik olmayan maddeler: Reçine, bal mumu ve organik asitler gibi çözünmez ve dekompoze olmamış organik maddelerdir.

HWRP: Hidroloji ve Su Kaynakları (Birleşmiş Milletler/WMO).

I

IFAD: Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu.

Ilıman Bölge Yağmur Ormanı: Mevsimlere dengeli bir şekilde dağılış gösteren bol yağışların düştüğü ılıman bölgelerin ormanlarıdır. Göreli olarak bitki türü sayısı az, fakat aynı türden olan bitkiler veya ağaçlar topluluğu geniş popülasyonlar oluşturur. Bu popülasyonlar “yosun ormanları,” “subtropikal orman,” “defne ormanları” gibi isimler alır.

Irk: Tür içinde de birbirine daha çok benzeyen hayvan gruplarına denir. Bir tür grubu içinde, örneğin populasyonda, genetik bakımdan fizyolojik ve morfolojik karakteristikler itibariyle belirli farklar gösteren bireylerin oluşturduğu gruplardır. Bu karakteristikler doğal koşullara uyum sonucu da olabilir. Bu karakteristikler altında kazanılmış dış görünüm, aynı ekolojik koşullarda gelecek jenerasyonlarda da aynen tekrarlanmaktadır.

Isırgan: Urticae ( Urticaceae ) türlerine verilen genel ad. 5-150 cm yükseklikte, yakıcı, bir veya çok yıllık otsu bitkilerdir. Genç dalları pazarlarda satılır ve ıspanak gibi pişirilerek sebze olarak yenir. Tek başına veya yumurta ile birlikte yağda kavrulduktan sonra üzerine yoğurt dökülerek hazırlanan yemeğe Borana (veya Borani) denir. Türkiye’de 5 Urtica türü bulunmakta ve bunların genç dalları bir ayırım yapılmadan sebze olarak kullanılmakta ve bunların genç dalları bir ayırım yapmadan sebze olarak kullanılmaktadır. Halk dilinde ağdalak, cımcar, cıncar, cılagan, cızgan, cincar, çinçar (Şavşat-Artvin), dadırkalak, dala diken, dalagan, dalayan diken, dalgan, dalıgan, erinç, gezgez, geznik (Doğu Anadolu), gıcıkdan otu, gidişgen, gidişken otu, ısırgı, dancak otu, sırgan, sırgan otu, yığınç olarak da bilinir.

  • Urtica dioica L. – Acı ısırgan. Bütük ısırgan otu. 30-150 cm. Yükseklikte ve çok yıllık bir türdür.
  • U.pilulifera L. – Kara ısırgan otu. 30-100 cm. Yükseklikte ve bir yıllık bir türdür. Tohumları aktarlarda ısırgan otu tohumu veya kara ısırgan otu tohumu adı altında satılmakta ve tedavide kullanılmaktadır.
  • U.urens L. – Küçük ısırgan otu. Tatlı ısırgan. 10-60 cm yükseklikte ve bir yıllık bir türdür.

Islak Çöp (Wet Garbage): Çoğunlukla besin kırıntıları, çim kırpıntıları ve bahçe atıklarını tanımlamak için kullanılır: kompost yapılabilir organik maddelerdir.

Işıkta Çimlenme: Üç çimlenme faktörü yanında ışığında mutlaka bulunmasıyla meydana gelen çimlenmedir.

IUCN: Dünya koruma derneği

İ

İç Bitkileri: Kısmen veya tamamen diğer bitkilerin içerisinde yaşayan ve bazıları parazit olan bitkileridir. Kayalar üzerinde yaşayan tikenler, yosunlar ve mantarlar çeşitli bitkilerde parazit olarak yaşayan bitkiler, hayvanlarda çoğunlukla patojen olarak yaşayan bitkiler ve likenlerin içerisinde yaşayan kara yosunları bu gruba girerler.

İçsel Çevre: Bir canlının ya da bir hücrenin bünyesinde bulunan ve yaşamları boyunca onları etkileyen çevredir. Hücreler arası boşluklarda bulunan; oksijen, su ve CO2 gibi elementler canlı için içsel çevre faktörlerine örnektir.

İklime Uyma: İklim koşullarının değiştiği zaman canlının yeni koşullara uyabilme yeteneğidir. Bu uyum canlıda fizyolojik fonksiyonlar ve ekolojik davranışlarda ortaya çıkan değişimlerle sağlanır.

İleri Arıtma: Biyolojik arıtma sonrası atık suyun kalitesini arttırmak için uygulanan fiziko-kimyasal süreçlerin tümü. ( Advanced treatment).

İnfiltrasyon: Genel anlamda suyun toprağa girmesi olarak adlandırılır.

İnfiltrasyon Oranı: Suyun toprağa girme oranı veya bir toprağın birim zamanda absorbe edebileceği su miktarı olarak tanımlanır.

İntensite Etmeni: Bitkilerin gelişme dönemlerinde belli zamanda toprak çözeltisinde bulunan bitki besin maddeleridir.

İnokülatif Biyolojik Mücadele: Biyolojik mücadele etmeni olan canlı bir organizmanın, mücadele bölgesine salınarak uzun bir süre zarfında çoğalması sonucu zararlı böceği kontrol altına almasıdır. Fakat bu mücadele kalıcı değildir. Bu uygulama stratejisinde salınan organizmanın sayısı önemli değildir. Aksine biyolojik mücadele etmeninin salınan alanda çoğalması önemlidir. Genellikle alana düşük sayıda mücadele etmeni salınır. Bu kısmen de olsa salınan organizmanın kabul edilemez masraflarından kaynaklanmaktadır. Böcek patojenleri inokülatif mücadele için kullanılabilir.

İnsani Yoksulluk: Cehalet veya yeterli derecede beslenememe gibi gerekli insani yeteneklerden yoksun olma.

İntersepsiyon: Yağışların bir kısmının, bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutularak tekrar buharlaştırılması sürecidir. Bu yolla, toprağa varmadan tekrar atmosfere dönen yağış suyu miktarı, özellikle ormanlarda yağışın yüzde 30’una kadar varabilir. (Interzeption/interception).

İnundatif Biyolojik Mücadele: Yalnızca canlı organizmanın kullanılması ile sağlanmaktadır. Bu uygulama stratejisinde, biyolojik mücadele etmeni kısa dönemli bir mücadele için genellikle büyük miktarlarda salınır ve ikinci bir enfeksiyon beklentisi yoktur. Sıklıkla biyopestisit, biyolojik pestisit veya mikopestisit olarak bilinen terimler funguslar ile yapılan inundatif biyolojik mücadeleyi tanımlamak için kulanılmaktadır.

İkincil Halka (secondary annulation): Segmentlerarası çizgilerde oluşan küçük kırışıklıklar (eklem kıvrımları).

İşlenen Alan: Tahıllar, baklagiller, endüstri bitkileri, bağlar, meyve ağaçları, zeytinlik, sebzelik ve bunlar için ayrılan nadas dahil tüm alanlara verilen isimdir.

İtai-İtai Hastalığı: Çevre kirlenmesi sonucunda besin zincirine geçmiş bulunan kadmiyumun, bu besinlerle sürekli olarak alınması sonucunda, vücudun önemli fonksiyonları zarara uğrar, özellikle kemiği oluşturan maddeler çözünür ve insan vücudu eğilip, bükülür. Itai itai hastalığı denilen bu rahatsızlık insanı sonunda ölüme götürür. Bu hastalık ilk olarak Japonya’da görülmüş, ismini de bu ülkede almıştır.

J

Jeomorfoloji: Yeryüzüne ait dış görünüm şekillerini (düzlük, çukurluk, girintili çıkıntılı yapı, vb.) niteleyen bir terimdir.

Jeosfer: Yeryüzünün belirli bir yaşam mekânını ifade eden bir terimdir. Bu mekânda litosfer (taşküre), hidrosfer (suküre), atmosfer (havaküre), ve biyosfere (canlılar dünyası) ait kesitler bulunmaktadır. Sabit bir sınırlama yapılamaz. (Geosphere).

Jeotimik Çevre: Yerkürenin katı dış kabuğuna (litosfer) ait kimyasal özellkleri kapsar. (çeşitli kimyasal bileşimdeki mineraller ve bunların ayrışma ürünleri olan kimyasal elementler) (geochemische Umwelt/geochemical environment)

Jeotropizm: 1) Yatay yatırdığımız bir bitkinin (örneğin masa üzerine bir kısmı boşluğa gelecek şekilde koyduğumuz bir gül) g kuvveti, oksinlerin etkisi ve kendi ağırlığından dolayı eğilmesi olayı. 2)Canlıların yerçekimine karşı gösterdikleri tepkidir. Bitki gövdelerinin yukarıya, köklerinin ise aşağıya doğru büyümesi, buna örnek olarak verilebilir.

K

Kahverengi Malzeme (Browns): Karbon içeriği yüksek olan kompost malzemesi. Genellikle kuru malzemedir.

Kalibrasyon: İlaçlamada kullanılan taşıyıcı madde (genellikle su) ile kullanılacak olan kimyasalın biri birine olan oranıdır.

Kalkerli (calcareous): Kalsiyum Karbonat içeren veya kalsiyum karbonattan yapılmış maddeler; toprakta tebeşir (kireçtaşı) veya kireç olarak bulunurlar.

Kalıtım Derecesi: Genotipik varyansın fenotipik varyanstaki payıdır.

Kallus: Hücrelerin düzensiz bir şekilde yığılmaları ile oluşan dokudur.

Kalsiyum Polisülfit-Lime Kükürdü: Meyve ağaçları, zeytin ve asmada kış uygulamalarında kullanılır. Şeftali yaprak kıvırcıklığı hastalığı ve karalekeye karşı etkilidir.

Kan Tazeleme: Sürü düzeyinde genotipik varyasyonun artışını sağlamak için dişilerin aynı ırktan, ancak başka sürülerden üstün verim yeteneğine sahip erkeklerle çiftleştirilmesi.

Kapalı Kıyı Suları: Açık denizlerle bağıntısı olan kapalı kıyı suları… Özel jeomorfolojik kıyı şekillerinden birinin içindeki durgun su yüzeyleri bu şekilde isimlendirilmektedir. (astuare/estuary-estuarine).

Kapasite Etmeni: Toprağın katı fazında bulunan bitki besin madde miktarına denir.

Karakter: Bir canlıda bulunan, gözle görülebilen yada herhangi ölçü veya tartı birimiyle belirlenip ifade edilebilen özelliklerin tümüne karakter yada ıra denir.

Karbon Nötr: Tam anlamı bir kişi veya kurumun gerçekleştirdiği herhangi bir faaliyet sonucu atmosfere salınan sera gazlarını dengelemek (offsetting) ve net olarak “0” emisyona sahip olmak için salınan sera gazları miktarına eşdeğer sera gaz salımına engel olan/azaltan projeler tarafından geliştirilmiş karbon kredilerinin satın alınmasıdır.

Hızlı nüfus artışı, kentleşmenin giderek artması enerji ihtiyacını her geçen gün arttırmaktadır. Büyüyen bu ihtiyacı karşılayabilmek için yakın gelecekte arz sıkıntısı yaşanacak fosil yakıtların yerine sürdürülebilir kaynakların kullanılabileceği yakıtların bulunması ve teknolojilerin geliştirilmesi çok önemlidir. Bu nedenle ağaç dikerek çevreye verdiğimiz etkiyi azaltmanın yanı sıra rüzgar, güneş enerjisi, biyogaz, biyokütle, çöp gazı depolama alanları ve benzeri yenilenebilir enerji kaynaklarına destek olmak çok önemlidir.

Karbon kredisi üreten bu projeler ciddi uluslararası sertifikasyon süreçlerinden geçmektedirler. Bu sertifikasyonların en önemlilerinden biri ve en kaliteli karbon kredilerinin üretildiği Gold Standard sertifikasyonundan geçebilmek için yenilenebilir enerji projelerinin çevresel etkisinin yanında sürdürülebilir büyümenin diğer 2 önemli bacağı olan ekonomik ve sosyal etkilerini de dikkate almakta; projenin bulunduğu bölgedeki yerel halka faydası, istihdam yaratıp yaratmadığı gibi başka kriterler de değerlendirmektedir. Türkiye’de üretilen birçok rüzgar enerjisi projesi, çöp gazı bertaraf projeleri Gold Standart süreçlerinden başarı ile geçmiştir. Türkiye elektrik üretimini önemli ölçüde fosil yakıtlarla elde etmektedir. Üstelik bu fosil yakıtların önemli bir bölümü de ithal edilmektedir. Bu nedenle yenilenebilir enerji teknolojilerini desteklemek ülkemiz için çok önemlidir.

Kaslar (muscles): Solucanlar iki tür kas yapısının koordinasyonu ile hareket ederler: Dairesel ve Uzunlamasına kaslar. Her ikisi de epidermisin altında yer alırlar. Dairesel kaslar kasıldığında segmentler incelir (segmentlerin çapında küçülme görülür) solucan uzar ve ileri hareket eder. Uzunlamasına kaslar kasıldığında ise, segmentler kalınlaşmaya başlar (segment çapı genişler) ve solucan kısalır.

Kaşektik: Yeterli gelişme gösterememiş, kötü kondisyonlu hayvan.

Kaymak Tabakası: Yağışlardan veya sulamadan sonra, toprak üzerinde suyun yoğunlaştırdığı mil ve kil zerrelerinin birleşerek oluşturduğu tabakadır. Tarla filiz çıkışına kaymak tabakası direncinin büyük etkisi vardır. Bu nedenle özellikle ekimden sonra bu tabakanın oluşması halinde yüzeysel toprak işleme veya kimyasal uygulama yapılmalıdır.

Kemirgen Dayanıklılığı (Rodent Resistant): kompost kaplarının, diğer hayvanların içine yuva kurmalarını engelleyecek şekilde düzenlenmesi veya yapılması.

Kemosentez: Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Kemotaksi: Canlıların kimyasal uyarıcılara doğru yönelmesi olayıdır.

Kıl (setae): Solucanın vücudunun üzerinde bulunan kıllar veya saçlar. Solucanların çevre duyarlılığına karşı hareket etmesini ve ilelemesini sağlar.

Kırmızı Solucan (Red Worm): Vermikompost için uygun olan toprak solucanı türü. The Red Wiggler türü solucan bu türdendir.

Kimyasal Mücadele: Kimyasal maddeler (tarımsal ilaçlar) kullanılarak zararlıların etkinliklerinin azalmasına veya yok edilmesine kimyasal mücadele denir.

Kitinaz: Faydalı bakterinin oluşturduğu Kitinaz gibi salgılar sayesinde hem bitki hastalık ve zararlılardan negatif etkilenir ve hem de doğal bağışıklık mekanizmaları güçlenerek, gelişimini engelleyen veya verim kaybına neden olan patojen ve zararlılara karşı koruyucu etki artar. Kitinaz enzimi, bitki zararlısı böceklerde ve fungal bitki patojenleri bünyesinde bulunan kitin tabakasını etkileyerek onlara zarar vermekte ve popülasyonlarını yok etmektedir.

Klamidospor (chlamydospor): Bazı funguslarda oluşturulan kalın çeperli, çevre koşullarına dayanıklı, eşeysiz devam sporlarıdır.

Klimaks: Herhangi bir çevre koşulunda en iyi şekilde yetişen ve devamlılık gösteren bitki topluluğudur. Bir ortamda çeşitli bitkilerin yetişmesine karşın, zaman içerisinde iyi adapte olanlar çoğalmakta, adaptasyon göstermeyenler ise azalmaktadır. Sonuçta ortaya çıkan vejetasyona, o bölgenin klimaksı denir.

Klimatoloji: Bir bölgenin ışık, sıcaklık, hava, rüzgar ve yağış, nispi nem gibi fiziksel faktörlerini, uzun yıllar içerisinde inceleyen bilim dalıdır. Bu elementlerin sınırlarına göre, çeşitli iklim bölgeleri belirleyerek, özelliklerini inceler.

Potasyum hidroksit (KOH): Potasyum hidroksit ya da potasyum hidrat bir kimyasal bileşik. Akkor derecede uçucu olan, 360 °C’de eriyen, suda ısı açığa çıkararak çözünen, beyaz renkte katı bir maddedir. Alkalik bir baz olan potasyum hidroksidin geniş bir kullanım alanı vardır. Endüstride arap sabunu üretiminde, pillerde elektrolit olarak ve gübre yapımında kullanılır. Potasyum hidroksit tarımda asidik toprakların pH derecesini dengelemek alkalik yapmak amacıyla sıkça kullanılır. Ayrıca tarım ilaçlarının yapımında da kullanılır. Bunun yanında tıpta, endüstriyel kimyada da kullanılır. Potasyum hidroksit endüstriyel kimyada geniş kullanım alanlarına sahiptir. Geri dönüşümlü kâğıtların yapımı,sıvı sabun yapımı ve birçok temizlik ürününün üretiminde potasyum hidroksitten yararlanılır. Ayrıca veteriner hekimliğinde bazı hayvan ilaçlarının yapımında kullanılmaktadır. Potasyum hidroksit CO2 tutucudur bu yüzden bitkisel deneylerde yararlanılmaktadır.

Kokon (cocoon): Solucan yumurtalarını içeren kese. Kozalar halka içerisinde biçimlenirler. Yumurtalar buradan uç kısma doğru giderler ve vücuttan ayrılarak toprakta biriktirilirler.

Kommensalizm (Tek Taraflı Ortaklık): 1) Bu yaşam türünde bir canlı türü fayda görürken, diğeri olumlu veya olumsuz etkilenmez.  Örneğin, midye yengeç ilişkisi… Yengeç midye içerisine yerleşir ve burada beslenir, fakat midye bundan zarar görmez. 2) Birlikte yaşayan iki ortaktan biri yarar sağlarken, diğeri hiçbir yarar sağlamaz. Bu ilişki (+,0) ifadesiyle gösterilir.

Komünite: Ekolojide, belli bir bölgede yaşayan populasyon gruplarının hepsine birden komünite adı verilmektedir. Örneğin; belli bir bölgede yaşamakta olan hayvan, kuş, böcek gibi populasyonların tümü, bölgenin komünitesini oluştururlar.

Komplike: Karmaşık, ayrıntılı, detaylı…

Kompost (Compost): Kompostlama sürecinin son ürünü veya sürecin kendisi. Kompost koyu renkte olan, organik maddelerin biyolojik çözülmesi ile elde edilen ve humus olarak bilinen zengin bir toprak düzenleyicisidir.

Kompost çayı (Compost Tea): Bitkiler için sıvı gübre elde etmek amacıyla bitmiş kompostun süreçten geçirilmesiyle elde edilen su.

Kompost kabı (Composter): Kompost üretimi için kullanılan kutu vb. kap.

Kompost Yaratıkları (Critters): Organik maddelerin çözülmesine yarayan, toprakta yaşayan mikro ve makro organizmalar.

Kompostlama (Composting): Organik maddelerin, bozulmaya sebep olan organizmalar tarafından, humus olarak bilinen zengin bir toprak düzenleyici halinde çözülmesi esnasında ortaya çıkan biyokimyasal süreç .

Kompostlanabilir maddeler (Compostable Materials): Bir kompost kabında çözülen organik maddeler bütünü.

Kompozit Çeşit: Değişik orjinli açık tozlanan çeşit, hibrit ve kendilenmiş hat gibi materyallerin belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen ve izole parsellerde toplu seleksiyon ile genetik özellikleri korunan açık tozlanan çeşitlerdir.

Konakçı (Konukçu): Biyolojide, parazit barındıran ya da birbirlerine barınma ve beslenme sağlayan simbiyotik ilişkili konakçı (konak) organizmalardır. Botanikte, belli böceklere ve diğer faunaya besin kaynağı ve substrat sağlayan konakçı bitkilerdir. Virüslere konakçı olmuş hücreler, baklagiller bitkilerine azot sağlayan bakteriler ve parazitik kurtlara konakçılık yapan hayvanlar bu tür etkileşimlere örnektir.

Konstitusyon: Hayvanların organ ve organ sistemlerinin karşılıklı uyum ve denge içinde çalışmalarıyla ilgili olarak ortaya çıkan çevreye karşı koruma yeteneğidir.

Kontak etki: Tarımsal ilaçların etki mekanizmasıdır. Böceklere uygulanan tarımsal ilaçların deri yoluyla etkili olmasıdır.

Kontur Sürüm ve Ekim: Kurak ve yarı kurak bölgelerde toprak işleme ve ekimin eğime dik yönde yapılmasıdır. Bu tip toprak işleme ve ekimle, toprak yüzeyindeki aşınmaya karşı bir engelleme sağlanarak toprak kaybı belli oranda kontrol altına alınmış olur.

Konuk: kelimesi ise biyolojide konakçıda yaşamını sürdüren organizmalara verilen isimdir.

Konuk Bitkiler: Diğer bitkiler üzerinde yaşayan fakat parazitler gibi, üzerinde yaşadığı bitkiden özsu veya besin maddesi almayan bitkilerdir. Ağaçların ve ağaç dallarının üzerinde yaşayan bu bitkiler, ağaç dalları arasında biriken maddelerden beslenirler. Bunlardan başka, çürüyen bitki artıkları üzerinde yaşayan ve serbest havai kökleri ile beslenen, bazı bitkiler de bu gruba girerler.

Kotonizasyon: Ketende havuzlama süresi geciktirildiğinde pektin parçalayıcı bakterilerin, lif huzmelerinin içine girerek huzmeleri parçalaması sonucu uzun lifler yerine kısa, çürük ve kolaylıkla parçalanabilen liflerin oluşmasına denir.

Kserofitler: Kurak koşullarda yaşamlarını sürdürebilen, bitkiler grubuna verilen isimdir. Ancak bir bölge için kserofit olan bitki, daha kurak bir bölge için, mezofil bitki olarak tanımlanabilir. Kserofitler, morfolojik ve fizyolojik özellikleri yönünden, birbirlerinden büyük farklılıklar gösterirler.

Kurakçıl Bitkiler: Kökleri derinlere inen ve çok dallanan; çok küçük, sağlam ve bol tüylü toprak üstü organları ile gerçek anlamda kurağa dayanıklı olan bitkilere verilen isimdir. Bu gruba giren bitkilerin, topraktan su alma güçleri oldukça fazladır. Su kaybetmeleri ise ; toprak üstü organlarında çok kez kutikula tabakasının kalın olması, bu organların mum tabakası veya tüylerle örtülü bulunması, stomalarının küçük ve seyrek olması nedeniyle azdır.

Kuraklık: Belirsiz zamanlarda meydana gelen ve canlıların (özellikle bitkilerin) yaşamını tehlikeye düşürecek veya onları zarara uğratacak kadar azalmış bulunan su kıtlığıdır. Bu tanımlamadan anlaşılacağı üzere, belirli bir iklimin karakteristiği olarak belirli mevsimlerde su kıtlığı r0; kuraklıkr1; değildir. Herhangi bir yılın, herhangi bir mevsiminde meydana gelen alışılmışın dışındaki su noksanlığıdır. (Trockenheit/drought, dryness).

Kursak (crop): Taşlıkta olduğu gibi kaslı bir yapıya sahip olmayan, sindirim sisteminin geniş bir parçası. Vücutta yemek borusundan sonra taşlıktan önce yer alır. Yiyeceklerin parçalandığı yerdir.

Kükürt: Pek çok patojene karşı etkili olup bazı patojenlere karşı mükemmel koruma sağlar. Özellikle külleme funguslarına karşı çok etkili olan toz yada ıslanabilir toz formunda uygulanan bir fungusittir. Örneğin; bağda küllemeye karşı çiçekten önce yapılacak dikkatli bir ilaçlama ile yeni oluşan gözler enfeksiyondan korunur ve gelecek yılın hastalık yoğunluğu azaltılmış olur. Çiçeklenmeden hemen sonra yapılacak ilaçlamalarla oluşabilecek salkım enfeksiyonları engellenmiş olur. Organik tarımda bağda küllemeye karşı yapılacak mücadelede bir mevsimde 8 uygulamadan fazla kükürt kullanılmamalıdır.

Kükürt dioksit (SO2): İşlem görmemiş kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtlarının içerdiği kükürdün yanması sonucunda ortaya çıkan zehirli gaz. Yakılan her yüz ton kömür ve kokun ortaya üç ton kükürt dioksit çıkardığı bilinmektedir. Metallerde paslanmaya neden olmasının yanı sıra, solunum sistemine de zarar verir. Asit yağmurunun baş suçlusu kükürt dioksittir.

Kültür Bitkisi: Doğal ve yapay yollarla ıslah edilip, geliştirilen ve üretimleri yapılan bitkilere verilen isimdir. Örneğin günümüzde yetiştirilen tahıl çeşitlerinin büyük çoğunluğu, yapay olarak ıslah edilip geliştirilen, kültür bitkileridir.

L

Lagün: Bunlara “sahil baraj gölü” de denir. Deniz dalgalarının sürüklediği kum ve çakıl materyali, kıyıda bir set oluşturur. Bunun arkasında da sular birikerek bir göl meydana gelir. Böylece denizden ayrılmış bir kıyı gölü meydana gelir. Eğer buraya bir akarsu dökülürse tuzluluğu çok azalabilir.

Lamarkizm: Lamark tarafından canlı türlerin değişimine ilişkin olarak ortaya atılan varsayım. Bu varsayıma göre, bir canlının yaşam faaliyetinin gereği çevre koşullarına uymak için kullanılan organlarda yeni gelişmeler meydana gelebilir veya kullanılmayan organlar ortadan kalkabilir ve bu değişimler, genetik sürekliliğe sahiptir. Ancak yapılan araştırmalarda, henüz bu varsayımı doğrulayan veriler bulunamamıştır.

Latent: Sözcük anlamı, bağlı ve hareketsiz, göze çarpmayan, hissedilmeyen demektir. Daha çok, herhangi bir şekilde göze çarpacak yaşam ve fizyolojik aktivite belirtileri görülmeyen biyolojik olayları ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Lesitin: Soyadan elde edilen, su ve yağların bir arada bulunmasını sağlayan emülgatör bir maddedir. Bio-Blatt adlı preparat lesitin içermekte olup külleme hastalıklarına karşı kullanılmaktadır.

Lezyon: Hastalığın yoğunlaştığı bitki dokusu.

Limnoloji: Tatlısu göllerinin fiziksel, kimyasal ve meteorolojik özellikleriyle, içindeki canlıların biyolojisini inceleyen bilim dalıdır.

Litosfer: Dünyanın canlıları taşıyan üst kabuk kısmına verilen isimdir. Karalar dünyası olarak ta bilinir.

M

MA: İnsan ve Biyosfer Programı (BM/UNESCO)

Maki: Akdeniz iklim koşullarının bulunduğu yetişme ortamlarında yayılış gösteren çalı ve alçak boylu ağaçların oluşturduğu odunsu bitki toplumudur. Ağaç fundası, kocayemiş, mersin, sandal, harnup (keçi boynuzu), kermes meşesi, pırnal meşesi ve defne makinin başlıca odunsu bitki cins ve türlerini oluşturur. Genellikle hepsi sert yapraklı ve herdemyeşildir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ılıman ve yağışlı Akdeniz ikliminin tipik bitki örtüsüdür. Kaliforniya’da “chaparral”, Avusturalya’da “mallee scrub” olarak isimlendirilmektedir. (Macchie/maccihia, maquis).

Makroklima: Bir bölge, bir ülke, hatta birkaç ülke gibi geniş bir alanda, küçük farklılıklar göstererek hüküm süren iklime verilen isimdir.

Makroorganizmalar: Gözle görülebilen organizmalar.

Malç (Mulch): Bitki ve makilerin etrafında ve bahçe yatağının en üst kısmında bulunan kısmen çürümüş bitki materyali tabakası.

Malçlamak (Malç Yapmak): Ağaç, çiçek ve sebze gibi ekili bitkilerin çevresindeki toprağın bir takım maddeler serilerek örtülmesine malçlamak veya malç yapmak denir.

Manganez (Mn): İnsanlar da dahil olmak üzere bir çok canlı için gerekli bir ağır metal. Eksikliği büyümenin sınırlanmasına yol açabilir, ama çok miktarda alınması da sinir sistemini etkileyebilir.

Marya: Damızlık dişi koyun.

Meloidogyne incognita: Zararlı bir kök-yumru nematodu türü. Tropik ve subtropik iklim bölgelerinde, özellikle kumlu topraklarda yetiştirilen kültür bitkilerinde, ekonomik olarak büyük zararlara neden olan bitki paraziti nematod gruplarından en önemlisi kök ur nematodlarıdır (Meloidogyne spp.). Kök-ur nematodları dünyanın tamamında dağılış göstererek, tarımsal ürünlerde ekonomik kayıplara yol açan türlerdir. Konukçu dizilerinin son derece geniş olması ve fazla sayıda türlerinin bulunması, kimyasal mücadele dışındaki yöntemlerin uygulanışını sınırlandıran özellikleridir. Nematodlarla kimyasal mücadelenin çevreye, doğal hayata, sulara ve insan sağlığına olumsuz etkileri yanında, uygulanışının zor ve pahalı oluşu, bu türlerle mücadelede, biyolojik mücadele olanaklarının araştırılmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Kök-ur nematodları (Meloidogyne spp.) bir çok bitkide zarar yapmakta olup, bu zararın domateslerde %42-54, patlıcanlarda %30-60 ve kavunlarda %18-33 gibi değişen oranlarda ürün kaybına neden olduğu bildirilmektedir (Netscher & Sikora, 1990). En önemli konukçuları arasında domates, patlıcan, fasulye, hıyar, patates, şekerpancarı, pamuk, tütün, biber, havuç, ıspanak gibi sebzeler ile muz, şeftali, erik, incir, dut gibi çok yıllık meyveler yer almaktadır (Whitehead, 1998). Dünyada tarım alanı olarak kullanılan toprakların % 52’sinin Kök-ur nematodları ile bulaşık olduğu bildirilmiş (Taylor, 1987) olup, sebze yetiştiriciliğinin yapıldığı alanlarda ekonomik düzeyde ürün ve kalite kayıplarına neden olmaktadır (Netscher & Sikora, 1990).

Mera Ekolojisi: Tüm çevre koşullarının ve buarada özellikle otlatmanın mera vejetasyonu üzerindeki etkilerini inceleyen bir bilim koludur. Mera ekolojisi, bitki ekolojisinin bitki toplulukları ile ilgilenen sinekoloji kısmının bir parçasıdır. Esas itibari ile mera ekolojisi ve orman ekolojisi beraberce sinekolojiyi meydana getirirler.

Metan: Bataklık topraklarda, lağım sularında ve ayrıca kömür madenlerinde organik maddenin anaerobik koşullarda ayrışmasından oluşan, genellikle bataklık gazı olarak adlandırılan, doğal ve renksiz gaz. Atmosferde yoğunluğunun artması “sera etkisi”ne katkıda bulunur.

Meteoroloji: Atmosferik olayları, bunları idare eden doğa kanunlarını ve atmosferik olayların oluşmasından önceki tahmin yöntemlerini inceleyen bilim dalıdır.

Mezbele (Midden): Tünel açan organizmaların açtıkları kanallar tarafından çevrelenmiş olan toprak kümesi.

Mezofil: Ekolojik faktörlerin orta derecede bulunduğu yetişme ortamına verilen isimdir. Daha çok suyun, orta derecede bulunduğu ortamları ifade eder.

Mezofitler: Kısmen kurak, kısmen de nemli bölgelerde yetişebilen, bitkilere verilen isimdir. Kültür bitkilerinin çoğunluğu bu gruptadır.

Mısır Rastığı  ( U. Maydis): Karadeniz Bölgesinde yaygındır. Mısır bitkisinin üzerinde urlar, rastık torbaları meydana getirir. İçleri sporlarla doludur. Hastalık sporu kışı toprakta geçirir. İlkbaharda uçuşarak bitkiye konar ve enfekte eder. Bitkide gelişme geriliği ve mahsulde düşüş görülür. Rastık sporları uzun süre toprakta kalabilir. Mücadelesi: Mücadelesi oldukça zordur. Kültürel önlem olarak bulaşık yerden tohum alındığında mutlaka ilaçlama yapılmalıdır. Sporlar en aşağı 8 sene canlı kalabildiği için uzun süre ekim nöbeti uygulanmalıdır. Bitkiler sık sık kontrol edilerek rastık torbaları olgunlaşmadan toplanmalıdır.

Mikro İklim: Bir bölge içerisinde topoğrafya ve toprak özelliklerinin etkisiyle, genel iklim koşullarından tamamen farklı özellikler gösteren, belirli büyüklükteki bir alanda etkili olan iklim tipine verilen isimdir.

Mikroorganizmalar: Büyüteç olmaksızın gözle görülemeyen organizmalar.

Mikroflora: Bakteriler, bir hücreli mantarlar ve alglerden oluşan, başka organizmaların içinde, üzerinde ya da belli bir ekosistem ya da habitatta yaşayan mikroorganizmalar. Canlıların üzerinde ya da içinde simbiyotik olarak yaşayan ve hastalık oluşturmayan mikroorganizmaların meydana getirdiği populasyona Mikroflora ya da Microbiota denir.

Mineral Yağlar: Bitki yüzeyini kaplayarak aerobik patojenlerin gelişimini ve aktivitesini engelleme özelliği gösterirler. Meyve ağaçları, asmalar , zeytin ve muz gibi subtropikal ürünlerde kullanılırlar.

Mineralizyon: Topraktaki organik maddenin parçalanarak inorganik maddeler haline dönüşmesi olayıdır.

Mira: Dört katlamalı ve toplam yüksekliği dört metre olan ahşap, tahta (lata).

Modifikasyon: Dış faktörlerin etkisiyle canlının dış görünümünde meydana gelen ve kalıtsal olmayan değişimlere verilen isimdir.

Mol: Avogadro sayısı ({\displaystyle 6,02\times 10^{23}}) kadar atom ya da molekül içeren maddeye 1 mol denir. Mol, hiçbir zaman belli bir kütleyi ifade etmez.

Molarite: Bir litre çözeltide çözünmüş halde bulunan maddenin mol sayısı. Birimi molardır. M simgesiyle gösterilir. Kısaca Formülü mol/hacim=n/V dir bir litre çözeltide çözünmüş olarak bulunan maddenin mol sayısıdır.

Monokültür: Tarım ekosistemlerinde aynı alanda uzun süre tek bir ürünün yetiştirilmesine verilen isimdir. Orta Anadolu da nadas- buğday yetiştiriciliği buna örnektir.

Mutasyon: Ortamda bulunan fiziksel ve kimyasal etmenlerle canlıların kromozomlarındaki genlerin dizilişinde meydana gelen kalıcı değişime verilen isimdir. Mutasyon doğada kendiliğinden ortaya çıkabileceği gibi, insan eliyle de ortaya çıkabilir. Canlıda meydana gelen mutasyon, ortaya çıkan morfolojik ve fizyolojik değişikliklerle görülebilir.

Mutlak Yoksulluk: Uluslararası yoksulluk düzeyi olarak belirlenen günde 1 dolardan az gibi sabit bir standarda göre tanımlanan yoksulluk.

Mutualizm (İki Taraflı Ortaklık): 1)İki canlı da fayda sağlar. Örneğin, likenlerdeki mantar ve algler gibi… Mantarlar topraktan aldığı inorganik madde ve suyu alglere verir. Algler de fotosentez yaparak sentezlediği organik maddeleri mantara verir. 2) Karşılıklı fayda esasına dayanan bir yaşama şeklidir. Bu ortaklıktan her iki türde faydalanır. Bu ilişki (+,+) ifadesiyle gösterilir. Liken birliğini bir alg ile basit bir mantar meydana getirir. Alg bu birlik içerisinde üretici olarak görev yapar. Mantara ise su ve mineral temin ederek algin fotosentez yapabilmesini sağlar ve sitemi korur.

Mücadele Yöntemi: Bir zararlı veya mevcut zararlıların etkinliğini azaltmak için çaba sarf ederek izlenen yoldur.

N

Nadas: Ekim yapılan alanlarda toprağın gerektiğinde işlenerek belirli bir süre boş bırakılmasına verilen isimdir. Nadasa bırakmanın asıl amacı; yabancı otları kontrol altına almak, toprakta su biriktirmek ve organik artıkların ayrışmasını sağlamaktır.

NEA: OECD Nükleer Enerji Kurumu.

Nekroz: Bitkide görülen ölü, esmer, kuru lekeler veya ölü bölgeler.

Nematod: Hayvanlar âleminin nematoda şubesine bağlı olan vücutlarında herhangi bir segmentleşme olmayan, uzunlukları genellikle 2 mm civarında, genişlikleri ise 20-100 mikron arasında olan canlılardır.

Nemoral: Sıcak, göreli olarak yağış bakımından zengin 4-6 aylık vejetasyon periyodu olan iklim kuşaklarıdır. Nemoral iklim kuşağında yayılış gösteren yazın yeşil, geniş yapraklı ormanlar bol miktardadır. Bunların yayılış bölgeleri Batı ve Orta Avrupa, Doğu Asya, Doğu ve Kuzey Amerikadır.

Ninf: Pupa dönemi geçirmeden, ergin hale gelen böceklerin olgunlaşmamış formlarıdır.

Nispi Nem: 1) Belirli bir sıcaklıkta havanın taşıdığı su buharı miktarının o sıcaklıkta taşıyabileceği en yüksek su buharı miktarına oranı olup , % olarak ifade edilir. 2) 1m3 hava içerisindeki su buharı miktarının, aynı sıcaklıkta bu hacmin en çok yüklenebileceği, su buharı miktarının % olarak ifadesidir.

Nitrat: Genellikle bir nitrojen, üç oksijen atomundan oluşan (NO3) azot içeren bileşiklerdir. Nitrojen döngüsünün doğal bir parçası olarak nitritlerin dönüşümüyle oluşurlar. Nitrat, bitkinin büyümesi için hayati önem taşıyan elemanlardan biridir. Doğal ve suni gübrenin temel maddesi nitrattır. Fazla nitrat ise çevre kirliliğine yol açar. Kolayca çözülebilen bir madde olan nitrat, topraktan geçerek yer altı sularına karışabilir. Nehir, göl ve diğer su kaynaklarında aşırı nitrat birikmesi bitkilerin, ekosistemi çökertecek ve kimi zaman deniz yaşamını sürdürecek kadar çok büyümesine yol açabilir.

Nitrik asit: Bileşiminde üç oksijen, bir hidrojen ve bir azot bulunan kuvvetli bir asittir. HNO3 formülüyle gösterilir. Konsantrasyonu arttıkça daha tehlikeli olur, gliserin ile reaksiyona sokulduğunda nitro gliserin elde edilir. Dinamit, çeşitli patlayıcılar, plastik ve gübre yapımında kullanılır. Nitrik asit patlayıcı madde olacak kimyasalları nitrata çevirdiğinden patlayıcı maddelerin çoğunda kullanılır. Dinamit, gliserin-tri-nitrattır. TNT Tri-Nitro-Toluen.

Nival Yükseklik Zonu: Yüksek dağ bölgelerinin en üst bitki örtüsü basamağıdır. Bu zon sürekli olarak karlarla örtülüdür. Başka bir anlatımla klimatik karlı bölgenin üstündedir. Alplerde 2700-3100 metre üzerindedir. Buralarda bireysel veya grup şeklinde yosun ve likenler ile bazı otsu bitkiler bulunabilir. (Nivale Stuffe/nival zone).

Nivo: Arazide yükseklik ve yatay açı değerlerinin ölçülerek yeryüzündeki herhangi bir noktanın esas alınacak kıyas düzlemi veya röper noktasına göre yükseklik değerlerinin bulunmasına yarayan alettir.

Niş: Yaşam alanında kalıtsal özellikleri ile ilgili gerçekleştirdiği yaşamının devamına yönelik faaliyetlerin tümüdür.

Nodozite: Baklagillerin çoğunluğunda ve diğer bazı bitkilerin havanın serbest azotunu kullanarak organik maddeleri sentezleyebilen bakterilerin, köklerde oluşturduğu şişkinliklerdir.

Non – Obligat Bitkiler: Gün uzunluğunun generatif devreye geçme de etkili olmadığı, bitkilere verilen isimdir. Bir başka şekilde; gün uzunluğunun kısa ya da uzun oluşu, bitkilerin generatif devreye geçiş hızını etkilemez. Ancak, bitkilerin bazılarında kısa gün, bazılarında ise uzun gün, çiçeklenmenin daha erken ve daha bol olmasına neden olur.

Nötr Gündüz Bitkileri: Çiçek açma aktiviteleri bakımından günlük ışın alma süresine (gündüz uzunluğuna) bağlı olmayan bitkilerdir.

O

OECD: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü.

Oksidant: Oksijen içeren ve oksijenin yeni maddeler oluşturmak için kimyasal reaksiyona girmesi kolaylaştıran madde.

Oksin Hormonu: Bitkinin uç bölgelerinde sentezlenir ve köklere doğru taşınır. Işıktan kaçma özelliği vardır. Bitkinin boyuna uzamasını sağlar. Tohum çimlenmesinde ve hücre farklılaşmasında görev alır. Bitkide yaprak oluşumu, çiçek açma va meyve oluşmasını sağlar. Yönelme (tropizma) hareketinin gerçekleşmesini sağlar. Stomaların açılmasında görev alır. Oksin hormonu, fazla salgılanırsa; büyüme ve gelişme durur. Az salgılanırsa; büyüme ve gelişme yavaşlar ve yapraklar dökülür.
Oligochaeta (Kara ve tatlısu solucangilleri): Annelida şubesi (phylum) içinde bir taksonomik sınıflama. Bu sınıfın türleri segmentli vücuda, peristomium ve periproct bölümleri hariç segmentleri üzerinde kıllara, gerçek bir söloma, kapalı bir damar sistemine, dairesel ve uzunlamasına kaslar sayesinde emekleyerek ilerleme özelliklerine sahiptir.

Optimum Ekolojik Koşullar: Bir canlının en iyi şekilde yetiştiği ve en yüksek ürünü verdiği, çevre koşullarına verilen isimdir. Optimum ekolojik koşulların her bir canlı, cins, tür, çeşidine ve yaşam süresindeki değişik devrelere göre farklılık gösterir.

Organik Madde (Organic Matter): Bir zamanlar yaşayan bir organizma tarafından üretilen veya bir zamanlar yaşan organik maddeler.

Organometalik Bileşikler: Organometalik bileşikler Hidrojen ve karbon atomlarının bir metale bağlı olduğu organik bileşikler. Karbon atomunun H, C, N, O, F, Cl, Br, I veya At dışındaki diğer elementlerle karbon-metal şeklinde doğrudan bağlanarak oluşturduğu bileşikler sınıfı.

Orografik Yağışlar: Bir dağ yamacını izleyerek yükselen nemli hava kitleleri soğuyarak, içlerindeki nemi yağış halinde bırakırlar. Engebeli arazinin veya dağların neden olduğu bu tür yağışlar “orografik yağışlar” olarak isimlendirilir. (Orographische Niederschläge/orographic precipitation).

Ortak Yaşam: Organizmalar arasında karşılıklı ya da tek taraflı yarar sağlayarak yaşama şekline verilen isimdir. Baklagiller ile Rhizobium sp. Bakterileri arasındaki yaşam karşılıklı; küsküt ve canavar otunun çeşitli bitkiler üzerinde yaşaması buna örnektir.

Ototrof Organizmalar: Kendi gereksinimleri olan besin maddelerini; inorganik maddeleri, organik maddeye çeviren çalıların genel ismidir. Genellikle klorofilli bitkiler bu grupta yer alır. Fotosentez yoluyla organik madde yapması için güneş ışığıma gereksinim duymaları nedeniyle, bu bitkilere bu isim verilir.

Özümleme Ürünleri: Yeşil bitkilerde fotosentez sonucunda ortaya çıkan, karbonhidratlar ve protein gibi maddelere verilen isimdir. Bu ürünlerin bir kısmı, üretim yapan bitkinin kendi ihtiyaçları için kullanılır, geri kalan kısmı ise çeşitli organlarında depolanır.

Ozon (O3): Üç oksijen atomundan oluşan molekülleriyle Zehirli, renksiz bir gaz. Sıvı halde lacivert rengini alır. Atmosferin üst katmanlarında yer alan ozon, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korur. Ozon çok tehlikeli bir maddedir. Yeryüzünde ise gözleri, burnu ve boğazı tahriş eden ozon, solunum sistemini tahrip eder. Güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzoz gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit bulunur. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konsa, bu kutu tam 14.000 kişiyi öldürür.

Ozon Tabakası: Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

Ö

Ölüm Hızı: Belli bir nüfustaki ölümlerin sayısı… Değişik biçimlerde hesaplanır. Bir hesaplama yöntemi olan kaba ölüm hızı, belli bir coğrafi alanda beher 1.000 kişi başına yıllık ölümlerin toplam sayısıdır.

Ömür Otu: Sedum sempervivoides Bieb. (Crassulaceae) 20 cm kadar yükseklikte, tüylü, kırmızı çiçekli, iki yıllık ve otsu bir bitkidir. Dip yapraklar, rozet biçiminde bir araya toplanmıştır. Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde yetişir. Camuskulağı, kaya koruğu, ikbal otu, ikbal çiçeği, ömür çiçeği de denir.

Öncü Bitkiler: Çıplak alanlara ilk olarak gelip, orada bir bitki örtüsü meydana getiren türler. Bunlar, ekstrem yetişme ortamı koşullarına dayanabilen (aşırı sıcaklık, kuraklık, don, su ve besin maddesi eksikliği, vb.) bitkilerdir. Örneğin, orman yangınlarından sonra, yanık alan topraklarına otsu bitkiler, titrek kavak gibi odunsu bitkiler öncü olarak gelir, yerleşir. Boş bir habitatta yerleşen ilk bitkiler de bu şekilde nitelenir.

Ötrafikasyon: Bir ekosistemin tamamında veya ekosistemin belirli kısımlarında besin maddelerinin artması, zenginleşmesi olayını niteleyen bir terimdir. Bir ekosistemde besin maddeleri verimini ve fotosentez ürünlerini arttırma hususunda etkili olan tüm süreçlerin toplu ifadesidir. Örnekler: Deterjanlı sularla göllerde fosfatın artması ve buna bağlı olarak su bitkilerinin biyolojik kitlesinin artması, gübreleme ile toprağın besin elementlerince zenginleşmesi ve dolayısıyla bitkisel ürünlerin artması gibi. (Eutrophierung/eutrophication).

P

Parankima: Bitkinin hemen her organında bulunan ve bitkinin temel yapısını meydana getiren doku.

Parazitlik: Olumsuz ilişki… Bir canlı diğeri üzerinden beslenir. Parazit fayda görürken konak zarar görür. Örnekler: Ökse otu, bit, pire, tahtakurusu, bakteri, virüs, bağırsak kurtları, tenya…

Parlak Halka (Flared clitellum): Bknz. Halka (clitellum).

Parmak Erozyonu: Hafif meyilli-eğimli olan ve uygun toprak işlemesi yapılmayan alanlarda yüzey akışı ile yüzlek kanalcıkların oluşmasına neden olan toprak taşınması olayıdır.

Partenokarpi: Tohumsuz meyve oluşumu.

Patojen: Enfeksiyona veya gıda zehirlenmesine neden olan mikroorganizmalardır.

Patojenite: Etkenin konakçının vücudundaki dokularda oluşturabildiği patolojik reaksiyonlardır. Klinik hastalık şiddetidir.

PEBC: Pasifik Havzası Ekonomik İşbirliği.

Periprokt: Solucan vücudunun anüsü içeren son segmenti.

Peristomium: Solucan vücudunun ağzı içeren ilk segmenti.

Perkolasyon: Suyun toprak içerisinde aşağı doğru hareketine denir.

Pestisit/Pestisid: 1)Zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Pestisit, kimyasal bir madde, virüs ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan, antimikrobik, dezenfektan ya da herhangi bir araç olabilir. Zararlı organizmalar, insanların besin kaynaklarına, mal varlıklarına zarar veren, hastalık yayan böcekler, bitki patojenleri, yabani otlar, yumuşakçalar, kuşlar, memeliler, balıklar, solucanlar ve mikroplar olabilir. Her ne kadar pestisitlerin kullanılmasının bazı yararları olsa da insanlar ve diğer hayvanlar için potansiyel toksisiteleri nedeniyle bazı sorunlar da yaratabilir. 2) Bitki ve hayvanları zararlılardan korumak için mücadele amacıyla kullanılan kimyasal ilâçlar ve etki maddelerinden hepsini birden ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bütün “herbisid” ve “insektisid”leri kapsamakta olup “biosid” karşılığı kullanılan bir terimdir ( pesitizid/pesticide ).

Pestisit Kalıntısı: Pestisitlerin parçalanması ya da ayrışması sonucu ortaya çıkan; suya ve toprağa karışan ya da bitki üzerinde kalan artıklara verilen isimdir. Tarım ve orman ekosistemlerinde bitki korumada kullanılan kimyasalların bir kısmı organik bir kısmı da bitkisel ürünler üzerinde kalarak tüketici ikincil canlılara, toprakta birikim sonucunda da toprakta bulunan tüm canlılara toksik etkide bulunurlar.

Petrokimyasal: Petrolden türetilen madde veya malzeme, bir tür hidrokarbon. Hidrojen ve karbon atomlarından oluşan kimyasal. Modern kimya endüstrisinin kalbinde petrokimyasallar yer almaktadır. Bir çok “mucize” ürünün ve önemli miktarda kimyasal çevre kirliliğinin özünde petrokimyasallar yatmaktadır. En çok tanınan petrokimyasallar arasında, asetik asit, aseton, benzin, formaldehit, etilen, etilen diklorit, metanol, fenol, polietilen, polivinil klorid, stirin, vinil klorid vs. sayılabilir.

pH: pH ölçeği ile (0-14) ifade edilen, toprağın asitlik ve bazikliğinin göstergesi. 7’den düşün pH asidiktir; pH 7 nötrdür; 7’den büyük pH ise baziktir.

Phytophthora nicotianae: (Tavşan Gözü Çürüklüğü – Kök ve Gövde Çürüklüğü). Phytophthora nicotianae fungal bir hastalık etmeni olup, çok geniş bir konukçu listesine sahiptir ve bir çok bitki türünde ortaya çıkar. Hastalık etmeni patlıcan, fasulye, maydanoz, karpuz, tütün, domates, soğan ve bir çok süs bitkisinde hastalık oluşturmaktadır. Hastalık etmeni bitkilerin yaprak, gövde ve kök gibi tüm organlarına saldırabilir. Gövde ve yaprak enfeksiyonlarına ilave olarak domates, pineapple ve anthurium gibi bitkilerin köklerine, karpuz ve afrika menekşesi gibi bitkilerin kök ve kök boğazına ve domates ve patıcan gibi bitkilerin meyvelerine de saldırır ve çürüklüğe neden olabilir. Hastalık etmeni bir çok bitkide çökerten hastalığına neden olur.

Plankton: 1) Havuz, göl, akarsu, deniz, okyanus gibi sulara ait ekosistemlerin herhangi bir derinliğindeki su tabakalarında, su hareketleriyle sürüklenen veya çok yavaş olarak yüzen, hayvan ve bitkilerden oluşan mikroskobik büyüklükteki organizmalardır. 2) Deniz ve tatlı sularda suyun pasif hareketiyle sürüklenen küçük organizmalardır. Besin zinciri su ortamında bitkisel planktonlarla başlar.

Plasmodiophora: Lahana Kök- Ur Hastalığı (Plasmodiophora brassicae). Köklerde beyaz çıkıntılar oluşur ve bitkinin beslenme yetkisini bozar. Çimlendirme sırasında genç bitkilerde ortaya çıkabilen salgın bitkileri zayıf düşürür. İleri aşamasında hastalık lahanaların günün sıcak saatlerinde kendilerini salmalarına yol açabilir ve sulama bir şey ifade etmez. Bu safhada bitkiyi söktüğünüzde hastalığın tipik özelliğini gözlemleyebilirsiniz : bitkinin kökleri üzerinde beslenmeyi engelleyen beyaz ve çok düzensiz çıkıntılar halinde birçok ur oluşmuştur.

Poliklorlu Bifeniller: (PCB), UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) Kimyasallar Birimi tarafından hazırlanan ve Stokholm Sözleşmesi’nde çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinden dolayı kullanılmasına yasaklama ve sınırlama getirilen 12 adet kalıcı organik kirleticiden (KOK) biridir. PCBler endüstriyel kimyasallar olup, doğada kendiliğinden oluşmamaktadırlar. PCB’ler 1930-1993 yılları arasında yaklaşık 1.3 milyon ton civarında üretilmiştir ve bu miktarın büyük bir kısmı doğaya salınmış halde olup, çoğu toprak ve sedimanda olmak üzere, su, hava ve buzul matrislerde birikmeye devam etmektedir. PCB’ler Türkiye’de üretilmemesine rağmen, pek çok sanayi uygulamalarında kullanılmak üzere ithal edilmiştir. Türkiye’de PCB kullanımı 1995 yılında yasaklanmış olmasına karşın 2000’li yıllara kadar ithalatının devam ettiği düşünülmektedir.

Poliploidi: Canlıların somatik hücrelerinde ikiden fazla genomun bulunmasına verilen isimdir.

Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar: (PAH). Organik bileşiklerin eksik yanması sonucu ortaya çıkan toksik ve kansorejen etkiye sahip yine organik yapıda bileşiklerdir. PAH’lar hava, su, gıdalar ve sigara dumanı ile insan vücuduna girerek DNA’da mutasyona neden olmaktadır. Doğada 100’ün üzerinde PAH bileşiği tespit edilmiştir. Ancak kanserojen ve toksik etkisinin daha fazla olduğu düşünülen 16 PAH bileşiği öncelikli kirleticiler arasında kabul edilmiştir. Bu çalışmada polisiklik aromatik hidrokarbonların fiziksel ve kimyasal özellikleri, tayin yöntemleri ve insan sağlığı üzere etkileri derlenmiştir.

Populasyon: 1) Sınırlı bir çevrede yaşayan aynı tür organizma topluluğuna popülasyon denir. 2) Belirli sınırlar içinde yaşayan birbirleriyle karşılıklı ilişkiler içerisinde bulunan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu canlı topluluğudur.

Porozite: Pekişmiş veya pekişmemiş malzemenin boşluk hacminin, toplam hacmine olan oranıdır. Porozite malzemenin su tutma ve iletme potansiyelini etkileyen bir paremetredir. Boşluklu bir malzemenin ne kadar su içerebileceğinin bir göstergesidir.

Postclitellate Erişkin (postclitellate adult): Üreme sürecini yitiren solucanlar. Artıl bir clitellum’a sahip değildirler, fakat bir zamanlar clitellum ve cinsel işaretlerin olduğu yerde bir solgunluk kendini gösterir.

Potasyum Permanganat: Meyve ağaçları, zeytin ve bağda fungusit ve bakterisit olarak kullanılır.

Ppb (İng: Parts per billion): Milyarda bir (nano) olarak tanımlanan konsantrasyon birimi.

Ppm (İng: Parts per million): Milyonda bir birime verilen isimdir. Herhangi bir çözeltideki toplam madde miktarının milyonda (mikro) 1 birimlik maddesine 1 ppm denir. Her üç harfi de küçük olarak “ppm” şeklinde yazılır.

Predasyon: Bir canlının diğer bir canlı üzerinden onu parçalayarak beslenmesi.

Predatör: Biyolojik mücadelede zararlılarla savaşta kullanılan faydalı böceklere predatör denir.

Preparat: Kimyasal mücadelede kullanılan tarımsal ilaçlar, etkili madde ve dolgu maddelerinden oluşan bir özel karışım halindedir. Bu hazır durumdaki ilaçlara preparat denir.

Primer Bitki Gelişimi: Üzerinde daha önce hiçbir bitki örtüsü bulunmayan, çıplak kaya, su yüzeyleri ve sellerin getirdiği tohumdan arınmış kum yığınları gibi yerlerde meydana gelen, bitki gelişimidir. Yeryüzündeki bitkisiz, çıplak alanlar üzerinde cereyan eden bu primer bitki gelişimi ile vejetasyon oluşur. İlk defa sporları ile çoğalan ithal bitkilerle başlayan bu gelişim, uzun yıllar alan çeşitli dönemlerden geçerek, bulunduğu yerin klimaks vejetasyonunu oluşturur.

Prostomium: İlk vücut segmenti olan peristomium’un önünde kendini gösteren deri lobu. Ağzın hemen üstünde yer alır ve sırttan bakıldığında üç değişik biçimi vardır.

Protozoa: Protozoa (Protista) üyelerinin tek ortak özelliği, bir hücreli oluşlarıdır. Bir protozoan hücresi, bir metazoan hücresinden çok daha karmaşık yapılı olabilir. Çünkü protozoa’da hücrenin kendisi bir organizmadır. Protozoa’nın sınıflandırılması, vücut içi organelleri ve hareket organellerine göre yapılır. Hemen hemen tüm Protozoa üyeleri hücre duvarına sahip değillerdir, aerobik solunum yaparlar ve su olan her yerde bulunabilirler. Tek hücreli olmalarına rağmen, çok hücrelilerde görülen yaşamsal işlevlerin birçoğunu yapabilirler. Bu nedenle eski zamanlarda vücut maddesi hücrelere ayrılmamış hayvanlar olarak kabul edilmiş ve “Hücresizler” adıyla anılmıştır. Tek olarak ya da koloni şeklinde yaşayan tek hücreli canlılardır. Bugüne kadar 60.000 kadar türü tanımlanmış ve bunların yaklaşık 1/4’ü parazit olarak bilinir. Protozoaların Önemi: Doğadaki madde döngüsünün gerçekleşmesinde olduğu gibi insanlar için de büyük öneme sahiptirler. Birçok deniz canlıları için besin kaynağıdırlar. Suların biyolojik temizliğinde rol alırlar. Birçok bitkiyle beslenen canlıların sindirim kanalında karbonhidratların yıkımında görev alırlar. Bazı omurgalı hayvanların bağırsağında hastalık yapıcı bakterilerin tüketilmesinde rol alırlar. İnsan ve hayvanlarda hastalık yaparlar. (Örn: Uyku hastalığı, Malarya, Amipli dizanteri). Denizlerde petrolün toplanmasında rol oynayan ana kayaçları oluştururlar.

R

Radyoaktif Atık: Düşük veya yüksek düzeyde radyasyon yayınlayan atık. Atomik çağın başlangıcından bu yana, radyoaktif atıklar çözülememiş ve büyüyen bir sorun oluşturmuştur. Günümüzde de bu sorunların çözüme yaklaştıklarını söylemek mümkün değildir, sorunların boyutu da daha net anlaşılmıştır. Nükleer silahlar üretilirken, kullanılan yakıtın işlemden geçirilmesi sonucunda ortaya yüksek düzey radyoaktif atık denilen bir atık çıkmaktadır. Bu atıklar genellikle sıvı, kimi zaman katılaştırmış biçimde saklanmakta ve binlerce yıl boyunca çevre için tehlike arz etmektedirler. Tıbbi ve endüstriyel faaliyetler sonucunda ortaya çıkan düşük düzey radyo aktiflerin de dikkatli olunmadığı takdirde, tehlikeli olabildikleri bilinmektedir.

Radyoaktif Serpinti: Radyoaktif parçacıkların yer yüzüne inmesi; ya da radyoaktif parçacıkların kendisi.

RDF: Bölgesel Kalkınma Fonu (CARICOM).

Rekabet: 1) Olumsuz olan bu ilişki türünde besin maddeleri, ışık, yuvalanma gibi faktörler için rekabet edilir. Aynı tür veya farklı türler arasında olabilir. En iyi adapte olan tür diğerlerine üstün gelir. 2) Bir ortamda yaşayan canlıların ortamdaki yaşam kaynaklarından daha fazla yararlanabilmek için sürdürdükleri çabaya verilen isimdir. Örnek olarak bitkiler birim alanda gereğinden daha sık oldukları zaman yeterli ışık alabilmek için rekabete girerek boylarını uzatırlar. Sonuçta kuvvetli olanlar ortama hakim olurlar.

Rekombine DNA: Genetik mühendislik tekniklerinden, farklı birey veya türlerin DNA’larını birleştirmeye kadar uzanan değişik tekniklerin ürünü.

Rezidü (kalıntı): Kullanılan ilacın belirli süre sonra kullanıldığı yüzeyde (ortamda) kalan miktarıdır. Özellikle insan ve çevre sağlığı bakımından önemli olup, ppm ile ifade edilir.

Rhizoctonia: Toprak kökenli geniş bir konukçu listesine sahip fungal bir hastalık etmendir. Sebze fidelerinde kök çürüklüğü, diğer adıyla çökerten hastalığı olarak da bilinir.

Rizosfer (rhizosphere): 1) Bitki köklerinin direkt olarak kendisini içeren bölge. Bitkilerin, mikroorganizmaların, diğer toprak organizmalarının ve toprak yapısı ile kimyasının karmaşık bir yapı içinde faaliyet gösterdiği mikrobiyal aktivitelerin yoğunlukta olduğu bölgedir. 2) Bitkilerin kök sistemi çevresinde su, hava ve besin maddelerini taşıyan toprak tabakasına verilen isimdir.

Rizobakteri: Rizosfer, toprakta mikroorganizma popülasyonun yogunlastıgı bitki köklerini çevreleyen bölge olarak tanımlanmıstır. Bitki köklerini çevreleyen rizosfer bölgesine kolonize olan bakterilere ise Rizobakteri denilmektedir .

Rototiller: Tohum yatağı hazırlamak ve anız bozma işlemlerinde çok amaçlı olarak kullanılabilen toprak işleme makinası.

rpm: (revolutions per minute) – Santrifüjün dakikada dönüş hızının sembolü.

Rüzgarın Fizyolojik Zararı: Rüzgarın serbest yüzey buharlaşması ve fizyolojik buharlaşmayı artırarak, bitkide kurutucu etkide bulunmasıdır. Rüzgar toprağın en üst yüzeyini kurutarak, toprak suyunu buharlaştırır. Bitki çevresinde normal transpirasyon sonucunda oluşan, oransal nemi yüksek havayı götürür. Yerine kuru hava getirir. Bunun sonucu bitkilerde tekrar transpirasyon artar. Rüzgar hızına bağlı olarak, bu kayıplar daha da artarak devam eder. Sonuçta toprakta yarayışlı su azalacağından, bitkide sararma ve solmalar başlar. Bu durum uzun süre devam ederse bitki ölüme gider.

S

SAARC: Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü.

Santrifüj: Santrifüj, ağırlıkları farklı maddelerin (kan ve değişik solüsyonlar) yer çekimine bağlı olarak deney tüplerini yüksek hızla döndürerek ayrışmasını sağlayan laboratuvar aletidir.  Santrifüj aletinin yüksek devir sayısı, içerisine yerleştirilen karışımların çökelme prensibine göre ayrılmasını sağlar. Ağır parçalar merkezkaç kuvveti yardımıyla tüpün alt kısmında toplanır (dairesel harekette dışarı doğru gider). Aynı mantıkla daha hafif parçalar tüpün üst kısmına doğru hareket eder (dairesel hareketin merkezine doğru yol alır). Süspansiyonlar veya emülsiyonlar bu şekilde kolaylıkla ayrılabilir. Örneğin kan, en üst kısmında serum, orta kısımda yağ, alt kısımda ise pıhtı kalacak şekilde ayrıştırabilir.

Sarı Kıvrım: Tohumun çimlenmesinde toprak yüzeyine çıkmasını etkileyen olumsuz şartlar bulunmaktadır. İşte bu olumsuz şartların etkisiyle çimlenen tohum toprak altında kalarak kıvrılır. Buna sarı kıvrım olayı denir. Sarı kıvrıma sert tabaka, kaymak tabakası ya da tohumun istenen ölçülerden daha derine ekilmesi sarı kıvrıma sebep olur.

Savan: Belirgin kuraklığa sahip tropik yaz yağışları zonunun (Muson) göreceli homojen bitki toplumlarıdır. Bazı bölgelerde düşük yıllık yağış miktarından, bazı bölgelerde de yüksek yıllık yağışa karşın (1000-1500 mm) çok geçirgen kum topraklarından dolayı kuraklığın egemen olduğu yetişme ortamlarının bitki toplumlarıdır. Savan vejetasyonu yoğun bir ot tabakası ile bunun üzerinde seyrek-çok aralıklı teker teker bulunan ağaçlar, çalılar veya ağaç grupları ve çalı gruplarından oluşur. Eğer üzerindeki ağaç topluluğunun kapalılık derecesi ortalama 0.5’e erişirse FAO tarafından bu savan bitki toplumu “orman” olarak isimlendirilir.

Sclerotinia sclerotiorum: Beyaz ya da yumusak çürüklük hastalığı. Hastalık, havuçlarda ilk olarak 1860 yılında Belçika’da belirlenmiştir. Hastalık üretim alanları ve depoların her ikisinde de önemli bir problemdir. Beyaz çürüklük hastalığına neden olan Sderotinia sclerotiorum pek çok bitkiyi enfekte eder. En iyi bilinen konukçuları marul, legümenler ve kolzadır. Bazı zamanlar beyaz çürüklük patates bitkisinde de ekonomik zararlar yapar. Bu hastalık devamlı olarak patates yetiştiriciliğinin yapıldığı yerlerde özellikle nişastalık patates çeşitlerinde görülür. Hassas çeşitler yetiştirildiğinde hastalıktan dolayı meydana gelen zararda büyümektedir.

Sclerotium cepivorum: Beyaz çürüklük. Soğan ve sarımsak gibi Allium türlerinde beyaz çürüklüğe neden olan bir patojendir. Dünya’da bu türlerin yetiştirildiği birçok alanda, Avrupa, Asya, Afrika, Amerika kıtası, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın değişik üretim bölgelerinde önemli zararlara neden olduğu tespit edilmiştir. Bu patojen bol miktarda sklerot oluşturmakta ve toprakta uzun sure dormant halde yaşayabilmektedir. Bu yüzden mücadelesi zordur.

Sekonder Bitki Gelişimi: Üzerinde hayli gelişmiş bir bitki örtüsü bulunduğu halde; sonradan aşırı otlatma, kuraklık, erozyon ve benzeri nedenlerle, bu örtünün çeşitli derecelerde tahrip edilmiş olduğu yerlerde, tahrip nedenleri ortadan kalktıktan sonra meydana gelen bitki gelişimidir.

Seleksiyon: 1) Bir karakter yönünden popülasyon ortalamasından üstün olduğu tahmini edilen bireylere döl verme şansı tanımaktır yani damızlık olacak hayvanların seçimidir. 2) Mevcut olan varyasyondan doğal ya da yapay olarak bazı özelliklere sahip olanların seçilmesine verilen isimdir. Bir bölgede bulunan canlı cinsi ve türlerini o bölgenin ekolojik koşulları belirler. Bu bir çeşit doğal seleksiyondur. Doğal olarak ortaya çıkmış yada yapay olarak oluşturulmuş varyasyondan amaca uygun olanların insan eliyle seçilmesine yapay seleksiyon adı verilir.

Self Pruning: Bodur bitkilerde bodurluğun kontrol edilmesi. (Prunnig, İngilizce “budama”)

Senecence: Bitkide yaşlanma.

Sentetik Kompost: Kompost yapımında at gübresinin kullanılmadığı tamamen bitkisel artıklardan oluşan komposttur.

Serbest Radikaller: Serbest radikaller, genellikle bir elektronunu kaybetmiş bir oksijen atomu içeren moleküllerdir. Bu durum onları kararsız (reaktif) bir hale getirir. Komşu moleküllerin elektronlarına hırslı bir şekilde göz dikmeye başlarlar. Elektron çalmak suretiyle bedende faaliyet gösteren teröristler haline gelebilirler. DNA’ya hücum edebilirler ve fonksiyon bozukluğu, mutasyon ve kansere yol açarlar. Enzimlere ve proteinlere saldırarak normal hücresel faaliyetleri bozabilirler. Kan damarlarımızı döşeyen hücrelerin zarlarında meydana gelen bu tür bir tahribat, atardamarların sertleşmesine, kalınlaşmasına ve nihayet kalp krizi ve felçlere yol açabilir. Serbest radikallerin kollejendeki proteine saldırması, protein molekülleri arasında çapraz bağlar oluşmasına ve dokularda sertliklere neden olur.

Sert Kıl Çiftleri (setal pairings): Kılların (setae) solucan vücudu üzerinde düzenlenmiş hali. Üç düzenleme mevcuttur: sıkı çift, enli çift ve ayrı çift.

Sınırlandırıcı Faktörler: Canlının bulunduğu ortamda, büyümesini, gelişmesini yada yaşamasını sınırlandıran ekolojik faktörlere verilen isimdir. Canlının gelişme devresine göre optimum olmayan, fakat büyümeye izin veren çevre faktörü gelişmeyi sınırlandırır. Sınırlandırıcı faktörün değeri; bitki, cins, tür, çeşit ve gelişme devresine göre değişiklik gösterir. Örneğin, pamukta 0°C yaşamı sınıflandırırken, buğdayda büyümeyi sınırlandırır. Sınırlandırıcı faktör bir ya da birkaç tane olabilir.

Sırt gözenekleri (dorsal pores): Solucanların sırtının ortasındaki segmentlerarası çizgilerde yer alanküçük delikler. Bu delikler sölom çukuruna açılırlar. İlk sırt gözenekleri 5/6 terimi 5. ve 6. segmentler arasında yer alan ilk sırt gözeneği anlamına gelmektedir.

Sızıntı suyu (Leachate): Katı atıkların çözülmesi sürecinde oluşan ve içeriğinde ayrışmış, çözülmüş ve asıltı maddeler içeren sıvı. Bir kompost kabından veya solucan gübresi üretim kabından elde edilen sızıntı suyu, besin yüklü mükemmel bir sıvı gübredir.

Sistem: Birbirleriyle etkileşim içinde olan bağıntılı parçaların oluşturduğu bütüne denir. Sistemler genel olarak 3 grupta toplanılır. Bunlar İzole sistem, Kapalı (sibernetik)sistem ve açık sistemlerdir. İzole sistemin ortamı ile madde ve enerji alış-verişi yoktur. Kapalı sistemler ortamlar ile sadece enerji alış-verişi yapan ve kendi kendilerini denetleme özelliğine sahip sistemlerdir. Açık sistemler ise işlevlerini yapabilmeleri için ortamlardan devamlı madde ve enerji alan ve bunları yapılarında değiştirip ortama bazı çıktılar veren sistemlerdir. Kapalı sistemlerde bir de arttıran geri besleme mekanizması vardır ki, bu eksilten geri besleme mekanizmasının tam tersidir. Bu olaya kısır döngüde denilir.

Sistemik Etki: Zirai ilaçların bitki iletken dokusu tarafından taşınarak hastalık ve zararlı etmenlerine karşı etkili olmasına denir.

Sitogenetik: Soyaçekim ve kalıtımı hücrelerle ve daha çok kromozomla ilişkisi bakımından inceleyen biyoloji dalıdır.

Sitokinin Hormonu: Bu hormon köklerde sentezlenir ve bitkinin diğer organlarına doğru taşınır. Tohum çimlenmesinde ve hücre faklılaşmasında görevlidir. Yaprakların geç yaşlanmasını sağlar. Bitkide tomurcukların gelişmesini, dal ve sürgünlerin oluşmasını sağlar. Bu hormon etkisi ile kambiyum uyarılır ve bölünmeye başlar.

Siyah Yağmur: Petrol döküntüsü, petrol kuyusu veya orman yangını gibi nedenlerle atmosfere dağılan kurumun yağışla yeryüzüne inmesi.

Siyanobakteri: Cyanobacteria oldukça geniş bir gruptur ve morfolojik açıdan çeşitli fototrofik bakterilerden oluşur. Cyanobacteria’yı mor ve yeşil anoksifototroflardan ayıran, onların oksijenik fototroflar olmalarıdır. Bu grup Bacteria’daki en büyük alemlerden biridir. Bu canlılar evrimsel açıdan büyük öneme sahiptir çünkü onların Dünya üzerinde ilk oksijen oluşturan fototrofik organizmalar olduğu, bu sayede de Dünya’nın atmosferinin oksijensiz (anoksik) halden oksijenli (oksik) hale geçtiği düşünülmektedir. Gerçek bir zarla çevrili çekirdekleri bulunmaması nedeniyle bakteri, fotosentetik özellikte olmaları nedeniyle de bazen alg olarak sınıflandırılırlar.

Soil Crust: Bknz: Kaymak tabakası

Solom (coelom): Vücut duvarı ile besin (beslenme) kanalı arasındaki boşluk. (Hayvanlarda bir epitel ile astarlanmış olan vücut boşluğu; ikincil karın boşluğu.)

Solucan Gübresi (Worm Castings): Solucan dışkısı.

Solucan kabı (Worm Bin): Solucanların içinde yaşamaları ve organik atıkları yemeleri için özel olarak hazırlanmış kaplar. Bir solucan kompostu sistemidir.

Solucan Kompostu (Vermicompost): Kompost işlemini solucanlarla yürütmek veya solucanlarla kompost üretme işleminde elde edilen son ürün. Solucan kompostunun içeriğinde solucan gübresi, ayrışmış organik maddeler, yataklama malzemeleri, solucan kozaları, solucanlar ve diğer organizmalar yer alır.

Solucan Kompostu üreticisi (Vermicomposter): Solucan kompost kabı veya solucanlarla kompost üreten kişi.

Solucan kompostu Üretimi (Vermicomposting): Solucanlar kompost üretme işlemi.

Solucanekin (Vermiculture): Solucan çiftçiliği veya solucan yetiştirme.

Sosyabilite: Aynı türden bitkilerin küçük veya büyük bitki gruptan meydana getirebilme ve bir arada yaşama yetenekleridir. Bu yeteneklerine göre, bazı bitkiler topluluk içerisinde tek tek yaşadıkları halde, sosyabilitesi daha yüksek olan bazı bitki türleri de küçük bitki grupları, kümeleri, kolonileri ve bir tek bitki türünden oluşan, saf bitki popülasyonlarını meydana getirirler.

Sperm Kesesi (spermathecae): Spermlerin içinde tutulduğu bir organ.

Sperm: Erkek üreme hücresi.

Sprout: Sürgün.

Steinernema Carpocapsae: Biyolojik kontrol amaçlı kullanılan faydalı nematod türü. Sayın Meyvelitepe’nin açıklamasına göre “bu yırtıcı (predator) nematod, topraktaki kadı lokması, danaburnu ve çayır sineği larvalarının vücutlarına giriyor. Orada beslenmeye, larvaya toksik bir bakteri üretmeye başlıyor. 3-4 gün içinde larva hastalanıp ölüyor. 14’cü günde tek bir nematod 100 bin sayısına ulaşarak larvayı terk edip toprakta yeni av peşine düşüyor.”

Step Formasyonu: Ilıman bölgelerin az yağışlı kurak ve yarı kurak kısımlarında, bitki örtüsünün büyük ve önemli bir bölümü buğdaygil yem bitkilerinden oluşan bir çayır ve mera formasyonudur. Toprak nemi fazla olan çukur alanlarda biçilmek sureti ile değerlendiren step formasyonu, esas itibariyle kurak bölgelerin meralarını meydana getirir. Fazla tahrip edilmeyen steplerde, bitki örtüsünün büyük kısmı buğdaygillerden oluşur.

Stratifikasyon: Tohumların çimlenebilmesi için gerekli olan soğuklama ihtiyacına denir.

Su Kesmesi: Bitkilerin suyun fazlalığı nedeniyle köklerinin yeterli oksijeni alamaması sonucunda ölüme gitmesi durumudur. Özellikle bazı tahıllarda ve yoncada oldukça önemlidir.

Su Kültürü: Suyu tatlı yada tuzlu olan akarsu, çay ve göl gibi ekosistemlerde çeşitli su ürünlerini kapsayan hayvansal üretim ile bazı bitki türlerinin yetiştirildiği sisteme verilen isimdir.

Sulama Yönetimi: Sulama, hastalık kontrolünde önemli bir faktördür. Sulama sisteminin seçimi (mini yağmurlama, damlama, karık ), sulama zamanı ve sulama aralıkları ürünün su ihtiyacını yeterince sağlamalıdır. Aşırı sulama toprak kökenli patojenik fungusların gelişimini kolaylaştırır. Pek çok yaprak hastalığına karşı yağmurlama sulama sistemi tercih edilmemelidir. Çünkü yağmurlama sulama yaprak hastalıklarının gelişimini ve patojenin dağılmasını teşvik eder. Bu nedenle damla sulama veya alttan sulama sistemi tercih edilmelidir.

Suş: Bir bakteri veya virüsun farklı alttürlerinin, aralarında genetik farklılıklar bulunan gruplarına ¨Suş¨ denebilir. Farklı suşlar arasında, ilaçlara, dış etkilere dayanıklılık vs. özellik değişiklikleri olabilir. Benzer özellik ve şekil gösteren bitkilere, bir suşun üyeleri denebilir. Bu kullanım resmi değildir. Bir fare ya da sıçan suşu, genetik olarak tıpatıp aynı canlılardan oluşur. Bu suşlar laboratuvar deneylerinde kullanılırlar. Fare suşları, inbred, mutant ya da gen mühendisliğiprosedürleriyle üretilmiş olabilir. Sıçan suşları genellikle ¨inbred¨dir. (İnbred: yakın akraba eşleştirmesi).

Süksesyon: Mevcut ekosistemin bozulup ortadan kalkması ile yerine yeni bir ekosistemin oluşumunun olması olayına süksesyon (yerine geçme) denir.

Süper Türler: Aralarında herhangi bir şekilde, doğal melezlenme meydana gelmemiş bulunan, coğrafi bakımdan izole edilmiş yerlerde yaşayan bir akraba tür grubudur.

Süprüntü (litter): Toprak yüzeyinde yer alan ölü bitki ve hayvan atıkları.

Süzülme Hızı (infiltration rate): Belli bir miktar ağırlık veya hacimdeki suıyun toprağa süzülmesi için gerekli olan zaman.

Ş

Şamdan Oluşumu: Tepe sürgünü çeşitli nedenlerle ve çok kez kırılmış, tahrip edilmiş olan ağaçlarda tepe sürgünü olmaksızın yan sürgünler gelişir. Böylece bitkinin tepe kısmı şamdanı andıran bir şekil alır. Bu olaya şamdan oluşumu denir. (Kandelaberbildung/candelabre tree).

Şaşırtılmış Fidan: Fidanlıklarda özellikle orman fidanlıklarında, ekim yastığında bulunan sık durumdaki fidanların, esas dikim alanına götürülmeden önce, bu yastıklardan çıkartılarak, daha geniş aralıklarla ve mesafelerle başka bir yastığa dikilmesi ve böylece daha iyi gelişmesinin sağlanması için yapılan işleme ormancılıkta şaşırtma; bu fidanlara da şaşırtılmış fidan denir (verschulte Pflanze/transplant stock).

Şeritvari Ekim: Eğime dik olarak belli genişlikteki şeritlere, ekim nöbeti ilkelerine uygun olarak farklı bitkilerin ekilmesine verilen isimdir. Kışlık baklagil- kışlık tahılın eğime dik olarak şeritlere ekilmesi, şeritvari ekim örneğidir.

Şevketibostan: Cnicus benedictus L. 35 santime kadar yükselebilen, bir yıllık, tüylü, sarı çiçekli ve otsu bir bitkidir. Toprak üstü kısımları İzmir pazarlarında satılır ve sebze olarak kullanılır. Akkız, bostan otu, mübarek dikeni, Şevket otu olarak da bilinir.

Şimera: Deneysel yönlendirme sonucunda, iki veya daha çok sayıda farklı genom hücresinden oluşan organizma.

Şitaki mantarı (Lentinula edodes): Shii ağacından toplanan lezzetli bir mantar türü. Kelime anlamı “Lezzetli, Hoş kokulu mantar” dır. Uzakdoğu mutfağının önemli bir öğesidir.

T

Taban Suyu: Toprak içerisinde sızan suyun geçirimsiz bir tabakaya veya ana kaya üzerinde birikmesiyle oluşan sudur. Taban suyunun derinliği bazen 1-2 m gibi çok yüksek, 3-5 m gibi normal bazen de 50-60m gibi çok fazla olabilir.

Taksonomi: Organizmanları sınıflandırma bilimi (Taxonomy).

Tarım: Bitki yetiştirme ve hayvan yetiştirme, bitkisel ve hayvansal ürünleri elde etme, bitkisel ve hayvansal ürünlerin nitelik ve niceliklerini iyileştirme, pazara hazırlama, saklama ile değerlendirme bilim ve sanatıdır.

Tarımsal Ekoloji: 1) Kültür bitkilerinin ekolojisini inceleyen bilim dalıdır. Bu bilim dalında kültürü yapılan bitkilerin çevreleri ve birbirleri ile olan ilişkileri incelenir. 2) Sonuçta insanlık yararına tarımsal ürünleri ortaya çıkaran, bitkisel ve hayvansal canlıların kendi aralarındaki ve bu canlılarla çevre koşulları arasındaki ilişkileri inceleyen ve daha fazla tarımsal ürün elde etmenin temel ilkelerini açıklayan bilim dalıdır.

Tarımsal Enerji Girdileri: Tarım ekosistemlerinde sisteme dışarıdan verilen tüm canlı ve cansız bileşenlere verilen isimdir. İnsan eliyle yürütülen ekosistemlerde, yapılan herhangi bir üretim için ekosisteme dışarıdan ilave edilen tüm canlı ve cansız bileşenler, tarımsal enerji girdilerini oluşturur.

Taşlık (gizzard): İçerisimnde besinlerin öğütüldüğü, sindirim sisteminin kaslı bölümü. Bağırsaklardan hemen önce kursaktan hemen sonra yer alır.

Termofilik Kompost: 55-65 santigrat derece arasında devreye giren termofil organizmaların oksijen desteğiyle ısı üreterek organik maddeleri parçalaması neticesinde ortaya çıkan kompost.

Termosfer: Atmosferin 80-400 km yükseklikleri arasındaki katmandır. Bu katmanda sıcaklık tekrar hızla yükselir (Thermosphäre/thermosphere).

TFAP: Tropikal Ormanlar Eylem Planı (BM/FAO)

Toksik: Zehir. Hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal, biyokimyasal ya da radyoaktif nitelikte zararlar veren her türlü maddeye verilen isimdir. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçük dozlarda bile göstermesidir.

Toksik Madde: Canlı organizmaya (insan ve sıcak kanlı hayvanlara) ağız, solunum, deri ve enfeksiyon yolu ile girdiğinde normal fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları bozan veya fazla miktarda canlının ölümüne sebep olan kimyasal maddelerdir.

Toksite: Kimyasal maddelerin vücutta zarar verebilme potansiyeli diye tanımlanabilir.

Tolerans (maksimum rezidü miktarı): Kullanılan ilacın insan ve hayvan yiyeceği olarak tüketilen ürünler üzerinde göz yumulabilen kalıntı miktarı olup ppm veya ppb ile ifade edilir. Bu değerler üzerinde olan pestisit miktarı insan ve hayvanlar için zehirlidir.

Toplum Ekolojisi: Çeşitli türlerden oluşan canlı toplumun, bilişimini ve zaman içindeki evrimini, inceleyen ekoloji dalıdır.

Toprak (Soil): Küçük kaya, kum, alüvyon, ayrıştırırlar ve organik maddeler. Kayaların çeşitli etmenler nedeniyle ayrışması sonucunda oluşan, bitkilere besin kaynağı olan, canlılara yaşam alanı oluşturan, abiyotik ve biyotik öğelerin etkileşimini olanaklı kılan ortam.

Toprak Burgusu: Toprak burgusu, fidan, çit direği, elektrik direği gibi birçok alanda çukur açılmasında, traktöre takılarak kullanılan bir makinedir.

Toprak Düzenleyici (Soil Conditioner): Toprağın fiziksel içeriğini zenginleştiren ve organik madde içeriğini arttıran şeyler.

Toprak Mikrofaunası ve Faunası: Toprakta bulunan hayvansal canlıların tümünü ifade eder. Bu grupta, protozoalar, solucanlar, nematodlar, eklembacaklılar, örümcekler ve her çeşit böcek ile fare ve köstebek gibi omurgalılar ön sırada yer alır.

Toprak Mikroflorası: Toprakta bulunan küçük bitkisel canlıların tümünü ifade eder. Bu grupta önemliler bakımından; bakteriler, aktinomisetler, mantarlar ve algler yer alır.

Toprak Mikroorganizmaları: Bakteriler, aktinomisetler, mantarlar, algler, protozoalar… Toprak verimliliği ve toprağın ayrışması mikroorganizmalar ile ilişkilidir.

Toprak Makroorganizmaları: Solucanlar, böcekler, eklembacaklıklar, kurtlar, salyangozlar, kemirgenler, karıncalar… Toprağın havalanması ve bitki artıklarının mekanik parçalanması makroorganizmalarla ilişkilidir.

Toprak Profili: Toprağın katmanlarının dikine gösterilmesidir. Yani toprağın dikine kesitidir.

Toprak Oluşumu: Toprak temel olarak fiziksel parçalanma, ufalanma, ayrışma, erime, hidroliz, oksidasyon ve bitki kalıntılarının organik maddeye dönmesi sonucu oluşur.

Toprak organik maddeleri: Fulvik asit, humik asit ve huminden oluşan Humik maddeler bütünü.

Toprak Sağlığı: Organik tarım felsefesine göre toprak canlı bir varlıktır. Organik gübreleme ve yeşil gübreleme yapılarak humus oranı arttırılan ve dikey özellikleri bozulmadan yumuşak bir tarzda işlenen toprak üzerinde yetiştirilen bitkiler daha iyi gelişir ve hastalık etmenlerine daha iyi karşı koyar. Toprak işlemede toprağı derinden işlemeyen, traktörün kuyruk miline bağlı olarak kullanılan tırmık, kültivatör ve diskaro gibi ekipmanlar kullanılmalıdır. Pulluk gibi derin kazıcı aletlerin az 5 yılda bir kullanılması önerilir. Toprak yapısının bozulduğu durumlarda toprak iyileştiricileri olarak doğal kalsiyum karbonat, dolomit, kemik unu, kan ve boynuz unu, balık unu, et unu, hümik asit, perlit, vermikulit, alçı taşı kullanılabilir. İyi işlenmemiş zayıf topraklarda strese maruz kalmış bitkilerin toprak kökenli funguslardan kaynaklanan problemlerinin artabileceği dikkate alınmalıdır. Tohum, fide ve fidanların dikim derinliği bitki çıkışı ve gelişimini destekleyecek şekilde uygun olmalıdır. Hastalıklı bitki artıklarının temizlenmesi hastalık yönetimi için önemli bir adımdır. Örneğin ; Marul hasadından sonra tarlada kalan bitki parçaları Marul mozaik virüsü-LMV için kaynak oluşturacaktır. Ayrıca bu artıklar S.minor fungusunun sklerotlarının gelişimine uygun zemin hazırlar ki bu sklerotlar toprağın birkaç santimlik üst tabakasında yer alır. Derin olmayan bir sürüm ile toprağın karıştırılması sağlanarak bu patojenlerin gelişimine zemin hazırlayan bitki artıkları gömülmelidir. Düzenli olarak hastalık simptomları gösteren bitkilerin sökülüp atılmasıyla seralarda Botrytis sporlarının, açık alanda sklerot formundaki hastalıkların derece derece azaltılması sağlanabilir. Topraktaki total mikrofloranın korunması için anız yakma işi yapılmamalıdır.

Toprak Solarizasyonu: Solarizasyonla toprak kökenli patojenler, yabancı otlar ve diğer zararlıları öldürmek yada populasyonlarını düşürmek mümkündür. Bu yöntem yaz sıcaklığının yüksek olduğu bölgeler için çok uygundur. Toprak nemini koruyucu materyal kullanarak yapılan malçlama ile aşırı sulama ve buna bağlı olarak gelişen hastalıklar önlenmiş olur. Malçlama aynı zamanda yabancı ot kontrolünü sağlayarak bazı viral ve bakteriyel etmenlerin gelişimini engeller.

Toprak Strüktürü: Toprak taneciklerinin birbirlerine bağlanmaları ile oluşan yapıya agregat denilir. Agregatların toprak içindeki dizilişine ise strüktür denilir. Strüktür toprak verimliliğini, havalanmayı ve su tutma kapasitesini etkiler.

Toprak Tekstürü (Toprağın Dane Boyutu): Toprağı oluşturan kum, silt ve kil maddelerinin birbirlerine göre oransal dağılımları. Taneciklerin boyutu toprağın havalanmasını, su tutma kapasitesini, tutulan suyun miktarını, toprağın sıcaklığını ve verimliliğini etkiler.

Toprak Yorgunluğu: Monokültür tarım yapılan arazilerde toprağın; bitkinin fazla tükettiği besin maddeleri yönünden fakirleşmesi, mikroorganizma dengesinin bozulması, bazı zararlı bileşiklerin ortaya çıkması, hastalık ve zararlı etmenlerinin artması nedeniyle verimliliğin azalması olayıdır.

Total Herbisit: Bütün yabancı ot ilacı.

TRAFFIC: Ticareti yapılan bitki ve hayvanların ticaret kayıtları analizi. Doğal yaşam ve doğal yaşam ürünlerinin küresel ticaretini denetleyen uluslararası kurum. Kurum özellikle CITES anlaşmasının düzenlemeleri konusunda çalışmakta ve devletlerin CITES hükümlerine uyup uymadıklarını denetlemekte, bu yasaların daha düzgün uygulanması için baskı oluşturmaktadır.

Transjenik: Normal genomu, gen aktarılarak veya başka bir türün DNA’sının eklenmesi gibi müdahele edici bir teknikle değiştirilmiş bir organizmayı tanımlamak için kullanılan sözcük.

Transpirasyon: Havanın emme kuvveti sayesinde bitkinin hava ile temasta organlarından dışarıya su buharı verilmesi olayı.

Trofik Seviye: Bir hayvanın besin zincirindeki yeri. Trofik seviye besin zincirinde bulunan besin basamaklarından her birine verilen addır.

Tropizma: Bitkilerin uyartılara karşı yönelmesi durumu.

Tropofitler: Uzun süren kuraklıkları, bünyesinde yapmış olduğu fizyolojik değişikliklerle atlatabilen ve tekrar yağışlı mevsim geldiği zaman gelişmesini devam ettirebilen bitkilere verilen isimdir. Örneğin, yağışlı mevsimde yapraklanan ağaç ve çalılıklar gibi.

Tubercula pubertatis (TP): Clitellum’un her iki yanında yer alan bezemsi şişkinlikler. Her zaman görünmezler ve clitellum ile birlikte sürekli olarak var olabilirler veya olmayabilirler.Boyutlerı ve şekilleri türe bağlı olarak geniş uzun şeritler, üç köşeli ve vantuz biçimli olabilir.

Tür: 1) Çevre koşulları ne olursa olsun değişmeden kalan belirli görüntüler yönünden birbirine benzeyen ve bu özellikleri döle geçiren, çiftleştiklerinde döl verim yeteneğine sahip(fertil, doğurgan) döller veren bireylerin oluşturduğu gruplara tür denmektedir. 2) Canlılar sistematiğinde cinslerin taksonomik alt birimleridir. Türleri oluşturan bireyler birbirleri arasında melezlenip fertil döl verebilirler. Aynı türden olan bireyler arasında morfolojik, fizyolojik ve biyolojik özellikleri yönünden önemli farklılıklar yoktur. Örneğin, aynı türdeki bitkilerin yaprak, çiçek, meyve ve tohum yapıları büyük farklılık göstermezler.

Tür Barındırma Kapasitesi: Bir ekosistemin büyük değişikliklere uğramadan barındırabileceği tür sayısına verilen isimdir. Ekosistemde barınacak türlerin sayı ve oranını, ortamdaki canlı ve cansız faktörlerin kombinasyonu belirler

U

UNCTAD: Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Programı

UNEP: Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Environment Programme)

Ulaşım Yollarını Koruma Ormanı: Şevlerden düşecek kaya ve taşlara, yamaçlardan gelecek çığlara ve toprak kaymalarına karşı yolları ve taşıt araçlarını güvence altına almak için yetiştirilen ve yararlanılan ormandır.

Uyku Hali (aestivation): Elverişsiz koşulların neden olduğu hareketsizlik dönemi veya uyku hali.

Uzaktan Algılama: Elektromanyetik enerjinin bulunmasıyla sözgelimi havadan fotoğraf çekme gibi, fiziksel özelliklerle ilgili uzak mesafelerden bilgi toplama yöntemi (Remote sensing).

Uzun Gün Bitkisi: Genellikle gündüz saatleri 12- 14 saatten fazla olunca çiçeklenme ve olum devreleri hızlanan bitki, cins, tür ve çeşitlerine verilen isimdir. Bu bitkiler, vejetatif gelişmelerini kısa günlerde, generatif gelişmelerini ise uzun günlerde tamamlarlar. Serin iklim tahılları turp ve mantar gibi bitkiler uzun gün bitkileridir.

Uzun Gündüz Bitkileri: Çiçeklerinin çabuk oluşumu için günlük 14 saatten daha çok ışığa gereksinme duyan bitkilerdir. Gündüzlerin kısalığı, çiçeklenmeyi engeller, daha çok vejetatif gelişmeyi sağlar. Uzun gündüz bitkileri, gündüz uzunluğunun belirli bir sınırın altına düşmesi halinde (bu sınır bazı araştırmacılara göre 10 saat olarak kabul edilmektedir) çiçek açamazlar.

Uzunlamasına Kaslar (longitudinal muscles): Bknz. Kaslar (Muscles)

Ü

Üreticiler: Biyolojik kütleleri üretme ve değiştirme yeteneğine sahip organizmalardır. Ototrof (kendibeslek) organizmalar. Bunlar, inorganik maddelerden organik madde üreten canlılardır. Eğer bu üretim için güneş enerjisini kullanılırsa, bunlara fotoautotrof, kimyasal enerji kullanırlarsa kemauototrof denmektedir. Her iki grup canlıya birden “birincil üreticiler-primer üreticiler” denmektedir. İkincil (sekunder) üreticiler ise birincil üreticilerin meydana getirdiği organik maddelerle beslenerek bunlardan yeni ürünler meydana getirirler. Bunlara hetetrof organizmalar, sekunder üreticiler denir.

Üretim Biyolojisi: Bir ekosistemdeki organik madde üretimini belirlemeyi, inceleme ve araştırma konusu olarak almış bulunan ekoloji dalıdır. Ekosistemdeki madde üretimiyle, enerji tüketimi arasındaki ilişkileri de inceleyen toplum ekolojisi dalıdır.

Üretim Peyzajı: Dinlenme ve eğlenme amacına hizmet eden peyzajların aksine, sadece tarım ve endüstri amaçlı kullanım için yararlanılan peyzajlardır.

Ürün Verme Kapasitesi: Bir toprağın yetişme ortamının, bitki ve hayvan toplumunun veya akarsuların arzu edilen ürünü, yararlanılabilir biyolojik kütleyi verebilme yeteneği veya kapasitesidir. Bu yetenek veya kapasite, iklim, toprak, bitki, hayvan, bakım ve işletme tekniğinin kombinasyonuna (ortak etkisine) bağlıdır. ( Yield capacity / Ertragsfähigkeit )

Üst deri (epidermis): Deri; vücut duvarının mukus salgılyan dış hücresel katmanı.

Üst Toprak: Toprağın yüzeyine yakın kısmında yer alan, genellikle humusça zengin durumda bulunan, 3- 20 cm derinlikteki yüzey toprağına verilen isimdir.

V

Vaha: Çöllerde küçük lekeler halinde, yağışlı mevsimlerde toprak altına sızan sularınbir kaynak suyu ve ya bir seri kaynaklar halinde yeryüzüne çıktığı yerler ve buralarda oluşan bitki formasyonlarıdır. Vahalar yeryüzüne çıkan su nedeniyle, çevredekinden son derece farklı bir bitki örtüsü meydana getirirler. Büyük çöllerin ortasındaki vahalar, birer yerleşim veya uğrak yerleri oldukları gibi bitki ve hayvan yetiştirmeye elverişli alanlar olarak büyük değer taşır.

Vejetasyon: Bir arazi parçası üzerinde yetişen bütün bitkilerden meydana gelen topluluktur. Doğada her arazi parçası, çevrenin ekolojik koşullarına uyabilen bitki türlerinden oluşan, bir bitki örtüsü ile kaplanır. Bu örtü bazı yerlerde orman ağaçlarından, bazı yerlerde ise çalılardan oluşur. Kurak ve yarı kurak bölgelerde de daha ziyade otsu bitkilerden oluşan bir vejetasyon vardır.

Vejetasyon Mozaiği: Çok değişken küçük yetişme ortamlarında, küçük alanlar kaplayan çok çeşitli türler ve çok değişik tür grupları yapısının oluşturduğu vejetasyon görünümü.

Vejetatif Dinlenme: Bitki türleri, özellikle klimatik faktörlere bağlı olarak yılın belirli zamanlarında veya mevsimlerinde vejetatif aktivitelerini durdurarak fizyolojik bakımdan faal olmayan bir duruma girerler. İşte bu fizyolojik dinlenme devresine vejetatif dinlenme denir.

Vejetasyon Tipi: Bitki örtüsünün genel görünüşü ile diğerlerinden kolayca ayrılabilen bölümleridir. Vejetasyon, dış görünüşleri birbirinden oldukça farklı birçok bitki topluluklarından meydna gelir. Bunlardan sadece otsu vejetasyonu ele alsak dahi, yüksek boylu çayır ve meralar, kısa boylu çayır ve meralar, seyrek ve sık çayır meralar gibi birçok vejetasyon tiplerini kolayca birbirinden ayırmamız mümkündür.

Vejetatif Çoğalma: Bitkilerin kök, sap, sülük kardeş, ve çelik ile üretilmeleridir. Bitkilerin birçoğu tohum üretmezler veya ürettiği tohumlarla yetiştirilmeleri oldukça zordur. Bu bitkiler vejetatif üreme organları kullanılarak çoğaltılırlar. Bu yöntemle genetik yapıları aynı araştırma materyali yetiştirebildiği gibi, pratik uygulamalarda da bu yönteme çok başvurulur. Örnek olarak, patates, asma, çilek ve nane yetiştiriciliği verilebilir.

Vernalizasyon: Kışlık bitkilerin generatif devreye geçebilmek için gelişmelerinin ilk devrelerinde belirli bir süre, büyüme minimum sıcaklığının altında, belirli bir düşük sıcaklık istemelerine verilen isimdir. Örneğin, kışlık buğdayların generatif devreye geçebilmeleri için 2°C ‘ de 15- 20 gün vernalizasyon istekleri vardır

Verticillium:  En yaygın olarak bilinen toprak kökenli fungal hastalık etmenleridir. Genellikle kötü yapılı toprak ve düşük toprak sıcaklıklarında ortaya çıkmaktadırlar. Oldukça geniş bir konukçu listesine sahip olup, odunsu ve otsu bitkilerde hastalık yapmaktadırlar. Bunlardan bazıları; domates, patlıcan, biber, nane, krizantem, pamuk, meyve ağaçları, çilek, güller, yoncadır.

Viroloji: Virüsleri inceleyen bilim dalıdır.

Virülans: Patojen organizmanın hastalık oluşturabilme yeteneğidir.

VOC: Uçucu organik bileşikler (Volatile organic compounds).

W

WCED: Dünya Çevre ve Gelitme Komisyonu ( World Commission on Environment and Development )

WFC: Dünya Gıda Konseyi (BM)

WHO: Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Sağlık Örgütü ( World Health Organisation )

Y

Yabancı Döllenme: Bir çiçeğin yumurta hücresinin başka bir çiçeğin erkek organlarının çiçek tozları tarafından döllenmesi olayına verilen isimdir. Bu olay erkek ve dişi çiçeklerin aynı bitkilerde, aynı bitkilerin farklı yerlerinde veya aynı çiçekte olmasına karşılık, kendine uyuşmazlığın bulunmasına yada olgunlaşma zamanlarının farklı olmasından kaynaklanabilir. Mısırda erkek ve dişi çiçeklerin bitkinin farklı yerlerinde bulunması, kenevirde erkek ve dişi bitkilerin farklı olması, çavdarda ise erkek ve dişi organlar aynı çiçekte olmasına karşılık kendine uyuşmazlığın bulunması nedeniyle yabancı döllenme ortaya çıkar.

Yabancı Otlar: İnsanoğlunun istemediği yerlerde yetişen, zararı yararından fazla olan ve bulunduğu habitata dışarıdan gelerek istilacı olma özelliği gösteren bitki topluluklarıdır.

Yağmur Gölgesi: Nem getiren ve yağış bırakan rüzgârların geldiği yönün aksi tarafında olduğu için az yağış alan veya hiç yağış almayan, siperde kalmış dağ yamaçları, Karadeniz Dağlarının güney, Torosların kuzey yamaçları yağmur gölgesinde kalan yamaçlardır.

Yanardönerlik (iridescence): Işığın kırılması sonucu solucanın derisinin yüzeyindeki yanardöner renklerin oluşması. Yeşil ve mavi en çok parlayan renklerdir.

Yaprak Çürüğü (Leaf Mold): Çürümüş veya büyük oranda çürümüş yapraklar.

Yaşam Mekanı: Canlıların yaşamlarını sürdürdüğü fiziksel yerleşim mekanıdır. Bunlar hayvanlar için sezona göre değişik fiziksel mekan olabilir. Örneğin kış uykusuna yatan bir ayı için kış sezonunda yaşam mekânı bir mağara, bir in olabilir. Yazın ise kırlar, dağlar, ormanlar, bu hayvanın yaşam mekânıdır. Bu terim hem habitat, hem biyotop anlamında da kullanılır (habitat, biyotope/ lebensraum).

Yataklama (Bedding): Solucan kompostu üretmek için bir araç olarak kullanılan gazete kâğıtları ve yaprak gibi malzemeler.

Yayılış Alanı: Bir bitki türünün kendiliğinden yetişip, yaşadığı alandır. Bitki türlerinin yayılışları bir harita üzerinde işaretlendikten sonra en dışta kalan noktalar birleştirildiği zaman o bitki türünün yayılış alanının sınırları çizilmiş ve yayılış alanı saptanmış olur.

Yem Dönüşüm Oranı (FCR – Feed Conversion Rate): Genel olarak FCR (Yem dönüşüm oranı/Verilen yemin ete dönüşüm oranı) 1 civarında ya da 1’e yaklaştıkça değerini arttırır. Bu değerin ifadesi FCR:2 ya da 1:2 şeklindedir. Burada 1 elde edilen ürün ağırlığı için, 2 ise verilen yem miktarını belirlemektedir. Diğer bir deyişle; 1 kg canlı ağırlık için 2 kg yem kullanılmıştır denebilir. FCR:2, deniz balıkları için ortalama bir değerdir. Ancak bu değer farklı yem, ortam koşulları, besleme teknikleri vb. dikkate alındığında, değişiklikler gösterebilir. Kısaca bu değerler için genel olarak 2 denilebilir. FCR değeri türün farklı boylarına, farklı yetiştirme koşullarına ve yemin içeriğine göre değişir.

FCR sadece balığı besleyip, canlı ağırlık artışını ölçmek demek değildir. Bunun yanında sağlam, kaliteli, kısa sürede pazara ulaşabilen ve morfolojik görünüşü iyi balıkların yetiştirilmesine de olanak sağlar. Bunun yanında kullanılan yemler için sadece karma yemlerden söz etmek yetmeyebilir. Eğer canlı yemler ıskarta balık vb. gibi yemlerden de yararlanılıyorsa, o zaman FCR değerleri daha farklı olabilir. Bu durumda 7-8 kg. gibi yüksek değerlerde yem tüketimi ifade edilebilir. Çünkü 7-0 kg canlı yemin tüketilmesi, ancak 1 kg pelet (karma) yeme karşılık gelebilir. Bu durumda genel olarak FCR’a etki edebilecek koşullar ve faktörler söz konusu olabilir. Bu nedenle bunların bilinmesi ve dikkate alınması gerekmektedir.

FCR Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerince balık üretiminde yeterli miktarda yem kullanılıp kullanılmadığı hususunun kontrolü için önem taşımaktadır.

Yenilenebilir Kaynaklar: Petrol ve kömür gibi kullanımla birlikte yavaş yavaş azalan sonlu kaynakların aksine doğal olarak ortaya çıkan ve güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi kullanımla azalmayan kaynaklar.

Yer Seçimi: Üreticiler mümkün olduğunca problemli bölgelerden kaçınarak dikim planı yapmalıdırlar. Toprak kökenli patojenlerle bulaşık olduğu bilinen bir arazide yetiştirilecek olan hassas bir ürün büyük kayıplara neden olabilir. 

Yerli (indigenous): Dışarıdan gelmemiş olan, bulunduğu yere ait olan, yöreye özgü.

Yeşil Devrim: 1960’lı yıllarda, fazla ürün veren yeni buğday ve pirinç çeşitleri gibi üstün verimli tahıl bitkileri geliştirilmiş ve ıslâh edilmiştir. Böylece birçok bölgelerde yüksek derecede ürün artışı gerçekleştirilmiş olup bu sonuç “Yeşil Devrim” olarak isimlendirilmiştir.

Yeşil malzeme (Greens): Azot içeriği zengin kompost malzemesi (Çoğunlukla ıslaktır.)

Yığın (Heap): Genellikle çevrili olmayan kompost yığını.

Yön Gösterici (pusula) Bitkiler: Bir pusula gibi yaprakları ile yön gösteren bitkileri ifade eden bir terimdir. Bu bitkiler yapraklarını, kenarları kuzey ve güneyi, yüzeyleri ise doğu ve batıyı gösterecek şekilde çevirip yönlendirirler. Bu şekilde öğle güneşi yaprağın yanlnız dar bir kısmına gelir. Buna karşılık daha az şiddette olan akşam ve sabah güneşi ise bütün yaprak yüzeyine çarpacak şekilde yönlenirler, dolayısı ile ışıktan fotosentez için en yüksek derecede yararlanabilecek bir pozisyon yaratılmış olur (Kompasspflanzen/compass plants).

Yönelim: Bitkilerin dış faktörlere bağlı olarak yönelme ve büyümelerine verilen isimdir. Yönelme ve büyüme var olan kaynağa doğru olur ise pozitif yönelim, var olan kaynağın tersi yönünde ise negatif yönelim olarak değerlendirilir.

Yumurta (ovum ): dişi hayvanların olgun üreme hücresi.

Yutak (pharynx): Ağız ile yemek borusu arasında bulunan, midenin bir parçasıdır.

Yüzey Bitkileri: Toprak üstü kısımlarını üreten tepe tomurcukları, toprak içerisinde fakat toprak yüzeyine çok yakın ve bitki artıkları ile kapatılmış olan bitkilerdir. Sürünen, asılan, yaprakları etli, yastıklar meydana getiren çalı ve yarı çalıları da içerisine alan yüzey bitkileri içerisinde yumak teşkil eden buğdaygiller bitkileri önemli yer işgal ederler.

Z

Zerofitler: Kurak ortamlarda yaşayan bitkisel canlılardır.

Zonal: Büyük alanları kapsayan demektir. Örneğin zonal iklim: büyük alanların iklimi.

Zonlara Ayırma: Aralarında çoğunlukla derece farkı ve basamaklanma bulunan bir veya bir çok yetişme ortamı faktörlerine göre, geniş alanlarda veya yoğun olarak küçük alanlarda ekolojik bakımdan yapılan mekân ayırımıdır. Yamaç ve yetişme ortamları, taban suyun etkisindeki alçak bölgeler, göllerin gittikçe küçülerek, karalar haline döndüğü yerler, büyük alanlarda iklim bakımından benzer enlem derecelerini kaplayan makro iklim kuşakları.

Zorunlu Bitki Besin Elementleri: Bazı elementlerin yokluğunda bitki hayatını sürdüremez. İşte bu besin elementlerine zorunlu bitki besin elementleri denir.

Zygomycetes (Ekmek Küfleri)Bu sınıfın üyeleri, çoğunlukla toprak içerisinde ya da ölü organizmalar üzerinde yaşar. Bu nedenle, topraktaki organik maddelerin ayrıştırılmasında büyük rol oynarlar. Aplanospor olarak adlandırılan üreme hücreleri, kamçısız olmaları nedeniyle hareketsizdir. Bu hücreler, spor keselerini terk ettikten sonra, çimlenerek miselleri oluştururlar. Üreme amacıyla iki organizma karşılıklı geldiğinde, birbirlerine doğru parmak benzeri çıkıntılar uzatırlar. Eğer bu iki bireyin kimyasal sinyalleri birbirine uygunsa, çekirdek kaynaşması yoluyla üreme gerçekleşir. Üremek için suya gereksinim duymazlar, tamamen kara yaşamına uyum yapmışlardır.

Çeviri ve Derleme: Savaş 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz